23 Kasım 2018

Öyle olunca “Aman AİHM”, böyle olunca “Bana ne AİHM”

Kendi hakkını ya da Türkiye’nin hukukunu aradığı zaman AİHM var, ama kararı beğenmediği zaman, “AİHM kararı bizi bağlamaz!..”

Emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ tutuklanıyor. Tayyip Erdoğan düşüncesini açıklıyor:

“Yargıya saygı duymalıyız.”

ABD Başkanı Trump fena halde bastırıyor, Rahip Brunson serbest bırakılıyor. Erdoğan yine hukuktan yana:

“Türkiye hukuk devletidir”.

Anayasa Mahkemesi iki gazetecinin tahliyesine karar veriyor. Erdoğan için ters bir karar, bu kez hukuk bir kenara:

“Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymuyorum”.

AİHM HDP eski Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasına ve kendisine tazminat ödenmesine karar veriyor. Erdoğan’ın işine gelmiyor:

“Bu karar bizi bağlamaz”.

Ne zaman saygı duyuyor, ne zaman hukuktan yana, ne zaman “Türkiye hukuk devleti”, ne zaman “o karar bizi bağlamıyor”, hukukla uzak yakın ilgisi bulunmayan, birbiriyle çelişen subjektif değerlendirmeler.

Ancak, sadece değerlendirme ile kalmıyor, tavrı uygulamaya da yansıyor.

Demirtaş’ın AİHM kararının açıklandığı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ile görüşüyor. Ne konuşulduğu belli değil ancak, AİHM kararının üzerinden dört gün geçiyor, Demirtaş’ın tahliyesine ilişkin henüz bir haber yok.

Üç başvuru bir deneme

1999’da okuduğu şiir nedeniyle mahkum olduğunda, Erdoğan AİHM’e başvuruyor. Bu AİHM’e ilk başvurusu. Başvururken Erdoğan:

“Hukukumuzu son noktasına kadar arayacağız”.

Demek ki, AİHM hukukun son noktasına kadar arandığı bir yüksek mahkeme.

2002’de mahkumiyetinden dolayı adli sicil kaydığının silinmesini istiyor, yerel mahkeme ve Yargıtay silmeyince, Erdoğan ikinci kez AİHM’e başvuruyor.

2002 seçimlerinde milletvekili olmak istediğinde, Yüksek Seçim Kurulu “milletvekili olamaz” diye karar veriyor ve Erdoğan seçimlere giremiyor. Erdoğan üçüncü kez AİHM’e başvuruyor ve gerekçesini açıklıyor:

“Bu özgürlük mücadelesidir.”

Demek ki, AİHM özgürlük mücadelesinin verildiği, özgürlük hakkının arandığı bir yüksek mahkeme.

Erdoğan’ın bir de dördüncü denemesi var.

2017’de Hollanda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’yı sınır dışı ettiğinde, çok kızıyor ve “AİHM’e gideceğiz” diyor.

Demek ki, AİHM aynı zamanda ülke hukukunun da arandığı bir yüksek mahkeme. Her ne kadar kişisel başvuru yapılıyorsa da, kişisel başvurular üzerinden Erdoğan bunu “ülkenin hukukunu aramasına” dönüştürmek istiyor.

Kendi hakkını ya da Türkiye’nin hukukunu aradığı zaman AİHM var, ama kararı beğenmediği zaman, “AİHM kararı bizi bağlamaz!..”

Böyle hukuk anlayışı olmaz, olamaz. Bir ülkede hukuk, bir kişinin görüşüne göre ki, o kişinin makamı ne olursa olsun, böylesine kişisel değerlendirmelere göre işlerlik kazanmaz, kazanamaz.

Kazanıyorsa, o ülkede hukuktan ve demokrasiden söz edilemez.

Altan ve Alpay

Benzer hukuk faciası daha önce de yaşanıyor.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tahliyesine karar veriyor, bir değil, iki kez. Ancak, yerel mahkeme AYM’nin kararına uymuyor.

En üst mahkemenin kararı uygulanmıyor ve iktidar sözcüleri bunu savunuyor!..

Üç ay sonra bu kez AİHM tahliye kararı alıyor, neden sonra bu karar yerine getiriliyor, Altan ve Alpay tahliye ediliyor.

Ve maalesef Işıl Karakaş

“Çarpık hukuk” burada da kalmıyor.

T24 yazarlarından Zeynel Lüle çok iyi bir gazeteciliğe imza atıyor. AİHM’deki Türk Yargıç Işıl Karakaş’ın Demirtaş’ın tahliye kararına düştüğü şerhi yazıyor. Lüle’nin yazdığına göre, Karakaş:

“Türk Yargısının yetkilerini kötüye kullandığını gösteren hiç bir belirti görmüyorum”.

Bravo Işıl Hanım!.. Helal olsun Işıl Hanım!..

Işıl Hanım AİHM yargıçlığı gibi yüksek ve onurlu bir görevi yapıyor. Ancak, hemen her gün yeni ve farklı örnekleri sergilenen “keyfi hukuk uygulamaları” hakkında böyle düşünüyor. İşte, bir kalemde yukarıda örnekler ortada.

Demokrasiden ve hukuktan uzaklaşan ülkelerde ne yazık ki, “bazı hukukçular” böyle “şerh” düştükleri sürece, “evrensel hukukun” o ülkeye gelmesi epey zaman alıyor.

Kuvvetler ayrılığının iyiden iyiye yara alması, keyfi uygulamaların artması bu gibi “şerhlerle” bir kez daha perçinleniyor.

Eyvahlar olsun Işıl Hanım!..

Yazarın Diğer Yazıları

Yüz yıl sonra milletvekillerine "gizlilik" kelepçesi

Siyasi olarak, iktidarı zaten hiçbir yolla denetlemek yetkisi kalmamış olan milletvekillerinin, şimdi de ekonomik kuruluşlardaki denetim yetkisi ellerinden alınıyor

O sözlükte bir de "adalet" ile "geçim derdi" var

Uluslararası bir araştırma kurumu "politik sözlük ile gerçek sözlüğü karşılaştırıyor", yönetenler tarafından söylenen sözlerin pratikteki geçerli anlamlarını sergiliyor

Bu cinayetten çıkan ders: "Artık birleşin!.."

Armudun sapı, üzümün çöpü demeden, aralarındaki ince ya da kalın bütün siyasal farklılıkları, kişisel anlaşmazlıkları bir kenara koyup, topluca bir muhalefet yürütmelerinin artık zamanıdır