12 Mart 2024

Masumluğumuzun yüzü şehirler

Liseli yıllarımın, masumluğumuzun yüzü Ardahan'dan, 45 yıl sonra masumluğunu yitirmiş bir ülkeye...

Fotoğraf: Bahattin Sural

Sene 1977, Ardahan.

Masumluğumuzun yüzü bir şehirdi o. İki bin metre yükseklikte, sırtını dağlara vermiş; bir mevsim yaz, zemherisi kılıçtan keskin, üç mevsim ayaz, 14 bin nüfuslu ilçe. 

Bölücülerin şehri Kars, Ardahan, Iğdır olarak henüz üç parçaya bölmediği yıllardı.

Çocuktuk ya da gençtik. Masum hayaller kurardık şehrin sokaklarında; dağları yarıp suları ovalarla buluşturmaya, toprağı ortak işlemeye, buğdayı birlikte ekmeye dairdi düşlerimiz; harmanı hep beraber dövüp ekmeği bölüşmeye; sevinçte ve kederde ne varsa paylaşmaya dair…

Barındırdığı tek liseye, 63 köyünden okumak için gelen; yokluk, yoksunluk içinde barınma sorunları yaşayan öğrencileriyle bir ilçe. Beş-altı kişilik gruplar halinde kiralanan öğrenci evleri; kışın yakacak bulamadıkları için günü çoğunlukla kahvehanelerde geçiren öğrenciler…

Kiralık öğrenci evlerinde kalmaya bile gücü yetmeyenler olurdu. Bunlarsa, köylerinden ilçe merkezindeki okula, kışın ayazına, karına, tipisine aldırmadan kilometrelerce yolu tepmek zorunda kalırlardı.

Ne var ki masumluğumuzun şehrinde, hayat kadar kışları da sert, bir o kadar acımasızdı. 

Bu yüzden, her sene tipinin ve zemherinin burgacına yakalanmış, kimi bir dağın yamacında nefessiz kalmış, kimi ıssız bir vadinin çukurluğunda beline dek kara saplanmış, kimi ayakta öylece donup kalmış öğrenci cesetlerinin bulunması olağandan sayılırdı.

Televizyonların evlere girmediği, yerel haberlerin radyolara ulaşmadığı yıllardı.

Haber önce fısıltı gazetesiyle kulaktan kulağa yayılır, sonra lisenin sınıf ve koridorlarında, öğrenci suretlerinin ekşimiş yüzlerinde acı dolu, keskin bir sessizlik olarak asılı kalırdı. 

O sene, lise binasının hemen yanında inşaatı başlanan ve iki binadan oluşan kompleksin yatılı bir imam hatip okuluna ait olduğunu öğrendiğimde sezmiştim masumluğumuzun başına gelecek olanları. 

Lise ve ortaokulda okumak için köylerden Ardahan ilçe merkezine gelmek zorunda kalan çocukların barınma, ısınma, beslenme sorununu tümden çözecek bulunmaz bir nimetti bu okul. Birçok köylü ailenin, kapılarına dek gelen bu fırsatı geri tepmeyip çocuklarını imam hatip okuluna gönderecekleri aşikârdı, öyle de oldu…

Söz konusu okul, 1975-78 yılları arasında, Milliyetçi Cephe hükümetleri döneminde temelleri atılan 230 İmam hatip okulundan sadece biriydi ve tamamlanması CHP iktidarına nasip olacaktı.

İşte böyle değişmeye başlayacaktı bizim masumluğumuz.

Türkiye'deki İmam Hatip Okulları sevdası 12 Eylül darbecisi Kenan Evren ile Turgut Özal döneminde de sürdü gitti. 1980 darbesini takip eden dokuz yılda 134 İmam Hatip Okulu daha açıldı.

1995-96 yıllarındaki Tansu Çiller-Deniz Baykal ortaklığında eğitime başlayan 94 İmam Hatip Okulu ile birlikte ülkedeki dini okulların toplam sayısı 479'a ulaşacaktı.

1997'de 318 bine çıkan bu okullardaki öğrenci sayısı 28 Şubat kararlarının etkisiyle 78 bine kadar düşse de, sonraki yıllar art arda açılan yeni okullarla hızla yükselmeye devam etti. Özellikle 2010'lu yıllardan sonra ülke tarihinde görülmemiş ölçüde ve hızda, eğitimin imam hatipleştirilmesi süreci başlamış oldu.

