Avrupa’ya geldikten sonra daha çok bir eğlence aracı haline gelmiş olmasına rağmen tütün, esasen ayinlerde dini amaçlarla kullanılmış bir bitkidir.
Dans, müzik, içki ve tütün, tarih boyunca hep birbirini çağrıştırmış ve en “ilkel” ayinlerden en “modern” seremonilere kadar hep bir arada olmuşlardır.
Kızılderililer, Tanrı’ya dualarını dumanın ulaştırdığına inanırlardı.
Kızılderililer için yaratana saygı, türün ve geleneğin bekasına hizmet etmiştir.
Ünlü bir etnograf olan “Oriedo y Valdes” 1529 yılında Antiller’de bir akşam vakti yapılan ve 180 kişinin içki içerek, dans ederek ve puro içerek katıldığı bir seremoniyi şöyle tasvir etmiştir:
“İçki içmeye henüz başlamışlardı ki, Reis bir el uzunluğunda ve bir parmak kalınlığında, bir tutam tütün yaprağı getirdi.
Bu yapraklar birbirine sarılmış ve ince iplerle iki – üç yerlerinden bağlanmıştı. Tütün olsun diye yerliler bu yaprakları büyük bir dikkat ve özenle yetiştirmişlerdi.
Daha sonra bir ucundan yaktılar. Yapraklar tamamen bitinceye kadar (bir tütsü çubuğu gibi) yavaşça yandı, ki bu bir gün sürdü. Ara sıra yanmamış ucunu ağızlarına götürdüler; dumanını kısa bir süreliğine ağızlarına çektiler ve sonra bıraktılar. Ağızlarını kapattılar ve nefeslerini bir süreliğine tuttular. Sonra geri bıraktılar. Duman ağızlarından ve burunlarından çıktı…
Bu arada hep içki içtiler; içki aralarında duman çektiler. Bazıları avuçlarının içiyle bir davula vuruyor, diğerleri şarkı söylüyordu. Bu böylece gece yarısına kadar sürdü…”
Bizim Mevlevi ayinlerinde de müzik, dans ve tütün içmek (enfiye çekmek) hep bir aradaydı.
Gezenler bilir revnaklı, serin avlulardan girilen “Hacı Bektaşı Veli” türbesi benzeri yerleri.
Bu mekanlarda dervişlerin ve müritlerin şamdanları, tespihleri, kemeriyeleri, teslim taşları yanında bir de enfiye kutuları olur. Bu tür özel eşyalar, bu kutsal mekanlarda camekanlar içinde teşhir edilirler.
Tütün, yaratana saygı seremonisinin simgesel bir aracıdır.
En azından doğuş gerekçesi itibariyle.