26 Mart 2012

İran’a yönelik ambargo ve petrol tedarikiyle ilgili riskler

Nükleer programda ısrar eden İran’a 3 koldan yaptırım (sanction) uygulanıyor.

 

Nükleer programda ısrar eden İran’a 3 koldan yaptırım (sanction) uygulanıyor. Son birkaç ayda ABD ve Avrupa Birliği tarafından alınan önlemlerin İran petrolü ve bankacılık sistemi üzerinde yoğunlaştığını ve giderek İran halkının günlük yaşamını da olumsuz etkileyen ciddi bir ambargo ve izolasyona dönüştüğünü görüyoruz. 
 
Birleşmiş Milletler tarafından alınan önlemler ise daha dar kapsamlı ve nükleer programda ısrar eden İran yönetimini hedef alıyor. BM varken ABD ve AB nasıl oluyor da bağımsız yaptırım kararı alıyor tartışmasına girmiyorum. 
 
Yüzde 90’ın üzerinde bir oranla petrole bağımlı bir ülkeyiz ve Enerji ve Tabi Kaynaklar bakanımız Taner Yıldız’ın önceki hafta katıldığı 13. Uluslararası Enerji Forumu’nda yaptığı açıklamaya göre toplam 12 ülkeden ham petrol, 5 ülkeden de doğalgaz ithal ediyoruz. Bu 12 ülke arasında İran da var. O nedenle İran’a yönelik sertleşen yaptırımların petrol tedarikiyle ilgili ciddi bir risk yönetimi gerektirdiğini tespit etmemiz gerekiyor. 
 
Bugüne kadar alınan majör yaptırımların tarihsel özeti aşağıdaki gibi: 
 
 

ABD yaptırımları    

 
 
Hatırlayın 1979 yılında, aralarında bugünkü İran Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat’ında bulunduğu iddia edilen İranlı öğrenciler İslam Devrimi’ni desteklemek için ABD Büyükelçiliğini basmış ve 52 diplomatı 444 gün süreyle rehin tutmuştu. Rehine krizine dönüşen bu eylem üzerine Carter başkanlığındaki ABD hükümeti küçük hediye, yiyecek ve halı türü maddeler hariç İran’dan ithalatı yasaklamış ve Kasım ayında İran’a ait 12 milyar dolarlık nakit mevduat, altın ve mal varlığını dondurma kararı almıştı. Halen ABD’nin Tahran Büyükelçiliği 4 Kasım 1979’dan beri kapalı. 
 
1995 yılında Bill Clinton yönetimi ABD şirketleri için İran petrolü ve doğal gazıyla ilgili yatırım ve ticaret yasağı uygulamaya başladı. Aynı yıl Kongre’den geçen bir yasayla ABD hükümeti, İran enerji sektörüne 20 milyon doların üzerinde yatırım yapan yabancı şirketlere yaptırım uygulama yetkisi aldı.
 
2007 yılının Ekim ayında üç İran bankasına yaptırım uygulama kararı alındı ve Devrim Muhafızları kitle imha silahları geliştirmekle suçlandı. Daha sonra ABD Hazine’si yaptırım uygulanan bankalara yenilerini ekledi ve listeyi epey genişletti. Ayrıca İran devletinin kontrolünde olduğu iddiasıyla 20 petrol ve petrokimya şirketinin ABD’yle ticaret yapması yasaklandı. 
 
ABD Kongre’si 24 Ocak 2010 tarihinde İran enerji ve bankacılık sektörünü daha fazla sıkıştırmak üzere daha sert yaptırım önlemleri aldı. Aynı yılın Haziran ayında yürürlüğe giren yeni bir yasayla İran’a yılda 5 milyon dolardan fazla rafine edilmiş petrol ürünleri satan şirketlere para cezası uygulama kararı alındı. Ayrıca İran bankalarıyla ve Devrim Muhafızlarıyla iş yapan bankaların ABD finansal sistemine girişleri yasaklandı. 
 
2011 yılının Mayıs ayında İran’la iş yapan Venezuela devletine ait 7 petrol ve deniz taşımacılığı şirketine yaptırım uygulama kararı alındı.     
 
Aynı yılın Haziran ayında, İran devrimini korumak amacıyla zamanında Humeyni tarafından kurulan Devrim Muhafızlarına ve onların kontrolündeki “Besij Mukavemet Gücü” mensuplarına ve İran Emniyet Teşkilatı ve onun başındaki Ahmadi Moghadm’a yönelik yeni yaptırımlar uygulamaya başlandı. Yaptırımlar, bunların ABD’deki mallarının veya ABD’li birisi üzerine olan mallarının ve bunlarla iş yapan kurumların mal varlıklarının dondurulmasını içeriyordu. 
 
