06 Haziran 2021

Kahraman-Antikahraman (4)

Suç denince devreye hırsızlık, yaralama, cinayet, şantaj, dolandırıcılık, kalpazanlık, vatana ihanet ve casusluk türleri girecek ve suçluların peşinden koşacak, engelleyecek, yakalayacak kahramanlar gerekecektir...

Çeşitli antikahraman tanımlarına giren ve üzerinde yazılabilecek o kadar çok örnek var ki, bu yazı dizisini kaleme alırken ipin ucunu kaçırmaktayım diye düşünüyorum bazen. Benim çocukluğumda "pehlivan tefrikası" diye bir kavram vardı; uzun uzun anlatılan, bir türlü bitirilemeyen bir konu anlamıma gelirdi. Galiba benim bu yazı dizim de öyle olma yolunda. Ama ne yapayım, bazı antikahramanlar, "Beni de unutma, beni de!" diye seslenip duruyor! Yine de söz, gelecek hafta son noktayı koyacağım! Toparlayabilmek çabası içinde bu bölüm için şöyle bir deneme yapmaya kadar verdim:

Edebiyattan görsel sanatlara antikahramanlar

Bu dizideki ikinci yazımda Sanayi Devrimiyle, yaşam koşullarıyla hızla yayılan suçların, gelişen gerçekçi edebiyatta kahramanlar kadar antikahramanları da beraberinde getirdiğini belirtmiştim. Suç denince devreye hırsızlık, yaralama, cinayet, şantaj, dolandırıcılık, kalpazanlık, vatana ihanet ve casusluk türleri girecek ve suçluların peşinden koşacak, engelleyecek, yakalayacak kahramanlar gerekecektir. İnsanların macera düşkünlüğünü tetikleyen polisiye, entrika, macera romanlarının kapısı da böylece açılacak ve zaman içinde bunların pek çoğu sahneye, beyaz perdeye, TV ekranına taşınacaktır.


Agatha Christie romanından kaynaklanan 1974 yapımı "Şark Ekspresinde Cinayet" filminin kadrosu sanırsınız ünlülüler resmi geçidi!

19. yüzyılda polisiye yazarlığının babası olarak tanınan ABD'li yazar Edgar Allan Poe, onu takiben polisiyede çağ açacak ve tarihin en ünlü polisiye kahramanı Sherlock Holmes'u yaratacak İskoçyalı yazar Arthur Ignatius Conan Doyle çıktı ortaya. Sonraki yıllarda Hercule Poirot ve Miss Marple karakterleriyle Agatha Christie, Jules Maigret karakteriyle Georges Simenon, Philip Marlowe karakteriyle Raymond Chandler, Papaz Brown karakteriye G.K. Chesterton, avukat Perry Mason karakteriyle Erle Stanley Gardner sıraya dizildiler ve pek çoğu sahneye ama hepsi beyaz perdeye taşındılar.

Böyleydi de insanlar farklı heyecanlar arıyordu bir yandan, sıra dışı kahramanları Fransız kamuoyunun, ünlü bir anarşist ve zeki hırsız Marius Jacob'u basında merakla, hayranlıkla izlediğini gören yazar Maurice Leblanc, bu karakterden esinlenerek, hiçbir zaman elini kana bulaştırmayan bir antikahraman, kibar hırsız Arsen Lüpen'i 1905'te yarattı ve 17 roman, 39 novella ve 5 sahne oyunuyla parsayı topladı!


Fransa'da, Maurice Leblanc'ın evinin (günümüzde müze) bulunduğu Etretat kenti girişinde, Arsen Lüpin'in ortaya çıkışının 100. yılı kutlamaları tanıtım panosu
 

Bir dönem geldi, daha da heyecan verici olan casusluk ön plana çıktı ve insanları kendi antikahramanlarının peşine taktı. Tarihteki ilk casus romanının James Fenimore Cooper adlı bir ABD'li yazarın 1821 yılında yayımlanan "Casus" (The Spy) eseri olduğunu kaç kişi bilir acaba? [1]

Buna karşılık İngiliz Rudyard Kipling'in 1901 yılında yayımlanan "Kim" adlı romanını okuyucuların çoğu bilir de, bu eserin tarihte yayımlanmış ikinci casus romanı olduğunun farkındalar mıdır bilinmez.

