02 Ağustos 2013

‘Beden dilinden anlayan bürokrasi ve medyayla’ demokrasi ve düşüş yönetimi

Başbakan Erdoğan daha önceki muhafazakar ve sağ liderler gibi yapmadı ve halkın desteğini alarak bu kurumlarla iktidar mücadelesine girişti

AKP, iktidar olduktan sonra halkın seçtiği hükümetlere ayar veren "vesayet rejimi" ve bundan sebeplenen bir medya düzeniyle burun buruna geldi.

Vesayet rejiminin parçası olan asker ve sivil kurumlar AKP iktidarından rahatsızdı ve başarısız olması için hukuksuz ve antidemokratik yollara başvurmaktan çekinmiyordu.

Varolan ana medya da bu duruma çanak tutuyordu.

Başbakan Erdoğan daha önceki muhafazakar ve sağ liderler gibi yapmadı ve halkın desteğini alarak bu kurumlarla iktidar mücadelesine girişti.

Derken, “Beden dilimden anlayanları getireceğim kadrolara” diyerek, bürokraside büyük bir tasfiye hareketine girişti.

Devlet kadrolarındaki vesayet rejiminin güç odaklarıyla içli dışlı sivil bürokratlarla beraber; iyi niyetli, namuslu, aldığı demokrasi terbiyesi nedeniyle güce değil, yasalara itibar eden bürokratlar tırpanlandı, hakları ellerinden alındı ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bunların yerlerine, devletin en önemli makamlarına liyakatle hiçbir şekilde alakası olmayan atamalar yapıldı. Atama ve yükselmelerde yasal düzenlemelerin ve kurum kültürlerinin yerini, yasalara rağmen itaat, cemaat ilişkileri ve cemaat referansları aldı.

Bununla da yetinilmedi. Onlarca yılın birikimiyle oluşmuş idare kültürüne sahip devletin önemli kurumları itibarsızlaştırıldı veya kapatıldı.

Vesayet rejimiyle mücadele derken açıkça telaffuz edilmeyen muhatabın kimliğini korkmadan ifşa etmeye imkan veren yasal ve anayasal düzenlemeler yapılıp, askere yönelik karşı atağa geçildikten sonra, vesayet rejiminin adı askeri vesayet rejimi haline geldi ve işin sivil vesayet boyutu unutuldu, unutturuldu.

Süreç içinde “askerle yapılan iktidar mücadelesi”, haklı olarak AB sürecini de olumlu etkilediği için “demokrasi mücadelesi” olarak algılandı.

Gayet güzel kamufle olan ve bu nedenle 12 Eylül ve sonrasındaki insan hakları ihlalleri, hukuksuzluklar ve antidemokratik uygulamalar nedeniyle kendisinden hiç hesap sorulmayan polis teşkilatı, sorunlu yargı ve hantal yönetim erki, yani özetle Ankara koruma altına alındı. Hatta müttefik ilan edildi.

Başbakan; AB süreci, Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, bu programı destekeleyen IMF’in yardımı, dolar ve likidite bolluğu sayesinde vesayet rejimiyle mücadelesinde, vesayet rejiminin sadece askeri boyutuyla ilgili olarak başarılı oldu.

Hem AB sürecini destekleyen, hem de iktidarca desteklenen kimi iş adamı çevreleri, para ve likidite bolluğu nedeniyle artan büyüme performansından ve düşme trendine giren faiz oranlarıyla bağlantılı kur ve enflasyon düşüşünü takiben, kendiliğinden büyüyen bilançolardan çok memnundu ve vesayet rejiminin ne olduğunu, geçmiş acı tecrübelerinden gayet iyi bildikleri için gidişatı hiç sorgulamadı.

Kimi yazarlar, ülkedeki askeri vesayeti gerileten mücadeleyi gerçek bir demokrasi mücadelesi olarak değerlendirdi ve süreci, mühasıran “AKP’nin büyülü ekonomi yönetimi başarısı”nın sonucu olarak ortaya çıkan ekonomik gelişmenin doğal bir neticesi olarak gördü.

Malum vesayet rejimi, AKP iktidarından önce kendisinden beslenen ve sebeplendiği sürece kendisine meşruiyet kazandıran bir medya düzenine yol açmıştı. Bu düzen aynı zamanda bir ideololojik aygıt olarak çalışıyor ve vesayet rejiminin gözetiminde parlamenter sistemin üç kuvvetine de hizmet ediyordu.

Derken başbakan, vesayet rejiminin destekçisi olan medya düzenini de hedef aldı. Böylece ana akım medyaya da “beden dilinden anlayan kadrolar” atansın buyurdu. Durumdan vazife çıkaranlar sıraya girdi ve aynen sivil bürokraside olduğu gibi vesayet rejimiyle alakası olmayan, hatta bundan rahatsızlığını 12 Eylül rejiminde bedel ödeme pahasına dile getiren, iyi niyetli, namuslu, demokrasi terbiyesi nedeniyle güce değil yasalara ve meslek ilkelerine itibar eden gazeteciler de tasfiye edildi ve itibarsızlaştırılmaya çalışıldı.