21 Kasım’da İran “birincil kara para aklama ülkesi” olarak ilan edildi. ABD kökenli olmayan bankalar İran’la iş yapmaktan vazgeçmeye çağrıldı. İran’a nükleer programında yardım ettiği şüphesiyle 11 kuruluş kara listeye aldı.
 
31 Aralık 2011’de petrol gelirlerinin toplandığı İran Merkez Bankası’yla iş yapan finansal kurumlara yaptırım uygulamaya imkan veren bir yasa yürürlüğe girdi. 
 
13 Ocak 2012’de İran’ın en büyük rafine petrol ürünleri tedarikçisi olan Çin kökenli “Zhuhai Zhenrong” adlı devlet şirketine, Singapur kökenli “Kuo Oil Pte” şirketine ve Birleşik Arap Emirlikleri kökenli “FAL Oil” şirketine yaptırım uygulama kararı alındı. (Dünyanın en büyük enerji tüketimine sahip olan Çin’in, İran'ın ihracatında yüzde 22 ile ilk sırada olduğunu not edelim.)
 
 

AB yaptırımları

 
 
Önce bir saptama: Avrupa Birliği, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 20'sini İran'dan karşılıyor. İran petrol ihracatının yüzde 18'i AB üyesi ülkelere yapılıyor. Bu ülkelerden İtalya yüzde 7'yle başı çekiyor. Onu yüzde 6'yla İspanya izliyor…
 
12 Ağustos 2011 tarihinde AB İran’a yönelik yaptırımlarını sertleştirme kararı aldı. Bu çerçevede İran’la enerji ve doğal gaz konusunda iş ortaklığı yapılmasını yasakladı. Üye ülkelerin İran devletini sigortalatmaları ve reasürans hizmeti vermeleri yasaklandı.  Uranyum zenginleştirmeye katkı yapan silah ve donanımın İran’a satışı ve İran’dan alımı yasaklandı. Rafinasyon, doğal gazın sıvılaştırılması, bulunması ve üretimi teknolojisinde kullanılan enerji ekipmanlarının İran’a satışı, arzı ve transferi yasaklandı. 
 
2011 Mayıs’ında AB Dışişleri Bakanları yaptırımları genişletme kararı aldı ve İran’a ait deniz taşımacılığı kurumu IRISL’ın kontrolündeki ve sahipliğindeki 100 şirket ve şahıs kara listeye eklendi. 
 
Ekim ayında 29 kişi daha insan hakları ihlalcisi listesine eklenerek sayı 61’e çıkarıldı. 
 
Aralık ayında nükleer programla ilgili 180 İranlı kişi ve kurum kara listeye alındı ve şahısların AB ülkelerine seyahati yasaklandı, kurumların mal varlıkları donduruldu.  
 
23 Ocak tarihinde İran’dan ham petrol ürünleri alımına ambargo kondu. Ambargonun 1 Temmuz tarihinden sonra yürürlüğe girmesi ve var olan sözleşmelerin en geç bu tarihe kadar İran’dan ham petrol ürünleri alımına imkan vermesine olanak tanındı. 
 
AB yetkilileri ayrıca İran Merkez Bankası’nın varlıklarının dondurulması, banka ve diğer kamu kurumlarıyla altın ve diğer kıymetli metallerle ticaret yapılmasının yasaklanması gerektiğini ifade etti.
 
Son olarak da 15 Mart tarihinde özellikle dış ticarette sınır ötesi ödemelerle ilgili uluslararası bankacılık işlemlerine aracılık eden Belçika merkezli SWIFT (Dünya Bankalararası Finansal Telekomünikasyon Toplumu), kara listedeki 19 İranlı banka ve 25 bağlı finans kuruluşuna hizmet vermeyi durdurdu. 1973 yılında ABD ve Avrupa merkez bankalarının öncülüğünde kurulan SWIFT dünyada 10 binin üzerinde banka ve finans kuruluşuna uluslararası bankacılık işlemlerinde finansal mesaj hizmeti veriyor ve günde 6 trilyon dolarlık uluslararası ödemeye aracılık yapıyor. SWIFT’ten hizmet alan 19 İranlı banka ve 25 bağlı finans kuruluş 2010 yılında SWIFT aracılığıyla 2 milyonun üzerinde sınır ötesi ödeme mesajı göndermişlerdi.
 
Bu karar üzerine özellikle Dubai’deki döviz büroları aracılığıyla İran’la yapılan ticaretin de bitmek üzere olduğu söyleniyor. Çünkü döviz büroları artık çok değer kaybeden Riyal alım satımını riskli olarak görüyor ve kara listeye alınma endişesi taşıyorlar.
 