Öyle ya, masumluğumuzun yüzüydü o şehirler, bir kez değişmeye başlamıştı, gerisi gelecekti.

2019 yılına gelindiğinde tablo daha belirgindi. Ülkede 1.624'ü İmam Hatip Lisesi, 3.394'ü de İmam Hatip Ortaokulu olmak üzere toplam 5.018 dini tedrisata göre eğitim yapan imam hatip okuluyla dindar bir kuşağın yetişmesinin alt yapısı büyük ölçüde tamamlanmıştı.

2018-19 öğretim yılı sayıları bunu anlamak için önemli bir gösterge. Bu okullarda okuyan 1 milyon 366 bin 664 öğrenci görmekteyiz. Bu sayının 741 bin 103 'ünün kız öğrenci olması ise ayrıca dikkate değer. 

Malûm, ağacı yaşken eğmek önemliydi. Bunu yapmanın en iyi yollarından biri çocuklar için Kur'an kursları açmak olabilir miydi?

Öyle yaptılar.

Resmi ya da değil mantar gibi çoğaldı bu tür kurslar. Çok geçmeden yönetenler, "Hayatımızı Kur'an'a göre tanzim edeceğiz" hedefini açıkça söyler oldular. Aynı sıralardaydı; yatılı Kur'an kursları sayısının 2000'e, gündüzlü Kur'an kursu sayısının da 40 binlere ulaştığı, resmi makamlar tarafından övünülerek ifade edilecekti 

Bir kez duayla, besmeleyle karışınca, kaçınılmaz olarak bir hokkabazlığa dönüşecekti siyaset.  

Nitekim öyle oldu. Giderek hileli bir karanlık büyüdü gökyüzümüzde, her türlü şer'e boğulur oldu aydınlık yüzü ülkenin.

Şehirler bir bir yitirirken masumluğunu, köyler geri kalır mıydı peki?

Kalmazdı elbette.

Daha önceleri köylerde aydınlanma ocağı olarak okullar, köyün saygın ve bilge kişisi olarak da öğretmenler bulunurdu. 1990'lı yıllarda başlayan taşımalı eğitimle birlikte buna son verildi. Kırsal bölgelerdeki okullar ve öğretmenler köylük alanların dışına sürüldü. Köylerdeki aydınlanmanın ışığı sönmüştü. Geride kalan boşluğu dolduracak ise camiler ve imamlardı. Artık köylerde hatırlı kişi olarak imamdan başka kimse olmayacaktı.

İmamların, cemaate namaz kıldırmak dışında köylerdeki önemli faaliyetlerinden biri de okullar kapandığında, yaz Kur'an kursları açmaktı. Köyün olabildiğince çok çocuğunu bu kurslara kaydetmek onun önemli göreviydi. Zira vereceği kurslar için ek ders ücreti adı altında bir ödeme almaktaydılar. Böylece köyün bütün çocukları, potansiyel olarak birer Kur'an kursu öğrencisi, adeta imamın müşterisi sayılıyordu. Demek oluyordu ki, köy imamının yaz dönemindeki en büyük hedefinin, köyün bütün çocuklarını bu kurslara kaydetmek olması kaçınılmaz olacaktı. 

İmamlar bu kadar çok çalışır da eşleri boş durur muydu? Durmazdı elbette. Zamanla, onlar da kendine bir görev biçmekte gecikmeyeceklerdi. Köyün kadınları ne güne duruyordu. Böylece imamların eşlerini, mukabele adı verilen toplantılarda köyün kadınlarına din eğitimi verirken görecektik. Eli hamurdan, ayağı çamurdan kurtulmayan köy kadınlarının geride kalan sınırlı boş zamanlarını da işte bu mukabeleler alacaktı. Böyle bir yaşam cenderesi içine sıkışmış kadınlar, tarlasındaki ürünü mü düşünecekti, mallarının pazarda beş para etmemesini mi; yokluğu, yoksulluğu mu? Yoksa kaderi, sınanmayı ve şükretmeyi mi?

