01 Kasım 2013

Merkez Bankası Başkanı ne dedi, ne demedi ?

Para politikası ve Merkez Bankası’nın (MB) politika aksiyonlarının varsayımları, gerekçeleri, konvansiyonu, hedefleri, araçları ve yakın gelecekteki odak noktasıyla ilgili epeyce ipucu veren Başçı’nın konuşması sırasında aldığımız notlar yazımızın konusu

“Dalgalı kur rejiminde kurlar her iki yöne de hareket edebilir.

TL değer kaybedince kafa karışıyor, dalgalı kur rejiminde TL değer de kazanabilir.

TL’nin değerlenme ihtimali daha yüksek.

Merkez Bankası TL’ye değer kazandırmak yönünde gayret sarf edecek.

İletişimde ve politika araçlarlarında ilave araçlara ihtiyaç olduğu kesin.

Faiz koridorunda değişiklik gerekmiyor, ama Aralık ayında yeni politika faiz oranımız yüzde 6,75 olacak ve yüzde 4,5 arka planda kalacak.

Aralık ayında uzun vadeli mevduata yeni teşvikler gelebilir.

Aralık ayını bekleyin...”

Bu sözleri biraz da şaşırarak ağzından duyduğumuz Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı dün, değişen konjonktürde para politikası çerçevesinin ekonomiyi kontrol altında tutup tutamayacağıyla ilgili olarak, son dönemlerde IMF, Fitch ve birçok yabancı bankadan gelen kuşkulu sorulara ve eleştirilere, olabildiğince açık yanıtlar verdiği bir basın toplantısı düzenledi.

Para politikası ve Merkez Bankası’nın (MB) politika aksiyonlarının varsayımları, gerekçeleri, konvansiyonu, hedefleri, araçları ve yakın gelecekteki odak noktasıyla ilgili epeyce ipucu veren Başçı’nın konuşması sırasında aldığımız notlar yazımızın konusu:

Merkez Bankası’nın birden fazla hedefi var!

Eleştiri: Madde 4 raporunda IMF’den gelen eleştiri şöyleydi: MB’nın birden fazla hedefi var!

Cevap: "Kanun gereği öncelikle fiyat istikrarını gözetmek durumundayız. Ancak finansal istikrarı da ihmal edemeyiz. Finansal krizler, iyi günlerde finansal istikrarın ihmal edilmesinden çıkıyor. O nedenle dengeleyici önlemler almak zorundayız. Finansal İstikrar Komitesi bu çerçevede önleyici adımlar atıyor. Aşırı kredi genişlemesi finansal istikrar için ciddi bir risk.

Tüketicilerin gelirleriyle orantılı borçlanması lazım. Gelire göre borçlanma bir finansal istkirar önlemi. Kredi kartı önlemleri bu amaçla alındı. Daha sonra başka adımlar da atılır.”

Özel sektör borçları çok yüksek!

Eleştiri: Bir yıl içinde ülkenin kısa vadeli borçları yüzde 27 arttı, toplam özel kesim borcunun GSYH’ya oranı yüzde 45’e çıktı ve özel sektör dış borcunun yüzde 38’inin vadesi 1 yıl içinde doluyor! Özel sektörün borçluluk düzeyi riskli!

Cevap: “Özel sektör hane halkı ve firmalardan oluşuyor. Konut kredileri bakımından hane halkının borcu düşük. Ancak konut dışı sektörlerde tüketici kredileri hızla artıyor. Finansal istikrar bakımından bunu bir risk olarak gördük ve gereken önlemleri aldık. Firmalar bazında borcu yüksek olanlar, döviz gideri olan sektörlerdeki firmalar. Dövizle borçlananlar daha çok büyük firmalar. Küçük ve orta ölçeklilerde dövizle borçlanma düşük.

Özel sektör borcunu iyi yönetiyor. Orada da önemli bir sorun görmüyoruz.”

Fed kararı sonrasında enflasyon beklentisi bozuldu!

Eleştiri: Yeni konjonktürde volatilite artacak, faizler yükselecek ve ABD doları değer kazanacak. Bu gelişmeler enflasyon beklentilerini bozuyor ve bozmaya devam edecek!

Cevap: “Enflasyon beklentilerinde bozulma olup olmadığını 12 ve 24 beklenti anketlerindeki verilere bakarak anlıyoruz. İlaveten, 10 yıl vadeli kıymetlere dayalı fiyatlamalara ve buradaki enflasyon telafisindeki değişmelere bakıyoruz. Enflasyon beklentisinde bozulma yok.

Fed’in Mayıs ve Haziran aylarındaki sürpriz kararlarından sonra TL’de meydana gelen değer kaybından kaynaklı 0,4 puanlk ilave bir enflasyon artışı var. 0,1 puanlık da geçiş etkisi var. O nedenle yıl sonu enflasyon hedefimizi yüzde 6,3’ten yüzde 6,8’e revize ettik.

Bizden enflayon odaklı para politikasında gevşeme beklemeyin. Enflasyon görünümü hedeflerle uyumlu hale gelinceye kadar para politikasında temkinli duruşumuz devam edecek.”