Bence işin en ilginç yanı, her iki kitabın bugün dahi satışta olması!

Başlangıcına işaret ettim de ardından günümüze kadar gelen casus romanı furyasını burada listelemem doğal olarak imkânsız. Pek çoğunu eleyerek, en ünlülerini, başkişilerinin antikahraman olmasına dikkat ederek zaman çizgisine oturtursak, şöyle bir listeyle karşılaşırız (Sadece yazar, roman adıyla ve filmi yapılmış olması koşuluyla):

Joseph Conrad "Gizli Ajan" (The Secret Agent) 1907 - John Buchan "39 Basamak" (The Thirty-Nine Steps) 1915 – Leslie Charteris "Meet the Tiger" (Merhaba Kaplan) 1928 [Yandaki sembolle tanınan ilk Simon Templar – Aziz romanıdır.] - Frederick Forsyth "The Day of the Jackal" (Çakalın Günü) 1938 - Eric Ambler "The Mask of Dimitrios" (Dimitrios'un Maskesi) 1939 - Graham Greene "The Confidential Agent" (Gizli Ajan) 1939.


Aziz (The Saint)

Dünya Savaşı dönemi mola demekti; yazarlar ya asker ya da gazeteci olarak görev yapacaktı. Savaş ertesi ise, 1945'ten itibaren toparlanma yılları başlayacaktı...  

Josephine Tey'in çok sonraları "Tüm Zamanların En İyi Suç Romanı" seçilecek "Zamanın Kızı" (The Daughter of Time) yayımlandığında yıl 1951'di. Derken...

Kendisi de eski bir İngiliz Deniz Kuvvetleri istihbarat ajanı olan gazeteci Ian Fleming, 1952'de yayımlanan, yarattığı İngiliz Gizli İstihbarat Servisi MI6'nın gerektiğinde insan öldürme yetkisine sahip 007 numaralı ajanı James Bond karakterini okuyuculara "Casino Royale" romanıyla sundu ve bombayı patlattı! 


Filmlerde silah namlusu sunumuyla James Bond (Sean Connery)

 

Bu daha bir başlangıçtı. 1953 – 1965 yılları arasında ardından gelen 11 roman ve kısa hikâyelerden oluşan iki kitapla bu çapkın, kumarbaz, kural tanımaz, eli kanlı James Bond, belki de casus romanlarının (hatta filmlerinin) en ünlü antikahramanı olarak tarihe geçti, "süper casus" olarak bilindi. Dünya çapında toplamda 100 milyondan fazla satacaktı...

Böyleydi de, İngiliz edebiyat çevreleri ısrarla James Bond romanlarının edebi değeri olmadığını söyleyip duruyordu. Derli toplu, güçlü bir kalem arandı yıllarca ve yine bir gerçek casus bulundu sonunda: David Cornwell. Üstelik hem İngiliz Gizli İstihbarat Servisi MI6 hem de Karşı İstihbarat Servisi MI5'te yıllardır görev yapan, fakat bunu 1983'e kadar inatla gizleyen bu adamın, 1963'te John Le Carré takma adıyla yayımlanan kitabı "Soğuktan Gelen Adam" (The Spy Who Came in from the Cold) casusların soğuk dünyasının gerçek içyüzünü büyük ustalıkla anlatıyordu. Tesadüf bu ya, kitabın gerek İngiltere gerek ABD'de "En Çok Satanlar" listelerinin tepesine oturması ile MI5'in üst yönetimine sızan Sovyet ajanlarının lideri Kim Philby'nin ortadan kayboluşu aynı tarihlere rastlamış, İngiliz basını ve kamuoyu casus histerisine kapılmıştı. "Bu adam bir roman daha yazar, gerçekleri açıklar!" diye düşünen İngiliz istihbarat yönetimi, David Cornwell'den istifasını isteyecek, o da zaten yazarlıkla hayatını kazanmasının mümkün olduğunu anladığından, "Bana uyar!" diyecekti.


