16 Ağustos 2019

"Saçma sapan" hayatlar...

"Bizim mahalle"ye de altına tutunanlar dadandı. Hemen üzerimizdeki Kaz Dağları Milli Parkı'na 40 kilometre uzaklıktaki Kirazlı Balaban Çeşmesi yöresi talan edildi. Ormanın içine kocaman bir oyuk açıldı

Dilediğimiz gibi yaşadığımızı sandığımız hayatlar, gerçekten dilediğimiz gibi yaşadığımız hayatlar mıydı?

Çeşitli sıfatlarla allayıp pulladığımız, güzelim kelimelerin ardına sakladığımız "dünyalar", gerçekten bizim dünyalarımız mıydı?

Kabul etmiş göründüğümüz, ama bir türlü kabullenemediğimiz hayatların içimizde yarattığı "acı safra", yürek ağrısı acaba hangi dünyalara aitti.

Bedenimizin yaşadığı hayatlarla, ruhumuzun sığındığı hayatlar arasında dünyalar kadar fark varsa şu kısacık ömre yazık olmaz mıydı?

Bin pınarlı İda'nın bağrında dolanırken ne kadar "saçma sapan" soru varsa içinizde dolanıp durur. Sonra sorular mı yoksa aşağılarda, kalabalıklarda, beton sığınaklarında ıvır zıvırlara boğulmuş hayatlar mı "saçma sapan" diye düşünmeye başlarsınız.

Zeytinli deresi, ayaklarınızın arasından köpürerek geçerken, minicik balıklar parmaklarınızda çeşitli oyunlar denerken, sırtınızı dayadığınız koca çınar size arkadaşlık ederken, kuşların senfonisi fon müziği yaratırken, "evet dünya burası olmalı" diyorsunuz.

Ama rahat bırakmıyorlar. Çok aç gözlüler, çok arsızlar, çok vurdumduymazlar, çok acımasızlar.

Hayatlarımızı çalıyorlar, hayallerimizi, öykülerimizi "mıncıklıyorlar"

Neye tutunuyorsak ona dönüşüyoruz. Kimi güzelliğine, yakışıklılığına, kimi varsıllığına, kimi sıradan ilişkilerine, kimileri hatalarına, keşkelerine...

"Bizim mahalle"ye de altına tutunanlar dadandı.

Hemen üzerimizdeki Kaz Dağları Milli Parkı'na 40 kilometre uzaklıktaki Kirazlı Balaban Çeşmesi yöresi talan edildi. Ormanın içine kocaman bir oyuk açıldı. Kesilen ağaçlarla ilgili her kafadan bir ses çıkıyor. En az sayıyı 13 bin 400'le Orman genel Müdürlüğü veriyor. ÇED raporuna göre 45 bin, TEMA'ya göre 195 bin, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay’a göre ise sayı 198 bine kadar çıkıyor. Efendim yapılan hesaplamalarda küçük ağaçlar ağaçtan sayılmıyormuş.

Kanadalı maden arama şirketi Alamos Gold’un Türkiye’deki iştiraki Doğu Biga Madencilik tarafından yürütülen çalışmalar büyük tepki topladı. Kanadalılar buraları çok sevdi. Bir zamanlar Candu firmasıyla nükleer santral kurma hayalleriyle gelmişlerdi. En başta Kanadalı çevreciler ayağa kalkmıştı. Şimdilerde yine Kanadalı çevreciler ayağa kalkıyor.

İda'da 26 Temmuz’da 16 kişiyle başlayan “Su ve Vicdan Nöbeti”, 5 Ağustos’ta Çanakkale Belediyesi’nin çağrısıyla, binlerce insanın, bir kilometrelik bir kortej oluşturduğu “Büyük Su ve Vicdan Buluşması”na dönüştü. Duyan geldi. Vicdanı olan geldi.

Altıncı firma siyanürü gözden kaçırmaya çabalıyor. Siyanür kullanmadan altın ayrıştırma işleminin yapılamayacağını dünya alem biliyor.

Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı Rebiye Ünüvar, Reuters’a verdiği röportajda “Cevher işlenirken net bir şekilde biliyoruz ki siyanür kullanılacak. Altı sene sonra burayı çoraklaştırıp çölleştirip gidecekler. 72 milyon ton cevher dinamitlerle patlatılıp işlenecek. Bunun 26 milyon tonu siyanür ile işlem görecek. Burada bir cehennem çukuru açılacak ve orada izole ettiklerini söyledikleri siyanür atık havuzunda toprağımız kirlenmiş olacak siyanürle ve yağmur sularıyla." diyor.

Bir gün paranın da altının da yenmediğini ne yazık ki torunlarımız görecek. Onlara çorak topraklar, kirli ya da hiç olmayan sular, boğuldukları bir gökyüzü bırakacağız.

Bunları biliyor ve bile bile yapıyoruz. Şu toz zerreciği dünyanın sahibi bizmişiz gibi, hiç ölmeyecekmişiz gibi. Şu an yüz yıl önceden kaç kişi var? Yüz yıl sonra da kaçımız olacağız buralarda? Sonsuzluk içinde kaç saniyelik değerimiz var?

"Tutkuların en büyük kötülüğü, neden oldukları şeylerde değil; fakat insanlara yaptırdığı ve onları alçalttığı rezilliklerdedir." demiş Nicolas Chamfort. "Dünyada mutlu yaşamak için, ruhumuzun bazı yönlerini felce uğratmak gerekiyor." diye de eklemiş. Sonra da "Kalbin ya paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum." notu bırakarak çekip gitmiş dünyamızdan...

Bitip tükenmeyen istemlerimiz, uğruna alçaldığımız, rezil olduğumuz o önceliklerimiz hayatlarımızı hayat olmaktan çıkarıyor. Yalanlarla, dolanlarla, arsızlıklarla, rezil ilişkilerle tıka basa doldurduğumuz hayatların içinde mutluluk arıyoruz.

Yarattığımız "saçma sapan hayatlar" nereden bulsun da versin bize o mutluluğu...

Yazarın Diğer Yazıları

Sanırım bende bir bozukluk var...

Her yolculukta insan, kendinden gider ve kendine gidermiş

"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum"

"Meramını anlatmak için emojilere sığınanlar, bir şeyler yazmaya üşenenler bir gün doğru dürüst konuşmayı da unutacaklar. Unuttular bile"

"Kaldıysa hâlâ masumiyetimiz"

Ya hayatımız için hiçbir anlamı olmayan şeylerle kavrulmayı bekleyeceğiz ya da sıçrayıp kurtulacağız...