Zaman geçiyor köyler değişiyor, kasabalar değişiyor, kentler değişiyordu. Yeni kavramlar yerleşiyordu belleğimize; AVM'ler, özel üniversiteler, özel hastaneler, özel otoyollar; daha çok özelleştirme, daha fazla kazanç, borsa, spekülasyon, acele kamulaştırma…

Böylece, zamanla kaybederken şehirler masumluğunu, çocukluğumuzun masum yüzleri bir bir soldu, bizler de kaybettik masumluğumuzu. 

Geldik bugüne… 

Resmi olarak 2023 sezonu yaz Kur'an kurslarından faydalanan çocuk sayısının 4 milyon olacağı tahmin edildiğini gördük. Üstelik bu, bütünüyle resmi kayıtlara bağlı olanıydı. Zira bu sayının 2015-16 yaz sezonunda zaten 5 milyon civarında olduğuna dair açıklamalar mevcuttu. 

Ağacı yaşken eğmeyi keşfetmişlerdi ya. Nasıl olsa devlet denen aygıt bütünüyle ellerindeydi; ağacı fidan halindeyken bükmek neden olmasındı ki?

Bal gibi olurdu; öyle yaptılar.

Kur'an kurslarına gideceklerin yaş sınırını 4'e düşürdüler. Bu şekilde geri dönüşü neredeyse imkânsız, yepyeni bir dindar nesil yaratmanın yapı taşları daha güçlü bir şekilde yaratılmış oldu. 

Bu değişiklikle birlikte Yaz Kuran kurslarında 4-6 yaş grubunda; 2021-2022 döneminde 168.439; 2022-2023 döneminde ise 193.564 çocuğun eğitim aldığı görülecekti.

Uzaktan eğitim Kur'an kurslarında gençlere, engellilere, ev kadınlarına ve çalışanlara yönelik verilen eğitimler; keza Türksat uydularındaki onlarca dini televizyon kanalından yapılan dini yayınlar ise cabası.

Zaman öylesine acımasız, bir silindir gibi geçerken ülkenin üzerinden, başka ve yeni kavramlar zerk olmaya devam ediyordu hayatımıza; altın ve maden, tesettür ve pırlanta, dolar ve para sayma makinesi; kışlık ve yazlık saray, gökdelen ve rezidans, kupon arazi, kanun hükmünde kararname…

Masum yüzü, böylece çürürken şehirlerin, bu kadar yeter miydi? Yetmezdi elbette.

Dini tedrisata göre eğitimin, bir de üniversite boyutu vardı. Bugün ilahiyat ya da İslami ilimler fakültesi programına sahip 112 üniversite bulunmakta. Bunun 70'inin son 10 yılda açıldığı ise başka bir gerçek. 

2020 yılında bunların öğrenci sayısı 112.866 idi. Eğitim politikası uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı'nın 2018'de hazırladığı rapordan edindiğimiz bilgilere göre ülkedeki 30 tarikata bağlı 400 kadar kol aktif olarak faaliyette. İstanbul'da açıktan çalışan 445 tekke ve zaviyeye bağlı 2 milyon 600 bin kişiden söz edilmekte.

Kur'an kurslarında yetişen hafız sayıları ise hızla artmakta. Diyanet İşleri Başkanı'nın açıklamasına göre belgeli hafız sayısı 200.000'e ulaşmıştır. Bunlardan bir tanesinin de Milli Eğitim Bakan yardımcısı olduğunu buraya not etmekte fayda var. 

Tüm bu tabloya resmi olmayan Kur'an kurslarının, tarikat yurtlarının, gizli medreselerin, sübyan okullarının; TÜGVA ve TÜRKEN gibi kamu destekli vakıfların vs dâhil olmadığını da eklemeliyim. 

Bir yandan ihtirasa, riyaya, servete tahvil edilirken inançlar, öte yandan an be an daha çok kirleniyordu masum yüzü ülkenin.  

AKP'nin iktidar olduğu yıldan bugüne ülkeye nüfus olarak 20 milyon kişi daha eklenmişti. Ülke nüfusunun neredeyse dörtte biri, siyasal İslamcı bir rejimce yapılandırılan böyle bir ortama gözünü açtı, Kur'an kurslarına gitti, imam hatip okullarında okudu, sınava girdi, askerlik yaptı, oy kullandı, işe girdi…

Dini tedrisattan geçen bu işgücü arzı imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı, hafız ve kuran kursu öğreticileri olarak yetiştiler.  