Merkez Bankası şeffaf değil!

Eleştiri: MB’nın ne yaptığı anlaşılmıyor, o nedenle para politikasının yeni dönemde ekonomiyi kontrol altında tutup tutamayacağı belli değil! Bir kredibilite sorunu var.

Cevap: “Fed, Mayıs ve Haziran aylarında iki önemli sinyal verdi. Mayıs ayındaki ilk sinyal piyasa beklentisinden önce (Eylül ayında) taperring’e başlayabileceğine ilişkindi. Haziran ayında verdiği sinyal ise taperring’i beklenenden daha erken bitirebileceğine ilişkindi.

Fed’in parasal genişlemeye son verme işine beklenenden erken başlayabileceğini ve beklenenden önce bitirebileceğini açıklaması yeni fiyatlamalara neden oldu. ABD’de negatifte seyreden uzun vadeli faiz oranları pozitife döndü. Bu gelişme dünyanın her tarafında yeni fiyatlamalara yol açtı. Artık sürpriz fiyatlandı, diye düşünüyoruz. Yani ABD uzun vadeli faiz oranlarındaki yükselmeye bağlı fiyat ayarlaması Mayıs ve Haziran aylarında yapıldı. Bundan sonra Fed’den sürpriz beklemiyoruz. Radikal bir değişiklik olmaz. O nedenle taperring’e Aralık’ta da başlasa, Mart’ta da, ilave etki sınırlı olur. Olsa da marjlarımız var. Rezervlerimiz var, Rezerv Opsiyon Katsayısı aracını henüz kullanmadık. Yabancı para zorunlu karşılık oranlarıyla henüz oynamadık. Faizde de marjımız var.

Enflasyon görünümünde bozulma olmadıkça faiz marjını kullanmamız gerekmiyor.

Enflasyon raporundaki riskler bölümünde iki alternatif senaryo öngörümüz var. Sermaye akımlarının artması halinde yapacağımız şey şu: Para politikası gevşemeyecek. Sermaye akımlarının artması halinde rezervlerimizi artıracak adımlar atacağız. Sermaye akımları azalırsa ilave önlemler alacağız. Ek parasal sıkılaştırma (istisnai) gün sayısını artırmak bir seçenek. Misal, ayda ortalama 4 günü 8 güne çıkarabiliriz. Ortalama fon maliyetini yüzde 7,75’e kadar çıkarma esnekliğimiz var. Gerekirse ilave önlem de alırız. Yani her koşulda para politikası gevşemeyecek, gerekirse daha da sıkılaşacak.

Öngörülebilirlik anlamında daha şeffaf olmaya çalışacağız.”

1,92 de nereden çıktı! 

“Ağustostan bu yana Fed ve ECB kaynaklı verilere yönelik hassasiyette bir artış var. Özellikle Fed kaynaklı haberler uzun vadeli faizler üzerinde etkili oluyor. Bizim derdimiz kısa vadeli faiz oranları. Bu haberlerin kısa vadeli faizler üzerinde etki yapmaması için, yani veri hassasiyetini azaltmak için, sözle yönlendirmeye (forward guiding) başladık. Sözle yönlendirmeye devam edeceğiz. Sözle yönlendirme faizle ilgili yapılıyor, kurla ilgili değil.

Fed’in aksiyonlarına göre değil, yurtiçi verilere odaklı olarak politaka kararları vereceğiz. Yönlendirmeyi de bu kararlarla bağlantılı olarak yapacağız.

1,92 bir modele dayanıyordu. Kurla ilgili varsayım ya da tahmin yapabiliriz, ama sözle yönlendirme olmaz. Temmuz ayında ortalama döviz kurumuz 1,92’ydi. Modelimiz şöyle çalışıyor: İçinde bulunan ayın ortalama dolar kurunu bir sonraki çeyreğe kadar sabit varsayıyoruz. Bu bir tahmin değil, konvansiyondur. Modelimizde, döviz kurunun para politikasındaki değişikliğe bir sonraki çeyrekte tepki vereceğini öngörüyoruz. Kur, endojen olarak para politikasına bir sonraki çeyrekte tepki veriyor. Para politikası sıkılaşınca model gereği bir sonraki çeyrekte TL’nin değerleneceğini bekliyoruz.

Dolarizasyon sinyali almıyoruz. Hane halkı MB gibi dövizde uzun pozisyonda. TL cinsinden kredi büyüme hızı döviz cinsinden kredi büyüme hızından daha fazla. Tüketici kredilerinde dövizle borçlanma yasağı da dolarizayonu sınırlıyor. Hane halkı trend olarak döviz kuru yükseldiğinde satış yapıyor. Soru işaretleri artınca satışta duraklama oluyor. 

