11 Eylül 2009

Afet yüzsüzlüğü

Yapılan araştırmalar İstanbul’un 200’ün üzerinde sokağının ve 100’ün üzerinde caddesinin dere üzerinde bulunduğunu gösteriyor.

İstanbul coğrafyası dere açısından çok zengin olmamakla birlikte irili ufaklı bir çok dereyi barındırıyor. Toplam uzunlukları 600 km civarında olan bu dereleri de üçe ayırmak mümkün Boğaz ve civarına dökülen dereler (Beşiktaş deresi, Ortaköy deresi, Sarıyer deresi, Baltalimanı Deresi, Büyükdere, İstinye Deresi, Kağıthane Deresi, Alibey Deresi, Belgrad Dere, Göksu Çayı, Küçüksu Dere, Elmalı Dere, Kurbağalı Dere vb.) Karadenize’e dökülen dereler (Riva Çayı, Çanak Deresi, Yeşilçay (Ağva Deresi), Uludere ) ve Göller bölgesindeki dereler (Çırpıcı Dere, Tavukçu Dere, Ayamama Deresi, Sazlıdere, Nakkaş Dere, Eskinoz Dere, Karasu Deresi, ve Istranca Deresi).
Tabi ki bu derelerin büyük bir kısmı artık ıslah adı altında asfaltların altına saklanmış durumda. Yapılan araştırmalar İstanbul’un 200’ün üzerinde sokağının ve 100’ün üzerinde caddesinin dere üzerinde bulunduğunu gösteriyor. Bu oran her geçen gün de artıyor.  En yeni örnek ise Basın ekspres yolunda. Burada yapılan devasa alışveriş merkezi de dere yatağı üzerinde. Bu durum doğal afetler açısından da büyük riskler taşıyor. Dere alüvyonlarının üzerine yapılan binaların depreme ne kadar dayanacakları bilinmiyor.  Dere üzerine yapılan yerleşimleri tehdit eden diğer bir doğal afet ise ne yazık ki sel.  
Girişteki iki paragraf 2007 yılının Eylül ayında TMMOB tarafından düzenlenen “İstanbul Kent Sempozyumu”nda yaptığım konuşmanın girişi. Ne yazık ki bu konuşmayı ne belediyeden birileri ne de belediyenin anlı şanlı Afet Yönetim Uzmanı (!) olan danışmanları izledi.  Bildirimin adı “ İstanbul’un Gölleri ve Yok Edilen Dereleri” ydi.
Bildirimi şu paragrafla bitirmiştim.:  
Uygar insanlar olarak yapmamız gereken tek şey doğanın kurallarına uygun olarak ve onunla barışık yaşamaktır. Doğanın da yok oluyorum diye bir kaygısı olmadığını jeolojik süreç boyunca canlılar çok görmüştür. Çünkü her zaman yok olan doğa değil canlılar olmuş, doğa kendi halinde gelişimine devam etmiştir.  Hem de daha önce yaşayan canlıların özlemini hiç duymadan. Bize de düşen İstanbul’un su kaynaklarını korumak için zaman kaybetmeden çalışmalara başlamak olmalıdır. Yoksa kısa sürede geri dönülmez bir süreç başlayacaktır. Bunu önlemenin yolu ise doğayla mücadele etmek değildir.  Tam tersine,  yaşam tarzımızı ve alışkanlıklarımızı onunla barış içinde ve onun koyduğu kurallara göre yeniden düzenlememiz gerekmektedir.
Ne yazık ki öngürlerim gerçekleşti. Aslında öngörü demek ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü zaten bağıra bağıra geliyordu. Bu denli acımasız ve  vahşice bir kentleşmenin sonuncu bundan daha vahim olacak. Bunu da yakında yine göreceğiz.
Peki bir dere yok edilebilir mi ? Asla. Kuru dere diye bir kavram da yoktur. Orada bir dere varsa o dere günün birinde eski hızında belki de onun yüzlerce kat büyüklüğünde bir hızda akacaktır. Bunu en iyi yeni yerleşim planı yapanların bilmesi gerekiyor. Biliyorlar da. Ama sahip oldukları Rant ideolojisi her şeyi göz ardı etmelerine neden oluyor. Dere yataklarını veya dere yataklarının yüksek kesimlerindeki bölgeleri hiçbir planlama yapmadan yerleşime açarak tarlaları asfalta çeviriyoruz. Yağan yağmur da yeraltına karışacak bir yer bulamayınca yüzeysel akışla kente doğru akmaya başlıyor ve felaket meydana geliyor.  Bunu jeoloji bölümü birinci sınıf öğrencileri bile öğreniyor ama nedense yetkililer bir türlü öğrenemiyorlar.