Son zamanlarda üretimden kopuk bu işgücü fazlasının, MEB ve İl müftülükleri işbirliği ile ÇEDES projesi kapsamında ilkokul, ortaokul ve liselere, 'manevi danışman' olarak atandığı görülmekte.

* * *

Sene 2023, Ardahan.

Başladığımız şehirle bitirelim istiyorum.

Aylardan Ekim'dir. Şehir içinde, AKP il örgütüne ait otomobil bir bisikletliye çarpar. Bisiklet bir tarafa, sürücüsü başka bir tarafa savrulur. Bir anda yaralı adamın başında küçük bir kalabalık toplanır. Adam hastaneye kaldırılır.

Hastanede, yaralının başında genç bir delikanlı peydahlanır. Kazaya sebep olan kişi adına ona yakınlık gösterir, ilgilenir.  

Bir süre sonra bu gencin, AKP gençlik kolları başkanı olduğu anlaşılacaktır. 

Bir yandan resmi işlemlere aracılık eder, şikâyet edilmemesi için çaba gösterirken, bir yandan sohbet ederler.

Gencin babası, Ardahan Merkez Camii'nin imamıdır ve seçimlerde AKP'den milletvekili adayı olmuştur. 

Delikanlı, babasının mümin bir insan olarak politikaya bulaştığı için bundan böyle camide imamlık yapmasının ahlâka uygun olmayacağını düşünerek istifa ettiğini söyler. 

İmamlıktan istifa eden babasının artık yeni bir işi vardır. Siyasete bulaştığı için cemaate imamlık yapmayı ahlâka uygun bulmayan babasının yeni işi, Ardahan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Sekreterliği görevidir. 

Liseli yıllarımın, masumluğumuzun yüzü Ardahan'dan, 45 yıl sonra masumluğunu yitirmiş bir ülkeye.

Nereden nereye…

Yusuf Nazım kimdir? 

Yusuf Nazım (1962) Hanak-Ardahan doğumlu. 1984 yılında Ankara'da, Hacettepe Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. Uzun yıllar bilişim sektöründe çalıştı.

1992-1999 yılları arasında Özgür Gündem, Özgür Ülke, Emek, Evrensel, gazeteleriyle; Gerçek ve Evrensel Kültür dergilerinde deneme, öykü ve yazıları yayımladı.

2007 yılında Hayat Televizyonu'nun ilk kurucuları arasında yer aldı. 2010'da bilişim sektöründeki profesyonel çalışmasını sonlandırdı.

2011 yılından itibaren Cumhuriyet, Radikal, Evrensel, Özgür Gündem ve BirGün gazeteleriyle; T24 ve bianet platformlarında yazıları; Evrensel Kültür ve İnsancıl Kültür Sanat dergilerinde öykü ve denemeleri yayımlandı.

2012-13 yıllarında Güneydoğu'da Diyarbakır, Batman ve Van illerinde çekilen Düşümdeki Uçurtma belgesel filminin genel koordinatörlüğünü yaptı.

Öykü kitapları Kızak (Evrensel Basım Yayın, 2012) ve Leyla'yı Beklerken (İnkılap Kitabevi, 2017). 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Gazzeli bütün çocukları öldürün!

Kapatın çocuklarınızın gözlerini görmesinler, tıkayın kulaklarını duymasınlar, yazmayın tarih kitaplarına bunları, okumasınlar! Durmayın, hep beraber ve el birliğiyle bütün Gazzeli çocukları öldürün!

Bin hafta geçti geçeli...

Hep yaralıydı bakışları çocukların Galatasaray Meydanı'nda, hep yaralı kaldı gülümsemeleri anaların bin hafta geçti geçeli

Edebiyatın savaşa karşı direnişi

"Söylenmeyen ve konuşulmayanların, kaybedilenlerin ve dışarıda bırakılanların ağırlığı şiirin üzerinde asılı duruyor. Belki de Filistin'dir o. Tarih kadar geniş, ama Gazzeli çocukların son nefesleri kadar küçük"