1,92, telaffuz edilen ayın ortalama kuruydu. Dalgalı kur rejimindeyiz. Belli bir süre kur hep yükselince kafalar karışıyor. Çıkış olduğu gibi iniş da olabilir. Para politikasında temkinli duruş korunursa TL’nin değer kazanma ihtimali, kaybetme ihtimalinden daha fazla. Ancak bunu MB’nın bir kur tahmini olarak almamak lazım. Değer kazanma iki şekilde olur: 1) Sermaye akımları artarsa TL değerlenir ve Dolar/TL1,92’nin altına da iner. 2) Sermaye akımları azalırsa ilave para politikasında ve likidite politikasındaki temkinli duruşla ve ilave önlemlerle yine TL değerlenebilir. Bu nedenle TL’nin değerlenme ihtimali daha yüksek. Ayrıca “reel efektif döviz kuru” da TL’nin halen aşırı değerli olmadığını gösteriyor. Önümüzdeki Pazartesi enflasyon oranı, Salı günü de yeni reel efektif döviz kuru yayımlanacak. O zaman daha da net göreceğiz. Bu nedenle istikamet olarak TL nin değerlenmesi daha muhtemel, diyoruz.

Kur oynaklığı göstergeleri 2013 ilk çeyrekte daha önce görülmeyecek kadar düşüktü. Mayısta yükselmeye başladı. Tarihsel oynaklık seviyeleriyle uyumlu artış oldu. Daha sonra oynaklık azaldı. Para politikasında belirsizlik azaldıkça oynaklık azalıyor. Fed, Mayıs ve Haziran aylarında verdiği iki sinyalle sisteme büyük bir şok verdi. O nedenle oynaklık riski azaldı. Artık orta seviyede oynaklık var.

Önümüzdeki dönemde, hatta 2014’ün ilk aylarında Fed tapering yapsa da TL değer kazanır,düşüncesindeyiz."

Herkez faiz artırdı, biz neyi bekliyoruz!

Eleştiri: Kırılgan beşli olarak da adlandırılan BIITS arasında cari açığı en yüksek olan biziz. Brezilya, Hindistan, Endonezya faiz artıdı, ama bizim politika faiz oranı değişmedi ve sadece faiz koridorunun üst sınırını yükselttik. Cari açık bu kadar yüksekken politika faizini artırmadan TL’nin değer kaybını nasıl önleyeceğiz!

Cevap: “Kırılgan beşli içindeyiz ve bu beşli arasında cari açığı en yüksek olan da biziz. Bu doğru, ancak cari açığın finansmanı bakımından durmumuz biraz onlardan farklı. Cari açığı bankalarımızın dışarıdan sağladığı kredilerle finanse ediyoruz. Bankalarımız düşük faizle fon buluyorlar. Cari açığımızın yüksek olmasında altın ithalatının da etkisi var. Bu da geçici.

Ancak ne yapıp edip tasarruf oranını artımamız lazım. Bireysel emeklilik teşviki bu yönde atılmış bir adımdı. Bir yıl ve daha uzun vadeli mevduata teşvik geldi. Aralık ayında uzun vadeli mevduata yeni teşvikler gelebilir.

Yüzde 4,5 fonlama da 11 milyar liralık stok bakiyeyi 10 milyar TL’ye indiriyoruz. İlave fon ihtiyacı daha yüksek faizle sağlanacağı için ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti bu nedenle yükselecek. Uzun vadeli fonlama maliyeti politika faizinin üzerinde seyretmeye devam edecek.

TL zorunlu karşılıklar yoluyla sistemden 70 milyar çekmiştik. Bunun çok önemli bir ksımını bankalarımız kullandı. Fonlama ihtiyacı, rezerv opsiyonlarını düştükten sonra 14 milyar TL’ye indi. 10 milyar TL’yi yüzde 4,5’tan veriyoruz. Kalan 4 milyar TL’yiyse yüzde 6,75’ten.

Aralık ayındaki basın toplantısında yüzde 4,5’tan hangi koşullarda fonlama yapacağız, bunu o zaman açıklayacağız. Yüzde 4,5 arka planda kalacak. Enflasyon düşünceye kadar yüzde 6.75’i esas alacağız. Bu tarihten sonra politika faizini yüzde 6,75 olarak kabul edebilirsiniz.

Ayrıca aylık repo yoluyla verilen para miktarına limit getirmeyi Kasım veya Aralık ayında değerlendireceğiz. Daha öngörülebilir bir yapıya geçeceğiz.

İlave şoklara karşı faiz kordoru genişliği yeterli. Daha önce üst sınırda 225 baz puanlık sıkılaşma yaptığımız için şu anda bir ayarlama yapma ihtiyacı yok. İhtiyaç olursa yaparız,ama ihtiyaç görünmüyor.”

Evet Erdem Başçı’nın daha hiç şahit olmadığımız kadar açık konuştuğu basın toplantısında aldığımız notlar böyle. Para politikası çerçevesinin yeterliliği, sıcak paraya açıkça yapılan bu davet ve MB’nın kredibilitesiyle ilgili rezervlerimizi sırası gelince yazarız. Durumu şimdilik şöyle özetleyelim: 2014 yılında iki seçim var ve MB bu seçimlerde hükümeti zora sokacak, ani kur yükselişlerine dayalı bir türbülansı veya finansal krizi önlemek için elinden gelen herşeyi yapmaya odaklanmış durumda...

 

 

 

 

 

ETİKETLER

merkez bankası