13 Şubat 2021

Oyuncusuz tiyatro seyircisiz olursa; Terk Edilmiş Kıyılar

Ortaya çıkış kavramı aslında biçim ve içerik düzleminde buluşamama halini ele almaktı. Oyunun "oynandığı" mekânda seyircinin olmaması, seyircinin ziyarete geldiği mekânda ise oyuncunun bulunmaması...

Ferdi Çetin oyun yazarı, dramaturg, çevirmen ve yönetmen yardımcısı olarak tiyatroda, muhteşem öykü kitabıyla yazar olarak edebiyat dünyasında ve belki de en genç Dr. öğretim üyelerinden fikir üreten bir akademisyen olarak üniversitelerde ilham veren bir örnek! Tüm dehalara özgü tevazu, yaratıcılık ve mizah dolu ciddiyetiyle nadiren rastlanan mücevher bir kalem! Tabii bu kalem ülkenin her sezon ilklerine imza atan yönetmen Yeşim Özsoy'la buluşunca ortaya "dijital tiyatro" başlığında disiplinlerarası ufuk açan bir iş çıkıyor yine! Oyunda "fotoğraf" sanatı dijitalde içerik olarak işlenirken oyuncular teatral performanslarla doyuruyorlar. Öte yandan renk dağılımı, nesne yerleşimi, aksiyon planı ve olay örgüsüne lirik bir dil eşlik ediyor ve sonuçta kısa film, novella, video art, dijital tiyatro karışımı ve toplamından nefis bir denge doğuyor. Dolayısıyla Ferdi Çetin'e soru hazırlamak da kolay olmadı çünkü hakkını vermek zor, birini sorsan diğeri eksik kalıyor. Sanırım sormaktan öte tadına vara vara izlemek daha doğrusu ve ben de cevapları okuduktan sonra bir daha izleyeceğim. İyi seyirler efendim!

- "Terk Edilmiş Kıyılar// Negatif Fotoğraflar" adlı eseri nasıl tanımlarsın? Bu bir tiyatro oyunu mudur?

Terk Edilmiş Kıyılar // Negatif Fotoğraflar, oyuncuların ve seyircilerin karşılaşmaması fikrinden yola çıkılarak oluşturulmuş bir oyun. Oyun diyorum çünkü en başından itibaren değişik araçlar kullanarak ortaya hibrit bir estetik çıkarmak niyetindeydik. Sinema, tiyatro, çağdaş sanat ve edebiyat alanlarında teatral olanın arayışı bizim temel izleğimizi oluşturuyor aslında. Tanımlaması güç belki ama formlar arası bir estetikten bahsediyoruz. Temelde bir stüdyo ortamında teatral arayışlar özelinde ortaya sinemanın, fotoğraf çekmenin ve oyun sahnelemenin imkanlarını araştırdığımız bir iş çıkıyor.

- Farklı mecralardan oyuna dair farklı bilgiler toplanabiliyor. Örneğin oyuncuların olmadığı bir mekânda sahne ve fotoğraf sergisi, YouTube'da videolar, zoom toplantıları, belli tarihlerde metni izlemek gibi! Hangisi öncelikli, hepsiyle mi tamamlanıyor yoksa tek başına her biri bütün mü? Neden böyle?

Başlangıçta seyircinin çevrimiçi olarak deneyimleyebileceği bir gösterim oluşturma noktasından yola çıktığımızı söyleyebilirim. Çevrimiçi seyredilebilen bu gösterimin tamamlayıcı bir öğesi olarak görebileceğimiz bir yerleştirme fikri vardı. Bu yerleştirme İstanbul Tiyatro Festivali sırasında Bomontiada Alt'ta seyircilerin ziyaretine açıldı. Oyun çevrimiçi izlendi, yerleştirme ziyaretçiler tarafından kontrollü şekilde ziyaret edildi. Bu formülün ardından araştırmaya devam ediyoruz diyebilirim. Yerleşmenin 360 derece videosu çekildi ve YouTube'dan deneyimlenmek üzere hazırlandı. 22 Ocak'ta oyunun YeniPerform isimli dijital sahnemizde dijital galası yapıldı ve yerleştirme videosu da deneyimlendi. Gösterimin ardından seyirci ile gerçek zamanda bir araya gelebilmek için bir söyleşi gerçekleştirdik. Bu fikir aslında gösterimlerin ardından devam ediyor. Oyunun her bir parçası birbirini tamamlıyor aslında. Çevrimiçi video ana bölümü gibi görünse de yerleştirmeyi deneyimlemek de önemli ya da sohbetlerde bir araya gelmek. Bir öncelikten bahsetmek yerine yan yana olması fikri tercih edilebilir. Benzer şekilde gösterimde de bu yan yanalık hali bizim için temel bir kavram çünkü hiçbir öğe diğer bir öğenin üzerinde değil ya da biri diğerinden önemli değil.

