15 Ocak 2022

Dolarla vatandaşlık hakkı verilmesini organize eden suç örgütü dosyasından: İstanbul - Ankara arası iş bitirme turları…

İddianamede yer alan müşteki Faruk Eskioğlu'nun ifadesi Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nde dönen dolapları detaylı olarak ortaya koyuyor

Türkiye'de dolar üzerinden banka hesabı açmak veya yatırım yapmak karşılığında "istisnai vatandaşlık" verilmesi uygulaması çerçevesinde İçişleri Bakanlığı bünyesinde ortaya çıkarılan suç örgütüyle ilgili konuya dünden devam ediyorum. 

Hükümetin özellikle Suriye'de yaşanan süreçle beraber dolar karşılığında Türk vatandaşlığı hakkı verilmesi uygulamasında para karşılığına yabancı uyruklulara yardım eden suç örgütünün izi Şubat 2020'de tespit edildi.

Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan suç örgütü hakkındaki dosya önce Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi Başkanlığı'na oradan da Ankara Emniyet Müdürlüğü'ne gönderildi.

Soruşturma dosyasında yer alan kayıtlara göre, MİT'in emniyete gönderdiği yazıda, "Ankara'da bulunan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nde güvenlik görevlisi olarak çalışan Cenk Akpunar, Serkan Akçay, Kurtuluş Kaya ve Kahraman Ünlü'nün, İstanbul İl Göç İdaresi Müdürlüğünde göç uzmanı olarak çalışan Emre Şener'in, Ankara İl Göç İdaresi Müdürlüğü'nde mühendis olarak çalışan Ahmet Selçuk Sarpkaya ile güvenlik görevlisi olarak çalışan Ali Koray Akın'ın, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nde teknisyen olarak çalışan Osman Bayram'ın, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nde yabancı şahıslar hakkında düzenlenen vatandaşlık işlemlerinde organize bir şekilde sahtecilik yaptıkları ve yabancı uyruklu şahıslar ile irtibatlı olduklarını" bildirdi. 

Böylece olaya el koyan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, suç örgütüne yönelik teknik takip çalışması başlattı. 

Savcılık yanı sıra çokça müşteki yani suç örgütünden zarar gören kişiler ile gelişmelerden bilgi sahibi olanların ifadesine başvurdu. 

İddianamede yaşananları anlatan onlarca Türk ve yabancı uyruklu kişilerin ifadeleri bulunuyor. 

Bu kapsamda iddianamede yer alan müşteki Faruk Eskioğlu'nun ifadesi Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nde dönen dolapları detaylı olarak ortaya koyuyor.

Eskioğlu'nun geçen haziranda savcılığa verdiği ifadesinin özeti şöyle: 

" (…) Tahminen günümüzden 1.5 - 2 yıl önce Hüseyin Bediroğlu isimli şahıs yanıma geldi. Tanıdığı Mısırlı şahıslar olduğunu söyledi. Bu şahısların finans şirketi kurmak istediğini, toptan altın alım satımı ve yurt dışından gelen dövizleri bozdurabilmek gibi iş ve işlemlerden faaliyet göstermek istediklerini bana anlattı ve benden yardım istedi. 

Bende bunun üzerine Onur Günal isimli bir arkadaşımın olduğunu kendisine bu ve buna benzer işlerde tanıdıklarının olduğunu söyledim. Bunun üzerine Onur'u aradık. Onur'a telefonla sorduğumuzda bu konular için bir tanıdığının olduğunu söyledi. Bunun üzerine Hüseyin Bediroğlu birlikte Bediroğlu'nun da çalıştığı Yasmin Kuyumculuk'a Mısırlı Hüseyin Selam'ın yanına gittik."

Önemli devlet kurumuna ziyaret

"Hüseyin Selam bana ne istediğini anlattı. Selam'ın anlattıklarının olup olamayacağı konusunu araştırmak için Onur ile birlikte Ankara'ya Cumhurbaşkanlığı Yatırım İzleme Ofisi'ne gittik. Ofise gittiğimizde Başkan Bey'in çok yoğun olduğunu söylediler ve bizi Mehmet Serdar Tufan'a yönlendirdiler. Mehmet Serdar Tufan'la yapmış olduğumuz görüşmede, Hüseyin Selam'ın bana anlattığı finans şirketi kurmak amacını anlattık."

