15 Temmuz 2011

2008 krizi bize neyi öğretti? (III)

Borcunuz fazla ve harcamaya devam ediyorsanız, size para veren adam kaygılanır...


Borcunuz fazla ve harcamaya devam ediyorsanız, size para veren adam kaygılanır. Kaygılanınca da faiz oranı yükselir. Faiz oranı yükselince gelecekteki gelirin bugünkü değer düşer. Bu nedenle büyümek zorlaşır. Bu hassas denge size borç verenlerin kanaatlerini her zaman müspet tutma yeteneğinize bağlıdır. Bu bir beşeri sermaye, alt yapı ve yönetişim becerisi gerektirir.
Dünya ekonomisi değişti, artık ithale ikameci mi, ihracata dayalı büyüme mi tartışması dönemi bitti. Büyümeyle ilgili paradigma değişti derken kastettiğimiz şey buydu.
İhracata dayalı büyümenin en güzide örneği, tasarruf fazlası olan Japonya’da krize girebiliyor, dünyanın en fazla tasarruf açığı olan en büyük ekonomisi olan ABD de. 
Bugünkü yazımız, büyümek için parasına talip olduğunuz insanların kanaatlerinin nasıl değiştiğini ve değişince başınıza ne geleceğini anlamaya yönelik son iki dersi içeriyor. Meselenin teknik tabiri risk.
Ders 4: Risk, bir yerlerde bir sorun var denmeye başlayınca çabucak büyür.

Büyümek isteyen risk alır. Kalitesiz büyüyen daha da yüksek risk alır. Finansal kaldıraç oranı artıkça nakit dengesinin bozulma olasılığı artar. 
Risk bir emtiadır. Fiyatı vardır, alınır ve satılır. Bu fiyatı iç ve dış koşullar belirler. Lehte konjonktür her zaman devam etmez. Gün gelir hesap ödenir.  
Daha önce defalarca yangın çıkmış bir havai fişek deposunun yanında ahşap bir ev alırsanız, hiçbir iyi sigorta şirketi evinizi sigortalamak istemez. Sigortalayan da yüksek prim ister. 
Riskin de fiyatı sabit değildir. Serbest piyasa ekonomisinde faiz oranları gibi sigorta primi de aynı kalmaz. Yabancılar cari açık sorunumuz neden daha fazla ciddiye almaya başladı sizce? 
Son kriz gösterdi ki, aşırı risk sadece iki taraf arasında bir temerrüt sorunu doğurmuyor. Çünkü riski alan da kendini sigortalatıyor. Finansal piyasalar artık iç içe. “Bulaşma” denilen şeyin nedeni bu.
Bir merkez bankası kendi bankalarına para pompalayınca, bu bankalar dünyanın neresinde olursa olsun kredi verecek bir proje bulur. Ama iyi, ama kötü! 
Lehte konjonktür bozulunca istediğiniz kadar iyi olun, sıkışan banka verdiği krediyi geri çağırır. Çok karlı bir şirketken, sizin veya büyük bir müşterinizin kredisinin geri çağrılması sizi de zora sokar.
Tüm sistemi etkileyen Lehman Brothers’ı hatırlayın. Nakit dengesi ve bu nedenle rasyoları bozulan bankalar, sağlıklı müşteriler ve sağlıklı projeler için verdikleri kredileri dahi geri çağırmak zorunda kalmışlardı.  Sonra bir de bakıldı ki, likidite sorunu peşi sıra beklenmedik riskleri su yüzüne çıkarmış ve farkında olmadan taşınan risklerin fiyatları aniden yükselmiş. 
Unutmayın AB içinde dahi halen uygulanan tedavi yöntemi kemoterapidir. 
Ders 5: Risk yönetimi 'yargı' gerektirir.

Hatırlayın UBS için, sahip oldukları karmaşık matematik modelleme sistemi nedeniyle dünyada risk yönetimi konusunda bir numaradır, denirdi. Ancak bu sisteme rağmen UBS, az önce sözünü ettiğim sürünün en büyük başlarından birisi oldu. Çünkü yeniden paketlenmiş mortgate alacaklarını satın alan ve bu nedenle en fazla zarar yazan Avrupa bankası UBS oldu. Oysa sorun modelde değildi. Sadece sağduyunun devreden çıkmış olmasındaydı. 
Risk yönetimi eleştirel bir perspektif için zamanında doğru sorular soymayı gerektirir. Ben ne kadar risk almalıyım? Beklenmediğim bir anda kötü bir şey olursa taahhütlerimi ne kadar yerine getirebilirim?  Müşterilerime ne olur? Para mı ödeyebilirler mi?
Bu soruları sormaz ve ortak aklı ortaya çıkarmak üzere yapıcı tartışmalar yapmazsanız, siz de sürüden birisi olursunuz ve o çoğunluk ne yaparsa siz de onu yaparsınız.  Elbette sürüdekilerin büyük çoğunluğunun başına gelen sizin de başınıza gelir.
“Ben satarım abi” çok tehlikelidir.
Bu noktada doğru bir yönetim kurulu kompozisyonuna sahip olmanın, şirket içinde “kuvvetler ayrılığı” prensibine riayet etmenin, gerekiyorsa dışarıdan bağımsız görüş almanın ve en önemlisi tüm bunları yapmak üzere doğru bir CEO ile çalışmanın önemine vurgu yapmak gerekiyor. Çünkü “şişman kedi” tartışmasının çıkış noktası tam da burasıdır. 
Yazı dizimizin başında da söylemiştik: Ülkeye ve kurumlarına güven kazandırmak kamusal bir görevdir. O nedenle aynı tavsiye ekonomi yönetimi için de geçerlidir.
Ne diyelim: Tanrı hepimizi “bize bir şey olmaz” diyenlerden korusun…  

2008 krizi bize neyi öğretti? - I

2008 krizi bize neyi öğretti? - II

Yazarın Diğer Yazıları

2015 ve T24’e veda yazısı

2016; insanlığa, ülkemize, T24 okuruna, yazarına, çalışanına ve T24’e şans getirsin

ABD 14 yıldır terörle savaşıyor, sonuç: Terör saldırıları yüzde 6 bin 500 arttı!

“ABD işgalinden önce Irak’ta hiç intihar saldırısı olması ama, 2003 yılından bu yana 1892 intihar saldırısı oldu"

Rusya, Batı’nın yaptırımlarına daha ne kadar dayanabilecek?

Gazprom biterse Putin biter. Sonra sıra Çin’e gelir. Çin karışırsa dünyayı dolarsızlaştırma ittifakı, yani BRICS tamamen biter