19 Haziran 2012

AB borç krizinde, sıra Kopenhag siyasi kriterlerinde mi?

Yunanistan ve Fransa seçimleri nedeniyle gözden kaçtı, fakat geçen cumartesi İtalya’da 200 bin kişinin katıldığı...

Merkel, geçen hafta çarşamba günü, dün (Pazartesi) başlayan G20 zirvesiyle ilgili olarak Alman Parlamentosu Bundestag’da (Alman Merkez Bankası Bundesbank’la karıştırmayalım) yaptığı konuşmada, “Politikayı piyasalar için değil, halkımızın geleceğini düşünerek yapıyoruz” demişti.

Yunanistan’da seçimler yapıldı. Piyasalar, biraz da çarşamba günü Fed’den gelmesi beklenen niceliksel gevşeme (Q3) kararıyla kısmen yatıştı. Ancak daha önce de yazdığımız gibi, sorunların kolay ve bugünden yarına çözümü yok. Çünkü sürdürülebilir büyüme dışında krizden çıkışın yolu yok.

Yunanistan ve Fransa seçimleri nedeniyle gözden kaçtı, fakat geçen cumartesi İtalya’da 200 bin kişinin katıldığı büyük bir protesto vardı. Protestodan söz etmeden önce, aynı gün İtalya Başbakanı Monti’nin bir açılış töreni münasebetiyle bulunduğu Milan’da yaptığı konuşmadan bir alıntı verelim:

“Artık uçurumun kenarında değiliz, ama 'delik' giderek büyüyor ve bizi yutabilir. Yeniden krizdeyiz.”

Monti, geçen yılın Kasım ayında Berlusconi hükümetinin yerine 2013 yılında yapılacak genel seçimlere kadar atanmış teknokrat (seçilmemiş) bir hükümetin başbakanı. Malum, Berlusconi hükümeti itibar kaybetmişti ve yükselen tahvil faizleri, İtalya’da borcun sürdürülebilirliğiyle ilgili kuşkuları artırmıştı. Monti hükümeti de piyasaları yatıştırmak için ilk iş olarak sıkı bir mali disiplin uygulama kararı almıştı.

Aralık ayının ilk haftasında aldığı kararlar, esasen tam da Merkel’in krize çözüm için önerdiği ve ısrarla savunduğu çerçeveye oturuyordu. Yani, işgücü piyasalarını düzenlemek, daha açık bir deyişle kamunun ve özel şirketlerin daha kolay işçi çıkarmalarını sağlayıcı yasal düzenlemeleri cesaretle almak, başta sosyal güvenlik harcamaları olmak üzere, kamu harcamalarını kısmak ve vergi gelirlerini artırmak…

Monti hükümetinin, işgücü piyasalarıyla ilgili yaptığı yasa değişiklikleri başta olmak üzere, uyguladığı sıkı mali disiplin önlemlerinin, işçi sendikalarının yoğun tepkisine neden olduğunu vurgulayalım.

Nitekim Monti'nin Milan’da yaptığı konuşma sırasında dışarıda molotof kokteylli, polisle çatışmalı büyük bir protesto vardı. Ayni gün, Roma’da da 200 bin kişinin katıldığı dev bir protesto yürüyüşü yapılıyordu. 

Yürüyüşü organize edenlerden İtalya’nın en büyük sendikasının lideri “Susanna Camusso” Roma’da “Halkın Meydanı’nda” bir TV kanalına şunu söyledi:

“Buradayız. Çünkü hükümet programı, ülkemizdeki durgunluğun derinleşmesine neden oluyor."

Meydanda yapılan konuşmalardaki ortak tema şuydu:

“Bütçe açığını azaltmak için işçileri hedef almayın. Bunun yerine yüzde 10’ları aşan işsizlik oranını aşağıya çekmek için yeni iş alanları yaratmaya odaklanın.”  

Peki, Merkel’in krizden çıkış için Yunanistan’dan ve diğer sorunlu ülkelerden (hatta Fransa’dan da) Alman halkının geleceğini düşünerek istediği önlemleri almış, buna rağmen yükselen tahvil faizlerini işaret ederek “tekrar krizdeyiz” diyen ve SWG adlı komuoyu araştırma şirketine göre güvenilirliği yüzde 70’lerden yüzde 30’lara düşmüş, bu nedenle genel seçimlere kadar iktidarda kalması neredeyse imkânsız hale gelmiş olan bir Monti hükümeti varken; Yunanistan'da aynı önlemleri devam ettireceği için umutlanılan, Yeni Demokrasi Partisi liderliğinde ite – kaka da olsa kurulması olası avro yanlısı bir hükümetten medet umulabilir mi?

Özellikle güney ve doğu Avrupa ülkelerinde uygulanan sıkı mali disiplin politikalarına yönelik protestoların yoğunlaştığı ve AB üyeliğine olan inancın azaldığı, artık yalın bir gerçek.

Avrupa’da ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının arttığı da…

Bir soru daha: Kopenhag siyasi kriterleriyle özdeşleşmiş olan azınlıklara saygılı, insan haklarına dayalı, istikrarlı ve kurumsallaşmış demokrasiyle, artan işsizlik ve düşen refah düzeyine öfkeli halk yığınlarının protestolarına muhatap yoksullaşmayı hazmetmeye yönelik mali disiplin süreci, bir arada nasıl gidecek?

Özetle, “Syriza” liderliğinde güçlenen radikal sol muhalefete muhatap Yunanistan’ın avrodan çıkışıyla ilgili tartışmaların daha da alevleneceği talihsiz bir dönemde; bize, “Maraş’ı verin müzakere başlıklarıyla ilgili vetolarımızı kaldıralım” diyen... Bu arada, 30 Haziran tarihine kadar da bankacılık kesimini yeniden yapılandırmak için Rusya’dan 1,8 milyar avro borç almayı planlayan komünist AKEL liderliğindeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi başkanlığındaki AB için, maalesef işin zor kısmı henüz başlıyor.

 

ETİKETLER

vedat özdan

Yazarın Diğer Yazıları

2015 ve T24’e veda yazısı

2016; insanlığa, ülkemize, T24 okuruna, yazarına, çalışanına ve T24’e şans getirsin

ABD 14 yıldır terörle savaşıyor, sonuç: Terör saldırıları yüzde 6 bin 500 arttı!

“ABD işgalinden önce Irak’ta hiç intihar saldırısı olması ama, 2003 yılından bu yana 1892 intihar saldırısı oldu"

Rusya, Batı’nın yaptırımlarına daha ne kadar dayanabilecek?

Gazprom biterse Putin biter. Sonra sıra Çin’e gelir. Çin karışırsa dünyayı dolarsızlaştırma ittifakı, yani BRICS tamamen biter