Böylece başbakanın beden dilinden anlayan bürokrasinin yanında, beden dilinden anlayan bir medya düzeni de kurulmuş oldu (Halen mesleğini namusuyla yapanlar tenzih olunur).

Bu düzen ve arkasında ne yaparsa yapsın duracağını sandığı yüzde 50 desteğinden aldığı cesaretle başbakan, daha önce pek de belli etmeye cesaret edemediği sakat demokrasi anlayışını, bu kez açıklıkla ifşa etmekten çekinmemeye başladı. Misal: “Ulemaya soracağım” dediğinde, “aman sus” diyenleri, artık dinlemez oldu.

Derken hatalı politikalar, demokrasiyle bağdaşmayan söylemler, inandırıcılığı ve samimiyeti kuşkulu  U-dönüşlerinden oluşan bir sarmala yakalanarak, ülkeyi tehlikeli sulara doğru yuvarlamaya başladı.   

Bu arada, yeni halleriyle başbakanın beden diline göre hareket etmeye başlayan eski “bağımsız” kurumların, polisin, yargının ve yandaş medyanın aynı konulara odaklandığını; vergi rekortmeni banka yöneticilerini ve vergi rekortmeni grupları, başbakanın değerlendirmeleri doğrultusunda sindirmek ve ortak lisanla itibarsızlaştırmak üzere “açık arama” çabasına girdiklerine şahit olduk.

Bir parentez açalım: (Evet böyle bir düzene içinde bulunduğumuz Orta Doğu Bölgesi hiç de yabancı değildir. Çevremiz, onlarca yıldır iktidarını sandıkla teyit ettirmeyi becerebilen diktatörlerin beden dilini her ayrıntısına kadar takip eden, ona göre dost-düşman ayrımı yapıp tavır alan bürokrasi ve medya düzenine sahip, düşman dedikleri Batı'ya göbekten bağımlı ülkelerle doludur. Bu düzenlerin muktedirlerinin her icraatlarını, "halklarını korumak ve kendilerini devirmeye çalışan düşmanları defetmek için" yaptıklarını iddia ettiklerini; o nedenle "herkesin kendilerini desteklemesi gerektiğini" söylediklerini bilmeyen yoktur. Keza, bu ülkelerin muktedirlerinin ve ailelerinin milyarlarca dolar gayrimeşru şahsi tasarruflarını Batı bankalarına park ettiklerini de). 

Evet buraya kadar yazdıklarımız malumun ilanı.

Peki derdimiz ne?

Derdimiz şu: Başbakanın beden diline göre çalışan bürokrasi ve medya düzeni, AB süreci ve dünyada dolar ve likidite bolluğu artarak devam ettiği sürece sorun yaratmadı. Ama artık ne AB sürecinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi mümkün, ne de dünyada dolar ve likidite bolluğu artarak devam edecek. Dolayısıyla vesayet rejimiyle mücadele ve sonrasında kendi iktidarını pekiştirmek için kullandığı bu düzen, artık işin doğası gereği başbakanın da aleyhine çalışacak ve ülkeye telafisi olmayan zararlar verecek...

AKP iktidarı öncesinde koalisyon hükümetleriyle çalışarak ve ekonomik krizlerle boğuşarak pişen ekonomi bürokrasimiz; kriz yönetimlerinde ülkenin çok işine yarayan bir kurum kültürü; hükümet ortaklarını, basını, AB’yi, IMF ve Dünya Bankası’nı aynı anda ikna etmeyi gerektiren bir diyalog, müzakere ve iletişim becerisi geliştirmişti.

Artık maalesef böyle bir bürokrasi yok!

Şurası açık ki; 

1. “yükseliş yönetimi” sürecinde maheretine pek de ihtiyaç duyulmayan sağlam bir ekonomi bürokrasisini ve

2. bu zorlu süreçten en az zararla çıkışın yegane yolu olan kaliteli demokrasinin gelişmesi için elzem olan, evrensel meslek ilkelerine sonuna kadar sadık bir medya düzenini,

cari açığın finansmanı sorununu acı tecrübelerle tekrar yaşayacağımız “düşüş yönetimi” sürecinde, çok, ama çok arayacağız.

 

Yazarın Diğer Yazıları

2015 ve T24’e veda yazısı

2016; insanlığa, ülkemize, T24 okuruna, yazarına, çalışanına ve T24’e şans getirsin

ABD 14 yıldır terörle savaşıyor, sonuç: Terör saldırıları yüzde 6 bin 500 arttı!

“ABD işgalinden önce Irak’ta hiç intihar saldırısı olması ama, 2003 yılından bu yana 1892 intihar saldırısı oldu"

Rusya, Batı’nın yaptırımlarına daha ne kadar dayanabilecek?

Gazprom biterse Putin biter. Sonra sıra Çin’e gelir. Çin karışırsa dünyayı dolarsızlaştırma ittifakı, yani BRICS tamamen biter