03 Ekim 2023

Anayasa çoktan ve kökten değişti zaten!

Ricam, bir maddelere bakın; bir de olan bitene, başınıza gelenlere, başınızda olanlara!

Biraz uzun, esasa göre kısa olacak. Aşağıda bazı Anayasa maddeleri veya madde bölümleri var. Kesin hükümlere rağmen hepsi kafadan ve kökten ihlal edilmiş durumda.

Bazılarını "ama"lar ve o hak ile özgürlükleri fiilen sınırlayan kanunlar zaten ihlal ediyor; bazıları ise yürütme, yasama ve yargının hâl ve gidişiyle iğfal ediliyor.

Ricam, bir maddelere bakın; bir de olan bitene, başınıza gelenlere, başınızda olanlara! "Herkes şöyle de böyle de" yazıp durmuşlar. Nerede o "herkes!"

İtalikler benim anayasal eleştiri hakkım!

Çizgi: Tan Oral

Başlangıç:

Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

(Hiçbir kişi ve kuruluş hürriyetçi demokrasi ile hukuk düzeni dışına çıkmıyor, değil mi!)

Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;

(Devlet organları arasında üstünlük sıralaması, otoriter tahakküm yok, değil mi!)

Lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;

(Ne diyeyim!)

Her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak millî kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddî ve manevî varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine doğuştan sahip olduğu;

(Buna inanmak mümkün mü! Böyle mi oluyor! Onurlu bir hayat… Maddi ve manevi varlığını geliştirmek kolay mı!)

TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye âşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur.

(Bu demokrasiye âşıksınız ya, bir de size emanet ama sizin böyle çiğneme, ihlal etme hakkınız yok! Maazallah!)

MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

(Hadi diğerleri var diyelim; insan haklarına saygı nasıl da güzel duruyor kağıt üstünde!)

MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

(Şu maddeyi kökten ihlal etmeyen bir devletiniz ve iktidarınız varsa, ne mutlu size! Bizim yok! Ama bu da kökten bir Anayasa ihlali!)

MADDE 6- Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

(Sınıflı toplumda, kayırmacı bir ekonomide, otoriter bir devlet ve siyasette, egemenlik de bazı zümre ve sınıflarındır fiilen! Size de bu maddeyi yemek, o tahakkümü kabullenmek kalır.)

MADDE 8- (Değişik: 16/4/2017-6771/16 md.) Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

(Bu maddeyi neden yazmışım buraya, bilmiyorum. Öyle zaten!)

MADDE 10- Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

(Ben bir şey demiyorum. Siz kendinize sorun, kendiniz sorun: Eşit misiniz? Herkes eşit mi? Herkes mi? Nasıl ya!)

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

(Aaa yine zümre, sınıf! O zaman polis ve jandarma neden orman köylüsüne karşı ormanı gasp eden iktidar ortağı holdingi, belediyeye karşı halkın yeşil alanını gasp eden Arap sermayesini, çalışanların trajedisini karşı artık yabancı sermayeli olan alışveriş devinin haksızlıklarını koruyor? Sınıf ne? İmtiyaz ne? Bu kadar ayrıcalığın hüküm sürdüğü bir ülkede bu Anayasa maddesini ihlal edenler, yöneticiden memuruna, suçlu değil mi!)

MADDE 17- Herkes yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.

(Tabii ya, herkes, tabii ki kimse, vallahi yapılamaz!)

MADDE 18- Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır.

(İster ordu ve polisteki angaryaya bakın; ister şıkıdım plazalar dahil, özel sektördekilere, Anayasa kağıt üstünde kalır, imtiyazlı sınıflar ve zümreler milyonlarca insanın üstünde hüküm sürer!)

MADDE 19- Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

(Hakkı vardır ama hakkıdır Hakka tapan… Makul çoktan maluldür!)

MADDE 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.

(Dokunmazlar, ama dalarlar, didiklerler, tarumar ederler!)

MADDE 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

(N'aber deyip geçiyorum!)

MADDE 23- Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir.

(Böyle maddeleri çok severim. Çünkü hürriyetin vardır ama onu yapacak paran yoktur mesela. Kağıt üstünde hür olur, fiilen esir düşersin!)

MADDE 24- Herkes vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

(Bir iktidar, parti, ortak partileri ve Diyanet gibi kurumları ile eğitime dini otoriteyle tahakküm hevesi varsa, bu madde gerçekten asla ihlal edilmemektedir Anam, Yasam!)

MADDE 25- Herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.

(Çürük, sürtük vb. kınamalar, peşin suçlamalar, uydurma videolar filan hariç! Yoksa hürriyet sizin, düşünün kıt kanaat!)

MADDE 26- Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar.

(Kapatılan TV'ler, kovulan, hapsedilen gazeteciler, yasaklanan ne varsa; hepsi bu maddenin hürriyetçiliği sayesinde!)

MADDE 27- Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.

(Üniversiteler, kukla rektörler, biat öğretim üyeleri, itaat memurları, sansür heyetleri, RTÜK'ler ve kütükler ile bu maddeyi doya doya yaşamak hakkınızdır!)

MADDE 28- Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.

(Elbette öyle! İster yandaş, ister korkak, ister menfaatçi… Otosansür yeter de artar!)

MADDE 33-Herkes, önceden izin almaksızın dernek kurma ve bunlara üye olma ya da üyelikten çıkma hürriyetine sahiptir.

(Kursanıza!)

MADDE 34- Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

(Toplansanıza, yürüsenize!)

