19 Eylül 2021

Macbeth (3)

"Davul sesi var, davul sesi! Macbeth geliyor besbelli..."

"Teslim olmam; genç Malcolm'un ayaklarına kapanmak,
Aşağılık kalabalığa kendimi yuhalatmak için.
Birnam ormanı Dunsinane'e gelmiş, gelsin;
Hasmım bir kadından doğma değilmiş, olmasın;
Dövüşeceğim sonuna kadar.
Kendi savaş kalkanım yeter göğsümde;
Haydi vur, Macduff! Dur diyenin canı cehenneme!"[1] 


2017 Uluslararası Edinburg Festivalinde
Teatro Regio Torino yapımı Verdi'nin Macbeth Operasının final sahnesi

TED Ankara Koleji'nde de Macbeth!

Olan biteni özetle anlatma çabasıyla:

İngiltere dönüşü, saçma sapan bir nedenle (!) 1960-1961 döneminde lisenin son sınıfını "TED Ankara Koleji"nde tekrar etmem; İngilizce Edebiyat dersinde ne olduğu belirsiz Danimarkalı bir hoca tarafından, ilk kez İngiliz usulünce okutulan Macbeth'e yeniden toslamam; benim için kaymaklı ekmek kadayıfı olsa da sınıf arkadaşlarımın sınavlarda notlarının 0-1-2 arasında dolaşması; Danimarkalıya gidip, "Yahu hoca, bu iş çok kötü. Öğrenciler sizin yorumları takip edemiyor," diye ikaz etmem; yeni sınavda da aynı sonuç gelince çıkan isyan ve öğrencilerin sınav kağıtlarını top yapıp havalara atması; "Kolejliler" basket takımın as oyuncularından Yücel Pasinler'in yandaki depodan eski sınav kağıtlarını kucak kucak getirmesiyle olaya çeşni katması ve havalanan yüzlerce kağıt toptan bazılarının kaçınılmaz olarak hocanın kafasına rastlaması (!); kat muavimiz, Eminsu'lardan[2], askeri okul yönettiğini zanneden Talât Gönenç'in durumu görüp hepimizi sınıftan dışarı atması ve kapıyı kilitlemesi...

Akşam evlerimizin telefonla aranıp velilerin ertesi gün okula davet edilmesi; "Çökelek" namlı Başmuavin Fazıl Bey ve Talât efendinin, "Çocuklarınızın yaptığı rezalete bakın!" diyerek sıraları, sandalyeleri parçalanmış sınıfı göstermesi; bizlerin yapmadığını, bunun bir komplo olduğunu anlatmaya çalışsak da çoğu velinin çocuğuna inanmaması (benimki hariç!); bütün sınıfın Disiplin Kurulunu boylaması; elebaşı görülen Yücel'in okuldan atılması, bizlere de birer hafta tart verilmesiyle sonuçlanan oturum; bizlerin cezamıza razı olmamız ama Yücel'in bu cezayı hak edecek bir suç işlemediğini düşünmemiz ve gittiği takdirde basket takımının yıkılacağına olan inancımızla dersleri boykot etmemiz; o sırada süren Yassıada mahkemelerine[3] özenip, tiyatro salonumuzda muavin ve başmuavini yargılamamızla, "Bunlar okuldan atıla!" kararı vermemiz; Yücel'in babasına gidip oğlunun suçsuz olduğuna ikna etmemiz; onun da okulu dava etmesi ve kazanması; Yücel'in geri gelmesi ve bizlerin cezasının silinmesi; derken Danimarkalının işine son verilmesi ve...... hepimiz ermiştik muradımıza, en iyisi sizler de çıkın kerevetinize!

* * *

"Davul sesi var, davul sesi!
Macbeth geliyor besbelli..."1

Macbeth geliyormuş madem, biz de dönelim dağarcığımdaki diğer Macbeth yorumlarına... Ama önce kısa birkaç not:

Herhangi bir Shakespeare eserinin herhangi bir filmi hiçbir zaman o eserin ruhunu tam olarak yansıtmaz. Bir kere kaçınılmaz olarak süre kısaltılmıştır. Halbuki Shakespeare boşuna hiçbir kelime yazmamıştır, her kelimeyi özellikle seçmiştir; yoksa zaten yazmazdı! Ayrıca yönetmenler sadece bazı sahneleri kesmekle, yerlerini değiştirmekle kalmaz, bazı cümleleri de kesip biçer; hatta kısmen alır, başka bir sahneye taşır. Mısralar eksildikçe, yerleri değiştikçe film de yavaş yavaş Shakespeare'in eserinden uzaklaşır. Yani, sevgili okuyucuların, bilin ki seyrettiğiniz film bir Shakespere oyunu yorumu değil, Shakespeare'den alınan bir hikâyenin yönetmenin amacına hizmet edecek şekilde yeniden yazılmış ve filme çekilmiş halidir!

