27 Temmuz 2010

Bale ve operanın adı da tadı da yerinde

Devlet Opera ve Balesi, sezonu öyle güzel kapatıp, yaz mevsimini öyle güzel işlerle karşıladı ki üç ay dinlensek gam yemeyiz...

Devlet Opera ve Balesi, sezonu öyle güzel kapatıp, yaz mevsimini öyle güzel işlerle karşıladı ki üç ay dinlensek gam yemeyiz. Zira sonbahara kadar tadı damağımızda kalacak gösterilere ev sahipliği yaptı.
İlki 2008 yılında düzenlenen II.İstanbul Uluslararası Bale Yarışması, 5-10 Temmuz tarihleri arasında Cemal Reşit Rey Salonunda yapıldı. Yarışma Sanat Yönetmeni Nilay Yeşiltepe Güngör'ün belirttiğine göre yarışma şimdiden uluslararası yarışma takvimine kabul edilmiş. Organizasyonun çok kısa sürede uluslararası boyuta taşınmasının altında yatan neden, zaten başkanlığını ünlü koreograf Yury Grigorovich’in yaptığı ve bale sanatının önde gelen isimlerini buluşturan yarışma jürisinde de anlaşılıyor. Büyükler ve küçükler kategorisinde toplam 50 yarışmacının kıyasıya mücadele ettiği yarışmada büyük ödülü (Grand Prix) Belçika Kraliyet Balesi dansçılarından 22 yaşındaki Fransız Maxime Quiroga kazandı.
NTV’nin önemli bir sorumluluk yerine getirerek canlı olarak yayınladığı yarışmanın final gecesi kolay kolay izleme fırsatı bulamayacağımız gösterilere sahne oldu. Gecenin sürprizi aynı zamanda jüri üyeleri arasında yer alan Meriç Sümen ile Sait Sökmen’in yaptığı valsti. Yine gala gecesinde ilk kez İstanbul’a gelen Nacho Duato Topluluğu ve İngiliz Kraliyet, Küba, Stuttgart ve Kirov Balesi’nin baş dansçıları Alina Cojocaru, Johan Kobborg, Viengsay Valdes Herrera, Elier Bourzac, Sue Jin Kang, Olesya Novikova ve Leonid Sarafanov’dan oluşan muhteşem bir kadro olağanüstü performanslarıyla seyirciyi büyüledi.
“Gece Gündüz” programıyla günlük tempomuzda derin bir soluk yaratan Yekta Kopan organizasyonun sunuculuğunu da başarıyla yürüttü.
Gelelim “Opera Şehre İniyor” sloganıyla kentin dört bir yanında afişlerine rastladığımız I. Uluslararası İstanbul Opera Festivali’ne... 2-23 Temmuz arasında gerçekleştirilen festivale dahil edilen operaların ana teması Türkleri konu almasıydı. Topkapı Sarayı, Yıldız Sarayı, Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi, Rumeli Hisarı, Sütlüce Kongre Merkezi gibi farklı mekanlarda sahnelenen Fatih Sultan Mehmet, Duvara Karşı, Imeneo, Aida, Sevil Berberi, Zaide, Saraydan Kız Kaçırma ve Köroğlu operaları operaseverlere unutulmaz geceler yaşattı.
İzlediklerim arasında Bremen Operası’nın “Duvara Karşı”sı ile Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin “Zaide”si benim favorilerim oldu. Duvara Karşı’da modern bir opera yorumu izlerken, Zaide’de klasik operanın modernle buluşmasına tanık olduk. Türk ve Alman sanatçılardan oluşan genç bir kadroyla Michael Sturm’un rejisini yaptığı Duvara Karşı, Fatih Akın’ın filmini izleyen biri olarak yarattığı tek etkiyle amacına ulaştı. Türk enstrümanları ile zengin bir müzikalite yakalanan eser, modern opera eserleri arasında kalıcı bir yer edinecektir.
Aytaç Manizade’nin sahneye koyduğu eser; Uğur Seyrek’in koreografileriyle zenginleştirilmiş, dekorları da bir hareket unsuru olarak tasarlanmış formuyla seyirciden büyük beğeni kazandı. Benim izlediğim temsilde Zaide rolündeki Sema Çavuşoğlu ses rengi ve yorumuyla başarılı bir performans sergiledi.

Prof. Rengim Gökmen yönetimindeki opera ve balemiz sağlanacak altyapı ve teknik olanaklarla gelişimini çok daha hızlı sürdürecektir. Bir de kariyerini yurtdışında sürdüren genç sanatçılarımızı ‘konuk sanatçı’ olarak gösterilere davet etseler, sanatın evrenselliğinin altı daha kalın çizilmiş olur. Dünyanın en ünlü operalarında baş rollerde oynasalar dahi hepsinin ülkelerinde sahne almak için can attıklarına eminim. Organizasyonların verdiği gururu, uluslararası platformlarda başarı elde eden gençlerimizi tanıyarak daha da arttırmak mümkün ne de olsa.

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Avuç Gökyüzüne Bakış

Bir avuç insan; iki bin de olsak beş bin de… Yanında, yamacında, arkasında değil resmen karşısında ise sayıyla ifade edilemeyecek ölçüde bir büyüklük; bir zihniyet…

'Deliler gösteriyor körlere yolu'

Geçen Cumartesi akşamı Kocaeli Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun davetlisi olarak az sayıda eleştirmen dostumuzla İzmit’e Kral Lear’ın galasına gittik

Sanatçı muhafız olmaz

Klasik müzik dünyasında besteciliği ve konser piyanistliğiyle haklı bir üne sahip bir sanatçımız Fazıl Say