MADDE 38- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. Ceza sorumluluğu şahsîdir.

(Gözlerimizi yaşartacak kadar duygulu bir madde! Çok romantik!)

MADDE 41- Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.

(Kadını aşağı gören, çocuk istismarcılarını koruyan, kollayan kim varsa, bu maddeyi okumadığı içindir!)

MADDE 42- Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

(Bak yine hakkınız; ama fiilen haklanmış olabilirsiniz!)

MADDE 48- Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

(Dilediğiniz alanda çalışmak istemez misiniz? Serbestsiniz! Hayırlı işler!)

MADDE 50- Kimse yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

(700 bin çocuk işçi var iki gözüm! Gerisini bilen biliyor!)

MADDE 51- Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz.

(Türkiye sermaye sınıfı ile sermaye ve imtiyaz devletinin el ele, Anayasa'da sakız çiğneyerek, işyerlerinde çiğnemek ne kelime, ezip geçerek saygıyla uyduğu maddelerden biri daha!)

MADDE 53- İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler.

(Hakkına sahip olmak, sahibine karşı hak iddia etmek manasında değil Hakkı!)

MADDE 54- Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.

(Ama yapmasalar iyi olur! İşten atılmak da var!)

MADDE 55- Ücret emeğin karşılığıdır. Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır.

(Emek de sadece yemek içindir… Başka bir şeye yetmez, yetişemez!)

MADDE 56- Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

(Tamam da, size yer kalmadı, sizde de zaten o para yok!)

MADDE 60- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

(O yüzden bütün işverenler herkesi hemen sigortalı yapar!)

MADDE 64- Devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur.

(Korumak için konser, festival yasaklar; kızar, bağırır, dava eder, içeri atabilir!)

MADDE 70- Her Türk, kamu hizmetine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez.

(İşte en büyük anayasal palavralardan biri demeyin, kamu hizmetine girme hakkınızı kullanmayı deneyin!)

MADDE 80- TBMM üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.

(Bilhassa iktidar milletvekilleri öyledir!)

MADDE 138- Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

(Of ya… En çok uyulan maddelerden biri!)

MADDE 169- Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz.

(Akbelen'de kolluk gücünü kulluk gücü yaparak ormanı yok eden arsız sermayeyi kollamak, halka karşı şirket için şiddet kullanmak tam da bu maddenin hükmüdür!)

MADDE 103- Cumhurbaşkanı, görevine başlarken TBMM önünde and içer: "…Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma… görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine and içerim."

(Bu madde zaten başlı başına içimizi ferahlatmaya yeter! Lütfen siz de Anayasa'ya uyunuz, uymayanları uyarınız veya uydurunuz. Uydurun gitsin madde madde!)

Umur Talu kimdir?

Umur Talu, ilk, orta, liseyi Galatasaray Lisesi'nde yatılı okudu. 1980'de Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi'den mezun oldu.

Üniversite döneminde Demiryolu İşçileri Sendikası ve Marmara Boğazları Belediyeler Birliği'nde çalıştı. Günaydın gazetesinde başladığı gazeteciliği, Güneş, Cumhuriyet, Milliyet, Hürriyet, tekrar Milliyet, Star, Sabah, Habertürk'te sürdürdü. Muhabirlik, ekonomi servisi yönetmenliği, yazı işleri müdürlüğü, genel yayın yönetmenliği, köşe yazarlığı, kısa süre Paris temsilciliği yaptı.

Medyakronik başta olmak üzere, çok sayıda web sitesi ile dergide makaleleri yer aldı.

Birkaç dönem Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu'na seçildi, başkan yardımcılığında bulundu.

İstanbul Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi ve Bahçeşehir Üniversitesi İletişim fakültelerinde ders verdi.

Türkiye medyasında ilk "ombudsman"lik kurumunun kurulmasını gerçekleştirdi. 1998'de Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi'ni hazırladı.

Çalışmaları Türkiye Basın Özgürlüğü Ödülü, iki kez Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Köşe Yazısı ÖdülüÇağdaş Gazeteciler Derneği Ödülü başta olmak üzere, çeşitli mesleki ödüllere değer görüldü. Aynı yıl, üç farklı gazetecilik örgütünden köşe yazarı ödülü aldı.

Bodrum: Yüzyıllık Yolculuk, Kadınımızın Hatıra Defteri gibi belgesellerde metin yazarlığını yaptı.

Sosyal Demokrasi, Fransa Bölümü (Turhan) Uçuran Bey Postanesi (Milliyet), Dipsiz Medya (İletişim), Bedelli Gazetecilik (Everest), Senin Adın Corona Olsun (Literatür) kitapları yayımlandı. Keynes'in (O. E. Moggridge, Afa Yay.) çevirisini yaptı.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Ölüm sana yol, su, elektrik olarak döner!

Özge Ceren ile İnanç öylece bakıyorlar. Binbir mücadeleyle kurmaya çalıştıkları bir hayatın, bir saniyede yol, su, elektriğe kurban edilişine

Binbir gece yalanları!

Bu "cennet"in insanlarının nasıl olup da dünyanın (üçüncü sıradaki) "en sinirli, en gergin, en mutsuz"ları sayılabildiğini geldiğini biraz olsun görebilse keşke Sierra Leoneliler!

Bir haftada antifaşizm!

"Uyanış" oldu, "direniş" oldu! Uyanış için neyin gelmekte olduğunu görmek, direniş içinse omuz omuza vermek ve bir de zahmet edip oy atmak gerekti