- McLuhan gibi ifade ederek "araç (mecra) mesajdır" dersek dijital mesajını ne hâle getirdi ya da nasıl destekledi? Yani pandemi olmasaydı bu oyunun biçimi değişecek ve anlamı başka mı olacaktı?

Terk Edilmiş Kıyılar // Negatif Fotoğraflar'ın ortaya çıkış kavramı aslında biçim ve içerik düzleminde buluşamama halini ele almaktı. Oyunun "oynandığı" mekânda seyircinin olmaması, seyircinin ziyarete geldiği mekânda ise oyuncunun bulunmaması... Temelde namevcudiyet üzerine düşündüğümüz oyunda bir kaybın izini sürüp yasını tutmak nasıl mümkün olabilir diye düşünürken sahneden oyuncuyu kaldırdığımızda teatral olanı araştırmaya devam ettik. Ortaya çıkan oyunda böylesi dijital araçları düşündüğümüz bir dramaturji geliştirdik diyebilirim. Biri olmadan diğerini düşünmek artık çok zor! Kaçınılmak olarak şimdiden nefes alan bir oyun çıktı ortaya.

- Ekranın tiyatro perdesiyle kıyaslanamaz bir soğukluğu ve ulaşılması imkânsız mesafesine karşın metin dokunaklı, zarif, samimi ve orijinal olmayı başarıyor. Bu büyülü dengenin formülü nedir?

Bir tarafta çeşitli araçların birleşiminde bir estetik yaratma fikri öne çıkıyor, yani ses, görüntü ve oyuncunun sesinden bir estetik yaratmaktan bahsediyoruz, diğer tarafta ise metnin duygusu çok yoğun olarak karşımıza çıkıyor. Bir fotoğraf çekme fikriyle başlayarak ailenin konuşulmayanlarına doğru yol alıyor. Aslında hepimize tanıdık gelen bir yanı var, herkes bir imge ile kendine ait bir nokta bulabiliyor. Sanıyorum ki bir "başarıdan" bahsedeceksek buradan geliyor. İzleyen herkesin kuşkusuz konuşmadan yenen bir akşam yemeği anısı vardır. O anıların da kendine yer bulabileceği alanlar açmaya çalıştım diyebilirim. Bir anlatı inşa ederken muğlak alanlar bırakmaya özen gösteriyorum, alımlayıcının kendisinin tamamlayabileceği. Melih Cevdet Anday'ın deyimiyle eksik bırakıyorum şiiri. Şiir yazmaktan bahsetmiyorum ama neden şiirsel bir etkiden bahsetmeyelim.

- Biraz da içeriğe dair sormak istiyorum. Aile fotoğrafları neden bu kadar dokunaklıdır?

Çünkü yarımdırlar, hep bir tamamlanmamışlık halini hatırlatırlar bize. Oradaydım evet, deriz baktığımızda ama bir dizi kişisel felaketimiz canlanır zihnimizde. Zincir halinde gelirler, birbirini takip ederek. O yüzden geriye dönüp baktığımızda hep mutlu olduğumuzu hayal etmeye çalışırız ancak seneler sonra ikna oluruz buna, üzerinden çok uzun zaman geçtikten sonra. İşte tam da bu sebepten hem bakmak için can atarız o fotoğraflara hem de evimizin en ücra köşesinde saklarız fotoğraf albümlerini, ataların tozu sindikçe siner üzerlerine sonra bir gün halının üzerine yayarız onları, tamam şimdi, artık hazırım deriz ama artık kayıplar çoğalmıştır.

- Yan yana gelip ortak bir noktaya bakarak durmak için fotoğraf çektirmek tek an mıdır? Bu acıklı değil mi?

Sanırım öyle, bir ölümlü için ölümsüz bir an. Dönüp baktığımızda işte o tek an, gerisi çoğunlukla kurmacadan ibaret.

- Aile fotoğrafları bireysel mahremiyeti perçinleyen ve itiraf eden belgelerdir. Ya da öyle midir, neden oyunun ismi "negatif fotoğraflar"?

Ailelerin her bir araya gelişinde sayısız fotoğraf çekilir, fotoğraf makinesini düşündüğümüzde ise birçoğu düzgün çıkmaz bu fotoğrafların, 90'larda çok olurdu hani, fotoğraf makinesi edinilir tüm amatörlüklerle sayısız fotoğraf çekilir sonra bir bakarsınız ki birçoğu olmamış ya da elinizde bir dizi negatif fotoğraf. Sonra zaman ilerledikçe teknik yeterliliklerimiz arttı ama ya fotoğraf çekilmek isteyeceğimiz insanlar yanımızda değilse artık... Bu duygu bana çok acıklı geliyor işte. Bir de negatif fotoğraf kelimesinin çağrışım alanları da etkileyici geliyor bana.

