14 Kasım 2021

Mostar denince akla kan gelir, acı gelir...

Bosna’da 1992’de başlayan kanlı iç savaş akıl almaz boyutlara ulaşmış devam etmektedir; nerelere varacaktır, nerelere! (BM) Birleşmiş Milletler Barış Gücü ülkededir ama bir işe yaramamaktadır

Öyle ki 1993 Ocak ayında, Cenevre’de yapılacak barış topantıları öncesinde Türkiye ön görüşmelerde bulunmak üzere Saraybosya’ya bir heyet göndermiş, lakin heyetin havalimanından çıkmasına bizzat görevde olan BM gücü komutanı Fransız General Philippe Morillon izin vermemiştir. Buna karşılık güya BM koruması altında, bir BM zırhlı aracıyla Bosna’nın Başbakan Yardımcısı Hakija Turajlic havalimanına götürülmüş, görüşmeler orada yapılmıştır. Ama işte ne olduysa dönüş yolunda olmuş; tanklarla, kendi zırhlı araçlarıyla yolu kesen Sırp askerleri BM aracını durdurmuş; hemen 300 metre ötedeki BM karakolundan yetişen küçük bir Fransız BM birliğiyle iki saat süren gergin bir bekleyiş meydana gelmiş; ardından bir Sırp askeri ileri atılmış, Fransız komutan Albay Patrice Sartre’ı bir kenara itmiş ve aracın arka bölümünde oturan Hakija Turajlic’i yedi kurşunla öldürmüştür.  General Philippe Morillon’a neden acilen büyük bir birlik göndermediği sorulduğunda, “Böyle bir deliliği, Başbakan Yardımcısını öldürebileceklerini hiç tahmin etmedim,” diyecektir!

Neden bu hikâye? Hakija Turajlic, önceki yazımda adını andığım ve şimdi de anmaya devam edeceğim değerli dostum, o devirde Aga Khan Mimarlık Ödülleri Genel Sekreteri Profesör Suha Özkan’ın iyi arkadaşıdır. Haberi alan Suha Hoca oturup ağlayacaktır. Tabii daha 1995’te meydana gelecek Srebrenitsa’daki büyük katliama zaman vardır!

Türkiye, Bosna-Hersek makamlarına tarafından kendisine tahsis edilen, mimari özellikleri itibariyle ülkenin kültürel ve tarihi mirasını yansıtan eserlerden biri olan tarihi binada Nisan 1993’te temsilciliğini açmış; ilk Büyükelçi olarak da değerli eski meslektaşım, yakın arkadaşım Şükrü Tufan’ı göndermiştir. Savaşın şiddeti gittikçe artarken zor görev! Hey yerde patlayan bombalar, yaylım ateşleri, toplar, tanklar... Nitekim geçen yazımda bahsettiğim gibi ünlü Mostar Köprüsü de 9 Kasım 1993 günü tamamen yıkılacak, Suha Hoca tekrar hıçkırıklara boğulacaktır...

                  “Akan bir mimarı da vururlarmış

tutuyordu tarih denen sükûtu

suyu gördüm, cesetlerin zarif tabutunu

hüznün helal çığlıklarıydı bu

ve sen ey susuşuna kan düşen adam

söyleyeceklerim var yaklaş.”

(Ali Göçer, Ay, 2006)

 

Derken bir gün Cenevre’de ofisinde çalışırken telefonla aranır; bir imdat çığlığıdır duyduğu; arayansa İngilizce konuşabilen Amir Pasiç’tir. “Mostar şehri sürekli bombalanıyor. Bizler Zagreb’e gidip bir hocamızın yanına sığınacağız ama buralardan tamamiyle kaçmak zorundayız. Bize yardımcı olabilir misin?”

Ulaşacakları kişinin telefon numarasını alan Suha Hoca elinden geleni yapacağını söyler ve ilave eder, “N’olur kaçarken Stari Mostar dosyalarını da yanınıza alın. Koca tarih yok olur aksi takdirde.”

Pasiçler Zagrep yolundadır; Suha Özkan ne yapabileceğini kendisi de kestirememektedir; Türkiye’de üst düzeyde birisine ulaşmak gerekmektedir. Aklına gelen isim, merkezi Ankara’da bulunan (SESTRIC) İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma ve Eğitim Merkezi o sıralardaki Genel Müdürü Şadi Cindoruk olur. Profesör Cindoruk ODTÜ’den arkadaşıdır ve elbette aradığı üst düzey görevli sıfatına uyan TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk’a en kolay ulaşabilecek kişidir.

