15 Kasım 2019

Moby Dick’teki Michelangelo

Moby Dick’de bir cümleye takıldım. İçinde arkeolojik kazı yapmak isteyenler için, bir hazinedir Moby Dick. Bir cümlenin peşine takılıyorum ve kapı kapıyı açıyor

Ortaokulda mıydı, yoksa lisede miydi hatırlamıyorum. Ders kitabında Nurullah Ataç’ın bir denemesi vardı. Deneme ‘öğrenme merakı’ üzerineydi. O yazıda mı geçiyordu yoksa başka bir yerde mi okumuştum, öğrenme merakının eski dildeki karşılığı tecessüs ve öğrenme merakı olan kimse anlamındaki mütecessisi. Çocukluğumdan beri neredeyse hayatın her alanında öğrenme merakı içinde oldum, mütecessis yani. En keyif aldığım şeylerden biri de bir kitap okurken, içinde geçen bir mekanın, tarihi bir şahsiyetin, bir doğa olayının, bir sanat eserinin, hayal edebileceğiniz herhangi bir şeyin peşine düşüp onu araştırmaktır. Eskiden bu daha meşakkatliydi. Evdeki iki üç ansiklopedinin maddeleri arasında sıçrayarak aradığımı bulmaya çalışırdım. Şimdi iki tuşa basmaya bakıyor öğrenmek istediğim şeye dair merakımı gidermek.

Bu sefer de, yine Moby Dick’de bir cümleye takıldım. İçinde arkeolojik kazı yapmak isteyenler için, bir hazinedir Moby Dick. Herman Melville 735 sayfalık kitabın içinde o kadar çok ve değişik şeyden bahseder ki şaşar kalırsınız. Örneğin şöyle bir cümle “Bundan başka, ayrıca aydın kişiler olan Türk bilginleri, Yunus öyküsüne hala candan inanırlar. Ve üç yıl önce bir İngiliz yolcusu, ‘Harris’in Gezileri’ adlı kitapta, Türklerin Yunus Peygamber’in onuruna bir cami yaptırdıklarını ve bu caminin içinde yağsız yanan mucizeli bir kandil bulunduğunu anlatır” (Moby Dick - Bölüm 83: Tarih açısından Yunus’a bakış). İsterseniz başka bir yazıda düşelim peşine, Harris’in ve muhtemelen IŞİD’in Irak’ta yıktığı cami olan Yunus Peygamber Camisi’nin.

Benim takıldığım cümle 86. bölümde, balina kuyruğunun ihtişamını anlattığı kısımda yer alıyor: “Michelangelo, Tanrı babamızı insan biçiminde gösterdiği zaman ona verdiği gürbüzlüğe dikkat edin. İtalyan tablolarının saçları kıvır kıvır , yarı kadın yarı erkek o tatlı İsa’ları, ne denli sevgiyle yüklü olursa olsunlar, beden gücünden yoksunluklarından ötürü, bir kadın uysallığını ve sabrını düşündürmekle kalırlar ancak. Herkesin bildiği gibi, Hazreti İsa’nın bizlere aşılamak istediği değerler de bunlardır nasıl olsa.”  İtalyan sanatçılarının, özellikle de Rönesans dönemi İtalyan sanatçılarının, yaptıkları İsa Peygamber resimleri, belki bir sanat tarihçisi için doktora tezi olabilir. Genelde üç kategoride rastlarız İsa resimlerine: Çocukluk dönemi, peygamberlik yılları ve çarmıha geriliş/indiriliş/yeniden doğuş. Çocukluk dönemi resimlerinde sıklıkla annesi Meryem ve kuzeni Vaftizci Yahya ile (Yahya Peygamber) birlikte resmedilmiştir. Önceleri kutsallığın vurgulandığı resimler, Rönesans döneminde doğallığın ön plana çıkmasıyla, İsa’nın kıpır kıpır bir çocuk olarak resmedilmesiyle çeşitlenmiştir. Çocukluğun çok farklı anlarını çizmişlerdir tuvallerine ressamlar. Rönesans’ın üç büyük ustası Leonardo da, Michelangelo da, Raphael de çocuk İsa’nın resimlerini yapmıştır. Beni en çok  etkileyense, kadın ressam Artemisia Gentileschi’nin Meryem Ana ve Çocuk resmidir. Tam da bir kadının, ustalıkla yapabileceği resimdir bu. Meryem iki parmağıyla elbisesinden azıcık çıkan meme başını tutmuş İsa’yı emzirmeye hazırlanmış, o ise elini annesinin yüzüne uzatmış tatlı tatlı annesine bakmaktadır. Resim o kadar doğaldır ki, sanki bir an kafanızı çevirmiş, çocuğunu emzirmek üzere olan bir anneyi görmüşsünüzdür. Pek çok Rönesans ressamında olduğu gibi Artemisia da, konuyu din alanından seçmiş olmakla birlikte, aslında gerçek hayatın içinden bir anı, ulvi değil insani olan bir anı resmetmiştir.