Öte yandan ABD parlamenterlerinin SWIFT yasağının tüm İran bankalarını kapsaması yönünde baskı yaptıklarını biliyoruz.
 
 

BM kararları

 
 
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Aralık 2006’da, Mart 2007’de, Mart 2008’de ve Haziran 2010’da olmak üzere 4 kez İran’a karşı yaptırım kararı aldı. 
 
İlk karar, hassas nükleer maddeleri ve nükleer programla ilgili şahıs ve şirketlerin mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgiliydi. 
 
İkinci karar, yeni silahları ve finansal yaptırımları içeriyordu. Bu çerçevede balistik füze geliştirme ve hassas nükleer çalışmaları yapan veya buna destek olan 28 şahıs ve şirketin mal varlıklarının dondurulması kararı alındı. 
 
2008 yılında alınan üçüncü kararla, şahıslara seyahat ve şirketlere finansal kısıtlama getirildi.
 
2010 yılındaki karar, nükleer ve füze programıyla ilişkili olduğu şüphesi olan İran bankalarını hedef aldı. Bu çerçevede IRISL kontrolündeki 3 şirket ve Devrim Muhafızlarına ait 15 şirket kara listeye alındı. 
 
 

Yaptırımlar İran halkını nasıl etkiliyor?

 
 
İran'ın toplam ihracatının yüzde 80'i petrol ihracatından oluşuyor. Petrol ihracatından kazanılan gelir İran’ın toplam kamu gelirlerinin yarısını oluşturuyor. Petrol satışların düşmesi ve bankaların dış dünyaya kapanması İran’da şirketlerin kapanmasına neden oluyor. Arz daralması ve İran para birimi Riyal’ in hızla ve sürekli değer kaybetmesi nedeniyle artan elektrik, su ve doğal gaz fiyatları şirketleri ve hane halkını zorluyor. Riyal’ in kaybına bağlı olarak konut fiyatları artıyor.  Hayat pahalılaşıyor. Halen İran’da resmi enflasyon oranı %20. Öte yandan İşsizlik de hızla artıyor. Resmi oran %14,6. 
 
Merkez Bankası döviz mevduatlarına ödenen faiz oranlarını artırarak caydırmaya çalışsa da İran halkı dondurulma tehlikesi ve temerrüt riski nedeniyle dövizlerini bankalardan çekiyor. Birçok banka Dolar mevduatını çekmek isteyene Riyal ödüyor. 
 
ABD, AB ve BM tarafından alınan yaptırım kararları gıdayı içermiyor. Ancak gıda ithalatı dahi kolay yapılamıyor. Çünkü ithalatçıya hiçbir yurtdışı banka garanti mektubu vermiyor ve akreditif açmıyor. 
Ülkenin petrol ve doğal gaz teknolojisinin çok eski olduğu söyleniyor. Yenileme konusunda Çin’den yardım alınıyor, ancak Çin teknolojisinin de çok yeni olmadığı söyleniyor.  Isınmada kullanılan doğal gaz ve araçlarda kullanılan benzin ve motorin kalitesinin düşüklüğü nedeniyle özellikle 12 milyon nüfuslu Tahran’da havanın çok kirli olduğu söyleniyor. 
 
Genç ve eğitimli İranlılar gelecek için ülke dışına çıkmak istiyor. 
 
 

İranlı çocuklar mı? 

 
 
Onu bilemem ama Nuri Bilge Ceylan’ın “Bir Zamanlar Anadolu’da” adlı baş yapıtından bir sahne geldi aklıma: “Herkes yaptığının cezasını çeker, büyüklerin günahını ise çocuklar…”
 
 

Yaptırımlar bizi nasıl etkiliyor ve etkileyecek?

 
 
Önümüzde 1 Temmuz’dan itibaren İran’a petrol ambargosunu istisnasız başlatmaya hazırlanan bir AB var. Dönem başkanlığını da biz ne dersek diyelim Güney Kıbrıs Rum Kesimi yapacak.  Karşımızda Fransa’da başarısız olan ve 24 Nisan için hazırlık yapan bir Ermeni diasporası var. Bu yıl ABD’de başkanlık seçimleri var ve Obama’nın hem Yahudi hem de Ermeni lobisinin desteğine ihtiyacı var. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 1 Nisan'da İstanbul'da yapılacak “Suriye'nin Dostları Toplantısı” için Türkiye'ye geliyor. Basına “Suriye için geliyor” diye yansıyan bu ziyaret sırasında yapılacak ikili görüşmelerde eminiz ki İran ve 24 Nisan da konuşulacak. 
 