Bunu bile bile devam şimdi:

I. BBC, 2005 yılındaki "Shakespeare'in Yeniden Anlatımı – Macbeth"(ShakespeaRe-Told – Macbeth) yapımıyla eseri 21. yüzyıla, İskoçya'nın Glasgow kentine taşımıştı. Yerel aksanla konuşulan, bu nedenle altyazı olmasa anlaması zor filmde, kaliteli bir restoranın baş aşçısı ve hostesi olan karı-koca, müesseseyi ele geçirmek için sahibini öldürme yolunu seçiyordu. Mark Brozel'ın rejisiyle sunulan bu ilginç filmde James McAvoy ile Keeley Howes başrollerdeydi. Şuradan izlemek mümkün: https://www.youtube.com/watch?v=9z-baD9r7ak

II. Çok ünlü Ajantinli balet, uluslararası şöhret, Ballet Argentino'nun Direktörü Julio Bocca'nın farklı bir Macbeth balesi yorumu yanılmıyorsam 2009 yapımıydı ama internete 2012 yılında düşmüştü. Koreograf Ana Maria Stekelman'dı; kullanılan müzikse Macar/Avusturyalı György Ligeti'nin "Metamorfoz Noktürnü" başlıklı 1 numaralı yaylı kuartetiydi.

Ama yapımın asıl ilginç yanları, Julio Bocca'nın hem Macbeth hem de Lady Macbeth rollerine çıkması ve ayrıca koskoca eserdeki olayları 17 dakikada dansla anlatıp bitirmesiydi. Seyredin mutlaka:

III. İlginç bir hikâye şimdi: 


Macbeth'tin savaş sahnesinde Sir Kenneth Branagh

Shakespeare başrolleriyle üne kavuşan usta İngiliz sanatçı Sir Kenneth Branagh, 2013 yılında Uluslararası Manchester Festivalinde terkedilmiş eski bir kilisede oynadığı Macbeth rolünü öylesine özümsemişti ki, Macbeth bilen seyircinin nutku tutuldu! Bilet alanlara önceden en pespaye ve kolay temizlenebilen giysileriyle gelmeleri tembih edilmişti; çünkü tam da Shakespeare'in öngördüğü şekilde kilisenin içinde çamur kaplı bir fundalık alan yaratılmıştı; müthiş savaş sahnelerinde bir yandan yağmur yağdırılırken, çamur ve sahte kan seyircinin üstüne başına da saçılıyordu. Alex Kingston Lady Macbeth rolündeydi; Rob Ashford ve Sir Kenneth Branagh oyunu birlikte yönetmişti.

Tabii ki yapım festivalin ödüllerinin çoğunu topladı ve ardından dünyayı dolaşmaya başladı. İngiliz Ulusal Tiyatrosu (National Theatre) yapımı bu oyun filme de alındı ve gerek festival sırasında gerek ertesi yıl birkaç kez internet üzerinden yayınlandı. 2013'te DVD olarak da satışa sunulmuştu zaten. Bulursanız kaçırmayın, alın, çünkü işte nadir olarak her dizesi söylenen bir Macbeth filmi...


Bu fotoğraf, aynı yapımın New York'ta, 19. yüzyılda tüfekhane olarak inşa edilmiş, şimdilerde çok farklı etkinlikler için kullanılan Park Avenue Armory'de sahnelenmesi sırasında çekilmiş.

IV. 2014 Sonbaharında başlayıp, 2017 sezonu sonuna kadar New York'un ve tüm ABD'nin bir numaralı opera ve bale kuruluşu "The Metropolitan Opera"nın (MET) sahnelediği Verdi'nin Macbeth operasında -her ne kadar son yıllarda çok kilo almış olmasından hiç mi hiç hazzetmiyorsam da- hayranı olduğum Rus soprano Anna Netrebko'nun performansıyla yer yerinden oynamıştı. Önemli opera eleştirmenlerinin değerlendirmelerinde, "Yakın zamanlarda MET'in en büyük zaferi!", "Bu rol Netrebko için yazılmış sanki!", "Çılgın performans!" gibi ifadeler yer almıştı. Bu aynı zamanda Netrebko'nun farklı opera eserlerinde "ingénue" denen "saf kız" rollerinden ağır dramatik rollere attığı ilk adımdı. Ama bir attı, pir attı! Nitekim ardından gelen Bellini'nin Norma'sı, Verdi'nin Aida'sı ve Il Travatore'si ile Puccini'nin Manon Lescaut'sunda üstlendiklerinin hepsi aynı türde ağır dramatik rollerdi.