Claire Bloom ve Richard Burton 1965 tarihli "Soğuktan Gelen Adam" filminde

İlerideki yıllarda yazacaklarıyla toplamı 25'e varan (Post mortem 26. romanı bu yıl yayımlanacak) romanın büyük çoğunluğu sinema ve TV dizisine dönüştürüldü. Benim idol casus romanı yazarım Le Carré'nin gerçekten müthiş bir edebi kalemi vardır. Fakat bence en önemli özellikleri, gerek Sovyet sistemini gerek içinde kendisinin de yaşadığı sömürücü, doymaz, hırslı siyasilerin, bürokrasinin ve sermayecilerin oluşturduğu yozlaşmış, çürük kapitalist düzeni büyük ustalıkla ağır biçimde eleştirebilmesi ve dünyadaki gelişmeleri çok yakından izleyip sürükleyici romanlara dönüştürebilmesidir.

Bugün itibariyle inanılmaz sayıda casusluk romanı üretilip, bunlardan pek çok film ve TV dizisi yapıladursun, biz şu güneşin altında söylenmedik söz bırakmayan William Shakespeare'in dünyasına da bir göz atalım.

Shakespeare sahne oyunlarında (neredeyse hepsi filme alındı) kaç antikahramana başrolü vermiştir düşündünüz mü?

  • Çılgınlık derecesindeki kıskançlığıyla Desdemona'yı öldüren Othello;
  • Cesaretli ama ihtiraslı ve korkak Macbeth;
  • İngiltere tahtını ele geçirmenin peşindeyken, Kral Lear ve üç prensesinin ölümüne sebep olan düzenbaz, hilekâr ve gaddar Edmund;
  • Neredeyse bir düzine adamı öldürten, delilik krizleri geçiren, bozuk karakterli ve kambur III. Richard;
  • "Venedik Taciri"inde yahudi olması nedeniyle toplum tarafından ezilen, o da duyduğu nefreti, bir borcun ödenmesinde rakibi Antonio'dan vücudundan koparılacak bir et parçasını isteyecek düzeye vardıran tefeci Shylock;
  • Bazılarınız şaşıracak ama yüzyıllardır kahraman olarak gösterilen Hamlet, aslında antikahramanın dik âlâsıdır. Ofelya'nın babası Polonius'u bizzat öldüren; kızın kendisini tacizle, kadın düşmanlığıyla, akli dengesini bozarak intihara sürükleyen; Rosencrantz and Guildenstern'i ölüme yollayan bencil, istediği her kötülüğü yapmakta kendini yetkili gören, düzenbaz, duygusuz bir zorbadır o.

Kenneth Branagh'ın 4 saatlik muhteşem Hamlet filmini seyrettiniz mi?


Kenneth Branagh – Hamlet rolünde

Şimdi kendi kendime Shakespeare konusunda ve bu haftanın yazısı için "yeterlik kararı" veriyorum!

Haftaya yine sahne oyunları ve müzikallerle girip, sinema filmleri ve TV dizileri arasında dolanıp, antikahramanlara veda edeceğiz.


[1] Türkçeye çevrilip yayımlanmamıştır.

Yazarın Diğer Yazıları

Antikahramanlara veda ederken (V)

Fatma'nın yaşadıklarıyla ruhunda devamlı yeni yaralar açılması, elini kana bulaması, adım adım bir intikam makinesine dönüşmesini tutkuyla izliyor seyirci, bağlanıyor Fatma'ya. En başta da söylemiştim: Çoğunluğunuz, "Cinayet kötü, ama kadın haklı, çünkü yaralı!" dediniz zaten

Kahraman-Antikahraman (3)

Gerilere gidersek ve başka bir optikten bakarsak, pek çok eserde kahraman olarak değerlendirdiğimiz bazı başkişilerin, zaten aslında antikahraman nitelikleri taşıdığını görmekte pek zorlanmayız

Kahraman-Antikahraman (2)

Geçen haftaki yazımın sonunda, gelecek yazıda antikahramanların dünyasına giriş yapacağımızı söylemiştim. Şimdi kapıdayız...