İşte böyle oluyor. Bir cümlenin peşine takılıyorum ve kapı kapıyı açıyor. Tekrar Melville’in cümlesine dönersek, Michelangelo’dan söz ederken Tanrı babamızı insan biçiminde gösterdiği zaman ona verdiği gürbüzlüğe dikkat edin dedikten sonra, İtalyan tablolarındaki yarı erkek, yarı kadın, beden gücünden yoksun, tatlı, kadın uysallığını ve sabrını düşündüren İsa resimlerinden söz ediyor. Bu cümleden yola çıkarak Michelangelo’nun birbirinden güçlü ve etkileyici iki eserindeki iki farklı İsa’yı düşündüm. Eserlerin ikisi de Vatikan’dadır. İlki San Pietro Kilisesi’ndeki Pieta heykeli, diğeri ise Sixtine Şapeli’nin karşı duvarındaki Son Karar freskidir.

Pieta, yani Hristiyan sanatında ölü İsa’nın vücudunu kollarında tutan Meryem betimlemesi, ilk kez 14. yüzyılda Alman sanatında ortaya çıkmıştır ve pek çok sanatçı bu konuyu işlemiştir. İsa’nın çarmıhtan indirildiği, gömülmeden önceki andır. Kuşku yok ki en ünlü Pieta eseri Michelangelo’ya ait olanıdır ve Pieta Michelangelo’nun yaptığı heykellerin içinde belki de en etkileyicisidir. Davut, Musa, Esirler hepsi birbirinden güçlüdür ama burada taşın içinden doğan birbirine geçmiş iki beden, resmi sarmış derin acı, çarmıhtan yeni indirilmiş İsa’nın güçsüz, zayıf bedeni, buna karşılık sanki oğlunu değil de kaybettiği sevgilisini kucaklamış gibi duran genç Meryem’in vakur hüznü (Meryem’i neden bu kadar genç bir kadın olarak canlandırdığı sanat tarihçileri arasında ayrı bir tartışma konusudur), İsa’nın bedenindeki anatomik mükemmeliyet ve Meryem’in elbisesinden yere dökülmüş kat kat kumaşlar, duygunun, estetiğin, ustalığın müthiş bir kombinasyonudur. Mermerin içinden bütün bunları çıkartabilmek ancak Michelangelo olmakla mümkündür herhalde.

Pieta heykeli

Pieta’da, ölmüş İsa’nın bedeni ne kadar güçsüz ve zayıfsa, heykelin durduğu yerin birkaç yüz metre ötesindeki Sixtine Şapeli’nin duvarındaki Son Karar freskinde, yeniden dirilmiş olan İsa da o denli güçlü ve heybetlidir. Yunan tanrısı Apollo’yu andırır. Hemen yanında Meryem ve Vaftizci Yahya, havariler ve melekler vardır. Mahşer günü gelmiştir. Cennete gidecek ruhlar İsa’nın sağından yükselirken, cehennemlik olanlar da sol tarafından aşağıya cehenneme sürüklenir. Bu freskoda Michelangelo Hristiyan dünyası ile Yunan mitolojisini buluşturmuştur. Örneğin kayıkta, ayakta durmuş cehennemlikleri kovalayan figür, mitolojide yeni ölmüş ruhları Styx nehrinden Hades’e götüren kayıkçı Charon’dur.

Son Karar freski

Pieta, Son Karar'dan yaklaşık 40 yıl önce yapılmıştır ve ilginçtir, Michelangelo’nun imzasını attığı yegane heykeldir. Çarmıhtan indirilen ölü bedenin zayıf ve çelimsiz görünümüne karşı son karar gününde yeniden dirilen İsa’nın sakalsız yüzü, güçlü bedeni ve adeta dünyaya hükmeder gibi havaya kaldırdığı sağ eli bir çelişki içindedir. Hristiyan inanışına göre tüm insanların acılarını çekip dünyayı terketmiş olan İsa, bu kez tüm insanları yargılamak üzere yeniden dünyaya gelmiştir. Melville’in altını çizdiği, İsa’nın vaaz ettiği barışçı, uysal, sabreden karakter, güçlü bir yargılayıcıya dönüşmüştür.

Moby Dick romanında, balina kuyruğunun anlatıldığı bölümdeki bir cümlenin peşinden, Michelangelo’nun hayal labirentlerine sürüklenmek; işte edebiyatın güzelliği, büyük bir romanın her ruha ayrı bir şekilde dokunabilmesinin ispatı.

Son Karar Sixtine Şapeli’nin duvarında

Yazarın Diğer Yazıları

Dünyalı olmak

Ağızlarından zehir, gözlerinden öfke akarak konuşan siyasetçilerin ve onlar adına kamuoyunu etkilemeye çalışanların seslerine kulaklarımızı tıkayıp, gezegenin akan su gibi, dalga gibi, rüzgar gibi, yaprakların hışırtısı gibi doğal seslerine, annelerin bebeklerini, çocukların hayvanları severken çıkardıkları seslere açmalıyız kulaklarımızı ve gönlümüzü

Birbirine sarılmış iki yılan

Karlı bir şubat gününe denk geldi ayın on beşi. Her ayın on beşine sığdırdığım küçük öykü günü. Dolunay öykülerinin beşincisi

Ayşe Buğra provokatör değildir!

Prof. Dr. Ayşe Buğra'yı haksız yere itham ettiğinizi düşünüyorum ve sözlerinizden dolayı sizi kınıyorum. Siz de kulsunuz, yanlış yapabilirsiniz. Yanlıştan dönmek erdemdir