"Ben bu işleri yaparım…"

"Bunun üzerine Mehmet Serdar Tufan, bize bu işlemlerin bu şekilde zor olacağını, yapılacaksa yatırım bankası açarak yapılabileceğini bu işin onlar için daha kolay ve faydalı olacağını bize anlattı. Sohbetimiz devam ederken konu vatandaşlık işlerine geldi. Bizde, kendisine Hüseyin Selam'ın eşinin ve diğer bir ortağının, kızlarının nasıl vatandaşlık alacağını sorduk. Bize "Ben bu işlemleri yaparım" dedi ve yanından ayrıldık, İstanbul'a döndük. 

Olan biteni Hüseyin Bediroğlu ve Hüseyin Selam'a anlattık. Hüseyin Selam'la danışmanlık işi için 350 bin dolara aramızda sözlü olarak anlaştık. Konuşmamız devam ederken Mehmet Serdar Tufan'ı aradık. Bizi Ankara'ya davet etti. Aradan bir hafta geçtikten sonra ben, Hüseyin Selam, Hüseyin Bediroğlu, Onur Günal, Hüseyin Selam'ın muhasebecisi ve bir tercüman ile birlikte Ankara'ya Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'ne Tufan'ın yanına gittik."

Danışmana yönlendirme

"Tufan, bize bankanın nasıl kurulacağını anlattı. Bizi yönlendirmesi için bir danışman firmaya ihtiyacımız olduğunu söyledi. Biz de kendisinin tanıdığı olup olmadığını sorduk, bize Aksakal Danışmanlık'tan Doçent Doktor Derya Erçetin'e yönlendirdi. Biz de Derya Erçetin'in kişisel bilgilerini alıp İstanbul'a döndük. 

İstanbul'a döndükten birkaç gün sonra Mehmet Serdar Tufan, Onur Günal'ı arayarak vatandaşlık alacağımız şahısların bilgilerini ve evraklarını kendisine gönderilmesini istediğini söyledi. Onur Günal da gerekli evrakları hazırlayıp Tufan'ın verdiği kurumsal e-posta adresine gönderdi. Aradan bir hafta kadar süre geçtikten sonra Derya Erçetin'le irtibata geçtik. Danışmanlık hizmeti almaya başladık. 

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Tufan'ı aradık. "Bizim bu vatandaşlık hizmetleri ne oldu?" diye sorduk. O da bize bu işlemlerin bu şekilde olmayacağını söyledi. Bu vatandaşlık işlemleri için de Derya Erçetin'in tanıdıkları olduğunu söyledi ve bize Derya Erçetin'in yardımcı olacağını söyledi. Bunun üzerine Onur Günal, Derya'yı aradı. Derya da Onur'dan vatandaşlık işlemleri için toplam 12 bin dolar para istediğini söylemiş, bende yapmış olduğum anlaşma ile para kazanacak olmamdan dolayı elimde bulunan kendi paramı yani 12 bin doları bozdurup Derya Erçetin'in söylemiş olduğu Fehmi Alperen Erdağ'ın Ziraat Bankası hesabına yatırdık."

"Bizi oyaladılar…"

"Ben, Fehmi Alperen Erdağ'ın kim olduğunu bilmiyorum. Bir keresinde Derya ile konuşurken beraber çalıştıkları Osman Erdağ isimli şahsın oğlu olduğunu, bu işleri de Osman Erdağ'ın takip ettiğini Derya'nın ağzından duydum. Aradan biraz zaman geçtikten sonra tarafımıza dönüş olmayınca Derya Erçetin ve Mehmet Serdar Tufan'ı birkaç defa aradık. Kendileri türlü bahanelerle bizi oyaladılar. 

En son aradığımızda Mehmet Serdar Tufan, "Siz çıkıp Ankara'ya gelin, Derya ile danışmanlık sözleşmesini yapın" dedi. Bu konuşmadan birkaç saat sonra Onur, Derya'yı arayıp sözleşme ile ilgili konuştu. Bunun üzerine, Derya da vatandaşlık işlemlerini hızlandırdıklarını, ‘sizin gelmenize hazır olmasını sağlayacağız, bunun için bize 18 bin dolar daha vermeniz gerekiyor' dedi. Onur da kendisine para yanımızda Ankara'ya gelirken getireceğini söyledi."

Çanta içinde teslim edilen dolarlar

"Bu olaydan birkaç gün sonra Onur ile birlikte Derya Erçetin ve Mehmet Serdar Tufan ile görüşmek için Ankara'ya gittik. Ankara'da kaldığımız Kızılay Meydan'da bulunan Prenses Otel'e Derya Erçetin sabah saatlerinde geldi. Derya Erçetin'le yüz yüze görüştükten sonra tam olarak hatırlamıyorum ama yanımda kendi paramdan hazırladığım 18 bin doları çanta içerisinde Derya Erçetin'e Onur ile birlikte teslim ettik. Derya'da aldığım parayla birlikte yanımızdan ayrılıp vatandaşlık işlerini halletmek için gitti. 

