17 Mart 2022

Bensu Orhunöz'le tek seferde iki oyun birden konuşma lüksü: Yaftalı Tabut ve İki Kadın

Bensu Orhunöz'le Yaftalı Tabut ve İki Kadın adlı oyunları konuştuk

Bensu Orhunöz bu sezon iki ayrı oyunla tiyatro sahnelerinde seyircinin büyük beğenisini kazanmaya devam ediyor. Her iki oyunda da sahnede izahı zor bir ışık, etkileyici bir tat ve unutulmaz anlar bahşediyor. Kendisine Yaftalı Tabut ve İki Kadın adlı oyunlarıyla ilgili sormak istediklerimizi yanıtladığı için çok teşekkür ediyorum.

- "Yaftalı Tabut"ne demek, oyun ismini nereden alıyor?

Bir çok söylemle yaftalanmış olduğu için belki de... Şeytan... Komünist gibi... Fatma Nudiye Yalçı ilk kadın oyun yazarımız.Yurt dışında ölüyor! Ve maalesef ülkemizde adı çok geç duyuluyor. Sanki ölmeden tabuta girmiş gibi! Ve bu yaftalarla girmiş tabuta...

- Bilgesu Erenus'un yazdığı ve Yelda Baskın'ın yönettiği "Yaftalı Tabut" Şehir Tiyatrolarının en ses getiren oyunlarından biri olarak seyirci tarafından sevgi ve ilgiyle kucaklanıyor. Sizce oyunu başarılı kılan nedir?

Birincisi ekip işi olması ve bütün oyuncuların birbirini ve işi sahiplenmesi… Bu konuda yönetmen Yelda Baskın'ı kutlamak gerek. İkincisi zor bir konuyu (siyasal tarih) sıkmadan ve zaman zaman eğlendirerek anlatması... Metne dokunuşlarıyla dramaturgumuz Gökhan Aktemur ve yönetmenimiz Yelda Baskın çok şey kattı. Kimse kimsenin önüne geçmiyor star yok. Erkek rollerini de biz oynuyoruz ve bu seyirciye ilginç geliyor sanırım hiç yadırgamıyor. Seyirciyle de birebir diyalog kuran bir oyun. 

- Türkiye'nin ilk kadın oyun yazarı Fatma Nudiye Yalçı'nın yaşam öyküsünü neden bu kadar az biliyoruz? İlk kadın oyun yazarımızın gereği gibi anlatıldığını düşünüyor musunuz?

İlk kadın oyun yazarımızı elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. Bu sadece bir adım. Gerisi mutlaka gelmeli. Geliyor da! Nudiye hanımın az bilinmesi, ülkemizde ve dünyadaki kadın sorunsalına dayanıyor. Ataerkil dünyada kadınların yolu şu veya bu şekilde hep tıkanmış maalesef… Fatma Nudiye ile ailesi bile görüşmemiş bir zaman, korkmuşlar. Günümüzde bile hâlâ yaşanıyor bu gibi durumlar.

- Yelda Baskın'ın eğlence ve estetiği kesiştiren müzik ve kostüm seçimleri ansambl oyuncu kadrosuyla mücadele, haksızlık ve yalnızlık gibi ağır temaları seyirciyi üzmeden anlatıyor. Aklıma şöyle bir soru geliyor; konu kadın olunca anlatımın dayanılır kılınması mı gerekiyor acaba? Siz nasıl hissediyorsunuz?

Konu kadın olunca iş başka bir estetik kazanıyor. Yönetmen Yelda Baskın, Nihal Kaplangı dekor ve kostümleri yaptı. Burçak Çöllü müzikleri yaptı. Biz kadınlar yaşadığımız kötü deneyimleri bile bir süre sonra eğlenerek anlatan bir cins değil miyiz zaten? Erkekler terk edilince öldürebiliyor bizi. Kaç tane kadın terk edildiği için gidip kocasını ya da sevgilisini öldürüyor, varsa da çok az. Biz kadınlar önce biraz ağlarız sonra da güleriz halimize. Edindiğimiz kız kardeşler bizi sarıp sarmalar. Öldürmeyen acıdan güçlenerek çıkarız. Bir de acı bir hikâyeyi ağlayarak ve seyirciye de acı çektirerek anlatmak sanılanın aksine hiç de etkili olmuyor. Mizah her zaman için çok daha güçlü bir silah.

- Tüm oyuncuların başrolde olduğu "Yaftalı Tabut"ta sizin etkileyici auranız başka türlü alkışlanıyor. Bunu performansla mı ya da "hiçbir zaman eşit rol dağılımı olamaz" diyerek mi açıklayabiliriz?

İltifat için teşekkür ederim. Bence roller eşit dağıtıldı Yaftalı Tabut'ta ve rolleri oynarken çok eğlendiğimden olabilir mi? Bir de oyunu çok seviyorum. Sahnede olmayı, sahnenin getirdiği özgürlüğü ve başka birine dönüşmenin hazzını çok seviyorum.

- Gelelim ikinci oyununuz "İki Kadın"a... Fatma Özcan'ın yazdığı ve Semah Tuğsel'in yönettiği "İki Kadın" Tatavla sahnede seyirciye alışık olmadığı tarzda bir metin sunuyor ve siz kadın dayanışmasını sorgulayan bu metinde olmaya nasıl karar verdiniz?

