06 Eylül 2021

Tarihimizin kara sayfası: 6-7 Eylül yağması

İktidarın körüklediği nefret söylemi gazete haberi ile birleşince, tam bir facia yaşanıyor. “6-7 Eylül günlerinde tarihimizin en yüz karası olaylarından biri daha patlıyor”. “İstanbul’un çeşitli semtlerine yayılan yağmada 4 bin 214 ev, bin iş yeri, 73 kilise ve 26 okul tahrip ediliyor. İnsan Hakları Örgütü Helsinki Watch’a göre, olaylarda on beş kişi hayatını kaybediyor”.

RK 1016 / 35, No. 168 sayılı ve “gizli” damgalı yazının tarihi 12 Eylül 1955. İstanbul İngiliz Başkonsolosluğundan Sir James Bowker imzasını taşıyan kripto İngiltere Dışişleri Bakanı Selwyn Llyod’un dikkatine çekiliyor:

“Güvenilir kaynaklardan edindiğim bilgiye göre, 5 Eylül gecesi Başbakan Adnan Menderes ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti’  Başkanı Hikmet Bil ile görüştü.

Rum karşıtı gösterilerin bu cemiyetin himayesinde düzenlenmesine karar verildi. Sınırlı bir sokak gösterisi ve bir kaç camın kırılması planlandı. Gösterinin 9 Eylül’de, İzmir’in kurtuluş günü vesilesiyle düzenlenmesi öngörüldü.

Ancak, Selanik’te Atatürk’ün evine bomba atıldığı haberi halkta öfke yaratınca, gösteriler için uygun fırsat çıktığı düşünüldü”.

İstanbul’daki İngiliz istihbaratına dayanarak İngiliz Başkonsolosluğundan Londra’ya çekilen bu kripto bir süre önce açılan İngiliz gizli belgelerinde yer alıyor.

Anlatılan senaryo “6 - 7 Eylül 1955 olayları” ile bağlantılı. 

Kıbrıs’ta gerginlik 

“Yazıyor, Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalandığını yazıyor”.

6 Eylül 1955... İstanbul’da yayınlanan, tirajı pek de yüksek olmayan bir gazetede yayınlanan bu haber üzerine, çeşitli topluluklar Taksim'de toplanmaya başlıyor.

O tarihte “Kıbrıs’ta Türkler ile Rumlar arasında” siyasal gerginlik giderek tırmanıyor. Yunan Hükûmeti Kıbrıs’ın kendisine bağlanmasını istiyor. İsteğini Birleşmiş Milletlere taşıyor. Bu tutum Kıbrıs’ta Türkler ile Rumları karşı karşıya getiriyor.

Türkiye’de “Kıbrıs Türktür Cemiyeti” kuruluyor. Başında Hikmet Bil isimli biri var. Cemiyeti dönemin Başbakanı Adnan Menderes destekliyor.

Aynı günlerde Demokrat Parti iktidarından yana olan gazetelerde sık sık “İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı nefret söylemi içeren” haberler yayınlanıyor.

“Atatürk’ün evi bombalandı” haberi nefret söylemi zincirinin son halkası.

“6-7 Eylül günlerinde tarihimizin en yüz karası olaylarından biri daha patlıyor”.   

Yağma ve tahribat 

İktidarın körüklediği nefret söylemi gazete haberi ile birleşince, tam bir facia yaşanıyor.

Taksim’de bir araya gelen topluluk büyük bir öfke içinde İstiklal Caddesi’ne doğru yürümeye başlıyor. Orada Türk azınlıklara ait çok sayıda dükkan, ev ve kilise var.

“Bir yağma başlıyor. Dükkanlara giriliyor, vitrinler yerle bir, evlere taşlar, insanlara sopalar!..

Tam bir vahşet!..”

Saldırıya uğrayan ve yağmalanan iş yerleri çoğunlukla Rumlara, aynı zamanda Ermenilere ve Musevilere ait. Resmi kaynaklara göre, iki gün süren 6-7 Eylül olaylarında:

“İstanbul’un çeşitli semtlerine yayılan yağmada 4 bin 214 ev, bin iş yeri, 73 kilise ve 26 okul tahrip ediliyor. İnsan Hakları Örgütü Helsinki Watch’a göre, olaylarda on beş kişi hayatını kaybediyor”.

Gayrimüslim Türk yurttaşlarına ait dükkânların yağmalanması ve saldırıların kontrol altına alınamaması üzerine İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan ediliyor. 

“Her şey Menderes’ten sorulur” 

İngiliz belgelerine göre, sokak gösterisi ve bir kaç cam kırma olarak planlandığı öne sürülen olaylar sırasında İçleri Bakanı İstanbul’da.