MET'te orkestrayı İtalyan Şef Fabio Luisi yönetirken, eseri sahneye koyan Adrian Noble idi ve Netrebko Macbeth rolüne karşısına önceleri Placido Domingo'yu almıştı. Fakst ne olduysa oldu, gün geldi, devran döndü, Domingo cinsel taciz suçlamalarıyla sahneyi terketti ve Macbeth rolünü bu defa Sırp bariton Željko Lučić' üstlendi. Tanınmayanlara bir not: Dünyanın her yayında sahneye çıkan bu sanatçının en büyük özelliği Verdi operalarında 23 kez başrol oynamış olmasıdır ki bu bir rekordur!


New York MET sahnesinde Macbeth

Bu eseri MET'in web sitesinden talep ederek (On demand) 4,99 dolara seyretmeniz mümkün.

"Yok ben sahip olmak istiyorum," diyorsanız DVD'si de satışta...

V. 2015'te Avustralyalı Justin Kurzel'in yönettiği Macbeth filminin başrollerinde çok yetenekli oyuncular vardı: Yakışıklı İrlandalı-Alman Michael Fassbinder ve çok çekici güzelliğiyle Fransız Marion Cotillard.

Nefes kesici alanlarda, kan, revan içinde, dişini tırnağına takmış şekilde savaşan oyuncular... 

Macbeth'in şiddet, yoğunlaşan melankoli, savaşçı yanı ve güçlü fiziği gibi tüm özelliklerini mükemmel şekilde yansıtabilen Fassbinder...

"Böylesine karanlık bir karakteri bugüne kadar oynamamıştım! Ruhunda şiddetin merhametle, şeytanlığın insanlıkla çatışmasıyla kendini yeyip bitiren bir kadın rolü kolay kolay çıkmaz karşınıza," diyen ve üstlendiği Lady Macbeth rolünde tanımladığı bu özellikleri birebir yansıtan Cotillard...

Daha ne olsun! Ya internette kaçak seyredeceksiniz ya da DVD'sini alıp cihazına takacak, kendinizi başka bir dünyada bulacaksınız... 

Nefes almak gerek galiba... Macbeth serisinde bundan sonraki ve final yapacağım yazımda, hayatta gördüğüm en değişik, en ilginç, en çılgın yapımı anlatacağım sizlere. Shakespeare eserlerine, haydi onu bırakın bir yana, tiyatroya meraklıysanız kesinlikle kaçırmamanızı öneririm...

"Belli kaşıntıdan parmaklarımda,
Habis bir şey gelir bizden yana."[4]


  • [1] Çeviri Sabahattin Eyüboğlu.
  • [2] "Eminsu" 27 Mayıs 1960 darbesi ardından emekliliğe sevkedilen yüzlerse subayın haklarını aramak için kurdukları bir dernekti. Pek çoğu sağa-sola işlere yerleştirilmiş, "Ankara Koleji"ne de Başöğretmen dahil bayağı sayıda eski subay idareci olarak gelmişti.
  • [3] Bu arada, o yıl son sınıfta aramızda -kız ve erkek- Yassıada'da yargılanan pek çok milletvekili çocuğu bulunduğuna da değinmeden geçemem. Çelişkiye bakar mısınız!
  • [4] Çeviri Şefik Onat

Yazarın Diğer Yazıları

"Amerikan müzikalini yeniden tanımlayan büyük üstat" Stephen Sondheim'ın ardından...

"Müzikal dünyasında ana akımın dışında kalmam, asi ve oyunbozan olmam, ‘farklı' olmak amacıyla değil, bir gösterinin nasıl olması gerektiğine ilişkin hayal gücümle ilgili"

Mostar denince akla kan gelir, acı gelir...

Bosna’da 1992’de başlayan kanlı iç savaş akıl almaz boyutlara ulaşmış devam etmektedir; nerelere varacaktır, nerelere! (BM) Birleşmiş Milletler Barış Gücü ülkededir ama bir işe yaramamaktadır

Mostar denince akla deha gelir...

Değerli akademisyen hocamız Gündüz Vassaf’ın muhteşem, alışılmışın dışında bir formatta kaleme aldığı “Mostari: Bir Köprü Bekçisinin Günlüğü” kitabını okumayı kısa bir süre önce bitirdim.