Bu güne kadar hep erkeğin kadına yaptığı zulüm işlendi. Halbuki kadının kadına yaptığı zulüm azımsanacak gibi değil. Kısaca insan insana zulmediyor. Metin bu yüzden ilginç geldi. Semah Tuğsel'in projesiydi ve ben, kendim dahil olmak istedim projeye. Ters köşe işler hep bana ilginç gelmiştir.

- Oyunun adı açıktan bir kadın oyunu müjdelerken içerikte kendini birbiri üzerinden sorgulayan iki karakter buluyoruz. Bu bir hesaplaşma, yüzleşme ya da barışma mı? Mutlaka barışmamız mı gerekiyor mesela?

Bu bir hesaplaşma ve yüzleşme... Aslında her iki kadın da suçlu aynı zamanda da suçsuz! Barışmak şart değil bence anlamaya çalışmak çok önemli.

- Her iki oyunda da oyunculuğunuz büyülüyor ve seyirciye izleme hazzı yüksek performanslar sunuyorsunuz. Kendinize özgü ritüeller, pratikler ya da totemler gibi oyunculuk sırlarınız var mı?

Büyülüyorsam ne mutlu bana! Oynadığım her oyuna özgü ritüellerim, totemlerim, sırlarım var elbette ama en büyük sırrım sahnede olmayı sevmek galiba. Sahnede çok özgür hissediyorum kendimi! Eğer örnek vermem gerekirse her Yaftalı Tabut oyunundan önce sahnede laflarımı geçerim yani diksiyon çalışırım. "İki Kadın"da da aynı şeyi yapıyorum. Yıllar önce Gılgamış oynarken oyundan önce vücut ve diksiyon çalışırdım. Bir de oyuna erken gelmeyi sevenlerdenim… İyi bir okuyucuyum. Bazen bir yazara kafayı takıp bütün kitaplarını okumaya başlıyorum. Şu sıra favorim Suat Derviş mesela! Yoga yapıyorum evde, salonları pek sevmiyorum, yazın yüzüyorum, kendime çok iyi bakarım… Çünkü hastalanırsam oyun iptal olur diye çok korkarım. Kaldı ki son provalarda Covid'den ben de nasibimi aldım.

- "İki Kadın" sahne tasarımı ve dekor açısından da renkli ve sürprizli bir oyun. Tüllerin arkasında olma metaforunu nasıl okumalıyız ya da size nasıl bir alan açıyor bu bölünme?

Tülün arkasında, her iki kadının dünyası, mekânın görünmeyen yüzü var. Tül perdenin ardındaki her iki kadının gerçek dünyası... Bazen birbirlerinin dünyalarına giriyorlar.

- Sizi özleyen ve seven bir seyirci kitleniz var ve sanki saklanıyorsunuz. Bu yanlış bir varsayım mı ya da neden daha fazla görünür değilsiniz?

Saklanmıyorum. Her sene bir ya da daha fazla tiyatro oyununda oynuyorum aslında. Ekranlarda yokum. Ben de çok özlüyorum ekranda olmayı, sinema yapmayı, daha geniş kitlelere ulaşmayı... Bizimkiler o zamanlar çok şey kattı bana, müthiş bir kadrosu vardı.

- Herkesin dizi mecrasına girmeye çalıştığı bir dönemde Bizimkiler'in Bilge'si olarak dizi dünyasına doğan bir isimsiniz ve Bizimkiler dizi mecrasında her açıdan mükemmel bir klasik. Neden dizilerde yoksunuz?

Bu soruyu yapımcılara sormak gerekir diye düşünüyorum. Bir görüşmeye gittiğimde, oyunum ya da provam var dediğim zaman yapımcı beni bir daha aramıyor. Yapımcılar tiyatroda oynamayan tiyatrocu istiyorlar! Menajer de sizinle çalışmak istemiyor bir süre sonra! Sizce de şaşırtıcı değil mi?

- Pandemi dönemini nasıl geçirdiniz, neler yaptınız?

Zaten yıllardır aldığım şan derslerime devam ettim. Birkaç yıl önce bar programlarım olmuştu. Çok seviyorum şarkı söylemeyi. Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Rumcadan oluşan bir repertuarım var. Pandemide her şey durdu maalesef, tekrar başlamayı çok arzu ediyorum. Pandemide gitara başladım. Çalıp söylediğim şu an için epey şarkı oldu… Kendi kendimi, bazen de arkadaşları eğlendiriyorum. Sanatın bir dalıyla uğraşınca başka bir dala ister istemez kayıyorsunuz ve bu sizi hem zenginleştiriyor hem de rahatlatıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Onur Ayı filmlerim

Kime göre neye göre nasıl onurlu veya onursuz olunuyorsa listemde tam öyle işte! Aşağıdaki filmler kişisel seçkimdir ve herhangi bir kronoloji takip etmez…

Göz kamaştıran femme fatale Pervin Bağdat'ın masum cevapları

"Aşka düşmek" tanımını çok seviyorum… Aşkın tarifi, tanımı sıkça yapılıyor ama kuralsız bir şey aşk. Herkese, her an, her koşulda aşık olabiliriz

"Kimse Böyle Şeyler Konuşmuyor Artık" ve Şehir Tiyatroları böyle müthiş oyunlar yapıyor artık

"Kişisel olan politiktir" söylemine nefis bir örnek teşkil eden oyun, Müze Gazhane'ye katma değer sağlayan ve Şehir Tiyatrolarının yeni vizyonuna örnek teşkil eden zarif ve derinlikli bir çalışma!