Bu aracılığın işe yaradığı anlaşılıyor. Suha Hoca’yı arayan bizzat Hüsamettin Beydir. Hikâyeyi dinlemiş, bir süre sonra tekrar arayacağını ifade ederek telefonu kapatmıştır. Kendi ifadesine göre Suha Hoca bunun biraz kibar bir şekilde kulak arkası edileceği anlamına geldiğini düşünmüş o zaman. Nitekim Sayın Cindoruk’un Özel Kalem Müdüresi birkaç saat sonra kendisini aradığında şaşırdığını da itiraf etmekte. Her neyse, gelen mesaj şudur: Türkiye’nin Zagreb Büyükelçiliğine Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla gerekli talimat verilmiş; Zagreb’ten bir otobüs kaldırılacak; bize kurtarılacak iocansanların bir listesini ulaştırın ve kendilerine hazırlanmalarını bildirin lütfen, Türkiye’ye getirilecekler.

Kendilerine durumun aktarılması ardından Pasiçlerden gelen listede sadece her ikisinin kendi ailelelerinden oluşan 7-8 kişi vardır. Suha Hoca, “Yahu, Türkiye’nin koca TBMM Başkanı otobüs kaldırtıyor, ama sizler sadece kendi ailelerinizi kurtarmak peşindesiniz. Doldurun otobüsü oradan kaçmak isteyen kim varsa,” der telefonu açıp.

Daha fazla ayrıntıya gerek yok sanırım. Otobüs kalkmış, kumlardan kurtarılan 40-50 deniz yıldızı salimen Türkiye’ye ulaşmıştır. Yukarıda anlattığım ilk telefon görüşmesinde, Hüsamettin Cindoruk’un, Dzihad Pasiç’in taş yapıların restorasyonu alanında dünyanın en önemli uzmanlarından biri olduğunu öğrenmesi işe yarayacak, kendisine Milli Saraylar Dairesinde görev verilecek ve uzun yıllar İstanbul’da bu görevi sürdürecektir. Muhtemelen bu kapsamdadır geçen yazımda bahsettiğim “Stari Mostar Projesi”nin TBMM Milli Saraylar Dairesi tarafından (TEKFEN sponsorluğuyla) yayımlanması.

Amir Pasiç’e sahip çıkan kişi ise Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Işık Aydemir olmuştur. Işık Hoca özellikle tarihi koruma, Mostar ve Köprüsü ile çok ilgilenen, bu alanda çalışmalar yapılmasını sağlayan bir akademisyendir. Bu sayede Pasiç, 1993-2001 yılları arasında bu üniversitede, paralel olarak 1993-1996 yıllarında Mimar Sinan Üniversitesinde hocalık yapacaktır.  Öte yandan Aydemir Hocanın Yıldız’da komşuları bulunan (IRCICA) İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi[1]

ile yürüttüğü ortak projelerde yer alırken, bu defa Merkezin başındaki Ekmeleddin İhsanoğlu’nun dikkatini çekecek ve bir süre sonra o kuruluşta da çalışmaya başlayacak, hatta zaman içinde bu kuruluşun tarihi koruma konusundaki başdanışmanı görevini üstlenecektir. Bu kapsamda Cidde’de yeni yapılan İslam Konferansı Örgütü Merkez Binasının uluslararası mimarlık yarışması organizasyonunu da Pasiç yapmıştır. 2008 yılından sonra ülkesine dönen Prof. Amir Pasiç, halen Saraybosna Üniversitesi hocalarındandır.

Barcelona’da yerleşik Willy Müller Mimarlık’ın eseri, Cidde’deki İslam Konferansı Örgütü Merkez Binası

200.000 kişinin öldüğü, 2 milyon kişinin yerlerinden edildiği Bosna Savaşı sırasında Mostar Körüsünün yıkıldığını duyan ilk Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı (1990-1996) Aliya İzzetbegoviç, “O an insanlığımdan nefret ettim,” demişti. Halbuki, insan böyle bir yaratıktı zaten. 18. yüzyılın ünlü İskoç şairi Robert Burns dememiş miydi şiirinde?

         “Çok fazla şiddet dolu kötülük,

          Dokunmuş yapımıza!