Bu olaydan bir gün sonra Onur'la birlikte Cumhurbaşkanlığı Yatırım İzleme Ofisi'ne Mehmet Serdar Tufan'ın yanına gittik. Biz, Mehmet Serdar Tufan'ın odasında otururken Derya Erçetin de geldi. Derya Erçetin'e vatandaşlık işlemlerini sorduğumuzda ‘biraz daha zamana ihtiyacının olduğunu' söyledi. Ben de bunun üzerine kendisine ‘vermiş olduğum 18 bin doları vatandaşlık işlemleri için değil size vereceğimiz Banka Kurulumu için yapacağınız danışmanlık hizmetinden sayarım' dedim. O da bana ‘olur' dedi. Bunun üzerine ‘banka kurulumu için gerekli olan danışmanlık sözleşmesini imzalamamız gerekiyor' dedi. Ben de Hüseyin Selam'ı aradım bana vekâlet vermesini söyledim ve Yatırım İzleme Ofisi'nden ayrıldık."

Yatırım sözleşmesine imza

"Hüseyin Selam noter vasıtasıyla Onur ve bana gerekli işlemleri yapabilmemiz için vekâlet verdi. Birkaç saat geçtikten sonra Tunalı Caddesi'nde bir kafede Derya ile buluştuk ve gerekli sözleşmeleri yapıp imzaladık. Derya ile yapmış olduğum sözleşmenin sonucunda Hüseyin Selam ile sözlü olarak anlaştığımız 350 bin dolardan bize sadece 100 bin dolar civarında para kalacaktı. 

Sözleşme imzalandıktan sonra Derya bizden sözleşmede yazan 100 bin dolar peşin parayı istedi. Kendisine ‘şu ana kadar bizden aldığın toplam 30 bin doları bu 100 bin doların içine say, geriye kalanı da işlemlere başladıktan sonra sana vereceğiz' dedik ve ayrıldık."

"Telefonları açmadılar…"

"Aradan biraz zaman geçtikten sonra Mehmet Serdar Tufan'ı ve Derya Erçetin'i sürekli arayıp bankanın ve vatandaşlık işinin durumunu sorduk. Onlar da bizi sürekli oyaladılar. Benim cebimden 30 bin dolar para çıkmasından dolayı Hüseyin Selam'a gittim, ‘bu kadar masraf yaptık' diyerek makbuzumu gösterdim ve kendisinden 30 bin dolar paramı elden aldım. 

Aradan uzun zaman geçmesinden dolayı Derya Erçetin'i arayıp ‘bak siz bizi oyalıyorsunuz, siz bizim işlemlerimizi hızlandırın, bak biz burada mağdur oluyoruz, paramızı alamadık, insanlara rezil olduk' diyerek çıkıştım. O günden sonra Derya Erçetin ve Mehmet Serdar Tufan telefonlarımızı açmamaya başladılar. Bunun üzerine ilgili makamlara konu ile ilgili başvurarak şikâyette bulundum. Benim Ankara'ya geliş gidişim ve bu zaman zarfı içerisinde yapmış olduğum diğer masraflardan dolayı 27 bin dolar civarında bir para kaybım oldu. Beni bu masrafa sokan ve Hüseyin Selam'a mahcup eden Mehmet Serdar Tufan ve Derya Erçetin isimli şahıslardan davacı ve şikâyetçiyim" (…) 

* * *

İstanbul – Ankara arasında mekik dokuyan bir iş takipçisinin anlatımları bunlar. 

İşlerin ne şekilde ve hangi koşullarda yürüdüğünü göstermesi bakımından dosyadan seçtim bu ifadeyi. 

Yarın da devam edeceğim…

Yazarın Diğer Yazıları

Uğur Mumcu ve Ali Gaffar Okkan…

Jandarma teşkilatında bir süredir FETÖ'cülerin boşalttığı kadrolara başka cemaat ve tarikatla bağı olan personelin atandığı yönünde iddialar var.

Milli Eğitim'den sonra yeni mülakat krizi de emniyet sınavında!..

Danıştay'ın bu konudaki aksi kararına karşın, artık devlet kurumlarının sözlü sınavlarında alışılageldiği üzere kamera kaydı olmaksızın mülakat yapıldı

Ceren Damar Şenel'in anısına…

Cumhuriyet Savcısı Burak Yılmaz, ailenin şikâyetleri sonrasında başlattığı soruşturma çerçevesinde hazırladığı iddianameyle Vahit Bıçak hakkında 10 yıl hapis cezası istedi