Öte yandan ABD geçen hafta 10 AB ülkesine, İran’dan petrol alımlarını önemli ölçüde azalttıkları için finansal yaptırımlardan muafiyet olanağı verdi. Listede muafiyet talebinde bulunan Japonya’nın adı da var. Ancak listede Türkiye yok. Keza büyük petrol alıcısı olan Çin, Hindistan ve Güney Kore’ye de muafiyet tanımadı. Listeye alınan ülkelerin bankaları 6 ay süreyle ABD finansal sisteminden çıkarılmak gibi bir yaptırımla karşılaşmayacaklar. ABD’den muafiyet almak isteyen ülkelerin, İran’dan ithal ettikleri petrolde “önemli ölçüde” kısıntı yapmaları ve bunu sürekli olarak uygulamaları gerekiyor.  Bu çerçevede Başbakan Tayyip Erdoğan’ın halen bulunduğu Güney Kore ziyaretinde konuyu ABD Başkanı Barack Obama ile görüşeceği belirtiliyor. 
 
Ortada bir gerçek var: İran, 2010 yılında 81,1 milyar dolarlık petrol ihracatı yaptı. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 23 artışı ifade ediyor. Türkiye, Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore İran'dan petrol ithalatını artıran ülkeler olarak başı çekiyor. İran'ın ihracatında Japonya'nın payı yüzde 14, Hindistan'ın payı yüzde 13, Güney Kore'nin payı yüzde 10.  Türkiye'nin payıysa yüzde 7.
 
Biliyoruz ki hükümetin İran’la ilgili tutumu bugüne kadar “bizi BM kararları bağlar” şeklindeydi. Hatta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, AB'nin ambargosuna karşılık İran'ın İngiltere ve Fransa'ya petrol akışını durdurmasıyla ilgili olarak, “Türkiye için BM kararının hukuken bağlayıcı olduğunu söylemeliyim. Onun haricinde biz bir AB üyesi ülke değiliz. O yüzden AB'de alınan kararların hukuken Türkiye açısından bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Türkiye aynı şekilde ABD içinde alınan kararlar için de aynı cümleleri söyleyebilir.” demişti.
 
Şunu tespit etmek gerekiyor: BM, yaptırım kararlarını sadece nükleer silahlar geliştirme kapasitesini durdurmakla sınırlı tutarken; ABD ve AB’nin yaptırım kararları fiili bir ambargoya ve sadece İran yönetimini değil, fakat İran halkını da zora sokan bir izolasyona doğru ilerliyor. Burada Türkiye’nin tutumunda haklılık payı yok değil.  Ancak öyle görünüyor ki, “ABD ve AB’nin ambargo kararları bizi bağlamaz, bizi BM kararları bağlar” diyerek İran’la ticari ilişkileri sürdürmenin giderek zorlaşacağı bir sürece giriyoruz. Bunu görmemiz lazım. 
 
Nitekim büyük rafinerilerimizin sertleşen yaptırımlar nedeniyle alternatif olarak Suudi Arabistan’la görüştüklerini basından biliyoruz. Ancak İran’dan ithalatı tamamen kesersek Suudi Arabistan’ın ihtiyacımızın tamamını karşılaması zor görünüyor. Hele bir de İran’ın en önemli petrol alıcısı olan Çin, Hindistan ve Güney Kore’nin de İran’dan petrol alımını azaltması veya durdurması halinde işimiz daha da zorlaşacak. Nitekim bunun için de ABD’nin çok bastırdığını biliyoruz. İşte bu nedenle petrol ve doğal gaz konusunda İran’a bağımlılığımızı azaltmamız lazım. 
 
Bu çerçevede önümüzdeki dönemde alternatif bir tedarik ülkesi olarak Rusya ile ilişkilerimizin ivme kazanmasını bekleyebiliriz. Nitekim Mersin Akkuyu'da yapılacak nükleer santralin biran önce bitirilmesi için tüm kamu kurularına gönderilen Başbakanlık Genelgesi’ni de bu çerçevede yorumlamak mümkün.

ETİKETLER

vedat özdan

Yazarın Diğer Yazıları

2015 ve T24’e veda yazısı

2016; insanlığa, ülkemize, T24 okuruna, yazarına, çalışanına ve T24’e şans getirsin

ABD 14 yıldır terörle savaşıyor, sonuç: Terör saldırıları yüzde 6 bin 500 arttı!

“ABD işgalinden önce Irak’ta hiç intihar saldırısı olması ama, 2003 yılından bu yana 1892 intihar saldırısı oldu"

Rusya, Batı’nın yaptırımlarına daha ne kadar dayanabilecek?

Gazprom biterse Putin biter. Sonra sıra Çin’e gelir. Çin karışırsa dünyayı dolarsızlaştırma ittifakı, yani BRICS tamamen biter