- "Ölü ve yarısının nerede düşürüldüğü bilinmeyen bir baba" ne demek?

Babalar her zaman yarımdır biraz, biz bunu çok sonra fark ederiz, kabul etmemek için de çok uğraşırız. Bir fotoğrafın ardında büyümekten bahsediliyor ya anlatıda, işte kaybın ta kendisidir diyebilirim. Hiçbir zaman bir araya gelemeyen bir baba ve kız üzerine kurulu aslında anlatı. Kız hiç görmediği babasını hayal ediyor. Benim için en heyecan verici yeri de burası aslında. Çok büyük ismi olan bir babanın fotoğrafıyla büyümek, birinin sana sürekli onun yaptıklarını anlatması, nasıl bir figür kurabilirsin acaba? Muğlak değil belki ama yarım olacağından eminim.

- Bu arada teknik ekip çekimlerde özellikle gösteriliyor. Disiplinlerarası olmak yetmez gibi üst anlatı (meta-narrative) ile kendini itiraf etmek neden?

Sahnelemede aslında üç izlek oluşturuluyor, oyunda bahsi geçen hayali yemeğin yendiği yer, burası bizim için teatral mekân, sonra yemekte çekilen sayısı fotoğraf, o zaman o teatral mekân birden neden bir fotoğraf stüdyosuna dönüşmesin? Peki ya bu teatral deneyimi sinemaya ait araçlarla aktarma amacına hizmet eden arayış nerede duruyor? O zaman az önce de belirttiğim gibi üç izlek beliriyor karşımızda. Tüm bu kurmaca alanlarını oluştururken bir üst anlatıda buluşmak ve diğer tüm izleklerin birbirine bağlandığı noktaları, dikişlerini göstermek diyebiliriz yerinde olacaksa.

- Metnin şiirsel dili büyülü ve yine de somut bir gerçeklik yaratırken oyuncuların fotoğraf sanatına hizmet eden duruşlarını açıklar mısın? Neden kendi kendilerinin fotoğrafı oldular mesela?

Anlatıda inşa edilen izlekte bir dizi imge çıkıyor karşımıza. Önemli olan bu imgeleri görünür kılmak aslında, oyuncuların çoğunlukla konuşmadan bakışlarıyla ve tavırlarıyla mevcudiyet göstermesi de şiirsel bir etki yaratıyor denilebilir. Seyircinin yakalayabileceği serbestçe dolaşan imgeler ve fotoğraflar.

Yazan: Ferdi Çetin
Yöneten: Yeşim Özsoy
Dramaturji: Ozan Ömer Akgül
Görüntü Yönetmeni, Kurgu ve Renk Düzenleme: Noyan Ayturan
Işık Tasarımı: Ayşe Sedef Ayter

Müzik Tasarımı: Çağrı Beklen
Animasyon: Nisan Yetkin
Dekor ve Kostüm Tasarımı: Ferdi Çetin

Dekor Uygulama ve Styling: İrem Dilaver
Kamera ve Drone: Serdar Çam
Keman: Gülfem Güler
Viyolonsel: İsmail Hakkı Gayretli
"Kimseye Etmem Şikayet" Beste: Kemani Serkis Efendi
Solist: Neşe Sarısözen Adalı

Proje Asistanı ve Sahne Amiri: Senem Birlik
Reji Asistanı: Ahmet Ayaz Yılmaz

Teknik Ekip: Uğur Aksu, Umut Rışvanlı, Aslı Dinci
Çekim Asistanı: Nilay Yerebasmaz
Oynayanlar: Kübra Balcan, Yaman Ceri, Meral Çetinkaya, Banu Fotocan, Ahmet Ayaz Yılmaz

Oyunu merak edip seyretmek isteyenler tıklasın.

Yazarın Diğer Yazıları

Kişiye özel butik taciz yöntemleri

Çok normal sayılan "bazı sanatsal" çalışmalar madem o kadar normaldir de neden o yöntemler saklanır?

Gain Medya tavsiyeleri

Artık kimselerin vakti yok öyle uzun tasvirlere, derin analizlere, çok bilmiş yazar ve yönetmenlerin sözümona icatlarına!

Masumlar Apartmanı: Safiye neden titizlik hastası oldu?

Safiye her yaprağını en az üç kez sayarak yıkadığı ıspanakları değil o ıspanakla eve girme ihtimali olan arsız, kontrolsüz, çamurlu, karanlık, namussuz dünyayı yıkıyor