Bir şeyi çok merak ediyorum. Çatalca ve Saray’daki selden sonra başta Belediye Başkanı,  Vali ve Belediyenin Afet Yönetim Uzmanı(!) danışmanları “ Meteoroloji uyarıyor İstanbul’da bir çok yerleşim yeri dere yatağı üzerinde. En azından insanları uyaralım” diye bir kaygı yaşamışlar mıdır acaba. Ben sanmıyorum. Çünkü hem yetkililer hem de afet uzmanları ne yazık ki İstanbul’da böyle bir sel olacağını ve onlarca kişinin ölebileceğini düşünemeyecek kadar cahiller.
Başbakan çıkıp diyor ki : Derenin intikamı ağır olur. Dereleri ıslah etmemize engel olanlar yüzünden oldu bu sel felaketi. Yani suçlu yine başkaları oldu. Neden bir erdem gösterip hatanızı kabul etmiyorsunuz. Sanki derelerin yerleşime açılmasında kendisinin de hiç payı yokmuş gibi konuşuyor sayın başbakan.  Ayamama dere ıslah edilmemiş miydi acaba ? Dere bir taşmaya görsün ne ıslah dinler ne de mühendislik yapısı. Önüne çıkanı alır götürür. Hiç bir şey olmamış gibi kısa sürede yine kuru bir dere haline dönüşür.
Belediye Başkanı çıkıp diyor ki : Sorumlu insanoğludur”. Sonra devam ediyor. “ Seli gördükleri halde  üç kişi arabayla selin içine girdiler”. Bak haddini bilmezlere. Bence bu insanlar sırf  Kadir Topbaş zor durumda kalsın diye kasten yapmışlardır bu hareketi. Başkanın haklı olduğu şey gerçekten de suçlunun insanoğlu olduğudur. Ama bu suçlu insanoğlu varoşlarda yaşamıyor dere yataklarına imar izni veren belediyelerde çalışıyor. Kimi mühendis, kimi müdür kimi de belediye başkanı olarak.  
Ben belediye başkanının en azından “Bu olayda bizim de çok ihmalimiz var en kısa zamanda hatalarımızı görüp bundan sonda daha dikkatli davranacağız” demesini beklerdim. Ama sanırım biraz safça bir istek bu.
Belediyenin ve valiliği Afet Yönetim Uzmanı (!) olan danışmanı Prof. Dr. Miktat Kadıoğlu sabah erkeden bir radyoda ahkam kesiyor. “Efendim yanlış yerleşim planları yüzünden böyle olmuş da belediyelerin  sele yönelik bir afet yönetim planı yok muş da, mimar Sinan’ın Ayamama Dere  üzerine yaptığı köprü hala duruyormuş ama diğer köprüler yıkılmış da (bu geyiği bilim adamları bile yapmaya başladıysa olay bitmiştir zaten ).
Söyleşiyi yapan muhabir de “ Hocam tamam da siz yıllardır hem belediyenin hem de valiliği danışmanlığını yapıyorsunuz ve bu danışmanlık karşılığında ücret alıyorsunuz. Neden böyle bir çalışmayı siz yapmadınız ? Sizin orada bulunuş nedeniniz bu değil mi  zaten ?  Daha önce de 1995 yılında bu dere yine taştı Sabah gazetesi sular altında kaldı. Bu olay da mı hiç aklınıza gelmedi . Televizyonlara çıkıp şikayet etmek için yeni bir olayın olmasını mı beklediniz ?  diye bir soru sormayı aklına getirmedi maalesef.
Valimiz ise yağma ile ilgili soru soran muhabiri fırçalarken diğer kanallar yağmayı canlı olarak veriyorlardı ama vali ısrarla yağmanın olmadığını söylüyordu.
Ne yazık ki İstanbul’u İstanbul’dan haberi olmayanlar yönetiyor. Düşünüyorum da eğer Kılıçdaroğlu başkan seçilseydi. Bu olaydan sonra  adamın ne uğursuzluğu kalırdı ve beceriksizliği. Kanıt  mı istiyorsunuz ? Kadir Topbaş’ın Trakya’daki belediyeler için söylediklerini bulun da bir okuyun bakalım.
Son söz olarak böyle basit bir olayda bile onlarca kişinin ölmesine engel olamıyorsak 7 veya biraz daha büyük bir depremde ne yaparız bilemiyorum. Bu durumda  “ İstanbul’da 250 bin kişi bile ölebilir” iddiam da pek yabana atılır gibi durmamaya başladı. Gelin şimdi İstanbul deprem hazır deyin ?  Gelin şimdi depremi dört gün önceden biliyoruz deyin. Ne yapacağınızı bilmediğinizi iki gündür tüm dünya ibretle izliyor. Depremi dört gün önceden bilseniz ne olur. Zaten olacağı belli depremde 10 yılda ne yaptığınız da ortada.   Bu nedenle eğer Sayın Belediye Başkanımız ve sayın Valimizden biraz vicdan varsa “Bu kadar kişinin ölmesinden biz sorumluyuz”   diyerek  istifa ederler. Onlara yakışan da bu olur.

Yazarın Diğer Yazıları

Su için yürüyoruz

Amerika’da 2014 yılında yapılan bir çalışmada dünyadaki tatlı su miktarının tüm suların sadece yüzde 2.5’u olduğunu söylüyor

Bir kanyon, Bir adam…….

Elini ilk sıktığımda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. O gün Arapkir yaylalarında çamurla, yağmurla boğuşmuştuk.

Arapkir yaylalarında bir gün

Hava bir kapıyor bir açıyor. Kapadığında bardaktan değil kovadan boşalırcasına yağıyor yağmur