          Biz hâlâ sivrilik peşindeyiz ,

         Esef, pişmanlık duymalı, utanmalıyız halbuki!

         İnsanın sevgiyle gülümseyen yüzü

        Cennetten çıkmaymış dense de,

        İnsanın insana insanlık dışı davranışı,

                Defalarca binlercesini yasa boğar halbuki.” [i]

Bu nedenle muhtemelen, İBB, IRCICA ve Yıldız Teknik Üniversitesinin birlikte defalarca gerçekleştirdiği, Aga Khan Mimarlık Ödülleri’nin de her zaman yer aldığı Mostar’la ilgili işliklerde “Urbicide” (Kentkırımı) kavramı çok kullanılmıştır.

Her şeye rağmen Türkiye dahil pek çok kaynaktan sağlanan destekle Mostar Köprüsü 2004’ten beri tekrar ayakta. Üstelik ayağa kaldıran da ER-Bu adlı Türk şirketi. UNESCO Dünya Mirası listesine alındı sonradan. Gerçi son zamanlarda yine “çürüyen bir şeyler var”[ii] sanki Bosna’da; Milorad Dodik adlı faşit bir Sırp çıktı ortaya, ülkeyi parçalamak peşinde. Ama ben yine de Suha Özkan’dan dinlediğim başka bir anekdotla olumlu bir havada bitirmek istiyorum bu yazıyı:

1998’in Temmuz ayı. Suha Hoca şu veya bu vesileyle birkaç kez daha gitmiştir Mostar’a ve işte yine oradadır o tarihlerde. Malum, köprünün bir sahili Müslüman Boşnak, diğer sahili Hırvat yerleşim bölgesidir. Müslüman tarafta bir restoranda birkaç dost yemektedirler. Savaş sonrası ABD Başkanı Clinton’un baskısı ve maharetiyle kurulan bu yeni Bosna-Hersek ülkesi gerçekten barış içinde yaşayabilecek midir, henüz kimse emin değildir. Derken karşı taraftan müthiş bir yaylım ateşi başlar; öyle böyle değildir! Herkes kendini yere atar. Epeyce sürer etrafı inleten makineli tüfek sesleri; sonra kesilir. Herkes doğrulurken Suha Hoca, “Ben bir gidip bakayım,” der. “Deli misin, ölebilirsin,” laflarına karşılık, “Yahu bende korku diye bir his yok ki!” diyecektir.

Kalkar çıkar, köprüyü yürüyerek karşıya geçer. Bakar bir yerde kalabalıklar. O tarafa doğru ilerlerken karşısına çıkan birisine sorar, “Ne oluyor yahu, neydi o yaylım ateşi?” Aldığı cevap karşısında donup kalacaktır:

“E yani olmasın mı? Hırvatistan Almanya’ya gol attı!”

Fransa’da yer alan 1998 Dünya Kupasında Nantes kentindeki o maçta Hırvatistan Almanya’yı 3-0 yenip yarı finallere yükselecektir....

 Yeni köprüsüyle Mostar renkler içinde

[i] Robert Burns, “İnsan yas tutmak üzere yaratılmıştır”, çeviri Şefik Onat.

[ii] William Shakespeare, “Hamlet” oyunundan.


[1] IRCICA, 1980-2017 yılları arasında İstanbul'da Yıldız Sarayındaki Seyir Köşkünde faaliyet gösterdikten sonra Cağaloğlu’na, Bâbıâlî Girişinde beş binadan oluşan yeni yerleşkesine taşınmıştır.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Mostar denince akla deha gelir...

Değerli akademisyen hocamız Gündüz Vassaf’ın muhteşem, alışılmışın dışında bir formatta kaleme aldığı “Mostari: Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü” kitabını okumayı kısa bir süre önce bitirdim.

Macbeth (5) Büyük Final – Sleep No More!

Yemekten ya da doğrudan dışarıdan gelenlerle 30 kişi toplanmıştı orada. Önce herkesin, sahip olduğu tek bir kredi kartı hariç neyi var neyi yoksa -telefonlar, cüzdanlar, çantalar, para-pul, herşeyi- oradaki resepsiyon görevlisine teslim etmesi gerektiği bildirildi; herşey için kesin garanti verilerek

Hâlâ Macbeth (4)

Ne çok şey var Macbeth hakkında anlatılacak!