Aynı belgeye göre:

“Güvenlik güçleri olaylara saatlerce müdahale etmiyor”.

İngiliz Ulusal Arşivi’nde açılan 1841 - 1957 dönemi İngiltere Dışişleri Bakanlığı gizli raporlarında bu kez Michael Stewart imzalı 22 Eylül 1955 tarihli gizli yazıda:

“Bu ülkede her şey Başbakan Menderes’ten sorulur. 6 - 7 Eylül gösterileri onun kararı ile olmasa bile, onun değilse de, yakın çevresinin bilgisi ve onayı vardır. Bu ülkede onun talimatı alınmadan bir şey yapılamıyor.

Gösteriler başladığında, Menderes trenle Ankara’ya gidiyordu ve ona ulaşılamıyordu. Tren gece 10’da Sapanca’ya gelince ona ulaşılabildi, o da bir polis aracıyla İstanbul’a döndü”. 

“Komünistler yaptı” 

İngiliz istihbaratının bu iddiaları İngiliz gizli belgelerinde yer alırken, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar suçluları ilan ediyor:

“Olaylardan suçlu olanlar basın ve bazı komünistlerdir, halkı onlar tahrik etmiştir”.

Başka kim olabilir ki zaten!.. Basın ve komünistler varken!..

Bayar’ın sözlerinden hareketle...

“- Aziz Nesin, Can Boratav, Zehra Kosova gibi isimlerin bulunduğu yazarlar ve aydınlar hapse atılıyor.

- Zafer ve Ulus gazeteleri kapatılıyor”.

Pek çok örneğini yaşadığımız bu tavır, bize hiç yabancı değil. 

Üçüncü İngiliz belgesi 

Yine Sir James Bowker imzalı bir başka kriptoda dönemin siyasal görünümü değerlendiriliyor. Satır başlarıyla:

“- Baskıcı iktidar karşısında bölünmüş bir muhalefet var.

- Ekonomik kriz yaklaşıyor”.

Çok doğru bir tespit ve öngörü. Ekonomik kriz 1958’de doruk noktasına ulaşıyor. Döviz rezervleri fena halde eriyor, Türk Lirası dolar karşısında 2.80 TL’den 9 liraya fırlıyor, yüzde 221 oranındaki devalüasyonla sonuçlanan 1958 ekonomik krizi patlıyor.

Belge devam ediyor:

- Türkiye’nin siyasi manzarası hiç iç açıcı değil. Bir diktatöre özgü özellikler yansıtan tek bir adamın egemenliği altında.

- Aday olacaklarda önce partiye bağlılık esas alındığından, çoğu milletvekili ehliyet açısından vasat görünümde.

- Partinin milletvekilleri arasında elbette nitelikli kişiler var ama parti lideri onları engellemek için gerekli önlemleri alıyor.

- Lider dış politikayı kimseye bırakmıyor, bizzat yönetiyor.

- Küçük, büyük demeden, her konuda tek başına karar alıyor, bu kararları itirazsız kabul gerektiriyor.

- Halkta iktidardan hoşnutsuzluk var ancak, muhalefetin bu hoşnutsuzluğu oya dönüştürecek kampanya yürütmesi, iktidarın özgürlüklere getirdiği kısıtlamalar nedeniyle çok zor görünüyor.

- Atatürk’ün ilkeleri yerini oportünizme bırakıyor.

- Ekonomik bunalım iktidarın baskıcı tavrını arttırıyor.

- Bu durum sadece halkta değil, parti içinde de hoşnutsuzluk yaratıyor”.

6 - 7 Eylül 1955... 6 Eylül 2021...

Her açıdan baştan sona derslerle dolu bir tarih.

Hepimiz için!

Yazarın Diğer Yazıları

Trileçe... "Neden yemiyorsunuz?.." Döviz uğruna vergiden vazgeçmek

Enflasyon karşısında bitap düşmüş muhtarların boğazında kalmış olmalı ki, trileçeye rağbet etmiyorlar pek

Bedel bedel üstüne: Ekonomik kriz ve Avrupa Konseyi

Bin türlü ekonomik çıkmazla boğuşan, halkının büyük çoğunluğu geçim derdiyle dibe vurmuş bir Türkiye'de, Erdoğan'ın 2002'de dediği gibi: "Bu duruma neden olanlar seçimde bunun bedelini öder, millet unutmaz."

Erdoğan'ın enflasyonla tangosu: Örnek Hooverville

Ne kendisinin, ne yardımcılarının bir türlü anlaşamadığı enflasyonda, bir de bakmışsınız ki, günün birinde gecekondu semtlerine yeni isimler veriliyor: "Erdoğanville!.."