14 Temmuz 2023

Acil gündem: Genel (siyasî) af

Siyasî affın kapsamı, aynı zamanda demokrasi iddiası ve toplumsal barış isteğinin de ölçütüdür

Cumhuriyet'in yüz yaşının kutlanacağı 29 Ekim'e şunun şurasında üç buçuk ay kaldı. Bütün ülkelerde, hatta diktatoryal rejimlerde bile böylesine önemli yıldönümlerinde genel af çıkarılması âdettendir. Böylelikle iktidarlar yüce gönüllülüklerini gösterip halkın desteğini almayı, ülkede barış havası estirmeyi umarlar. Öte yandan, bırakın hukuk devleti olmayı kanun devleti bile olamayan, yargının yerini muktedirlerin keyfî kararlarının aldığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün yok edildiği, muhaliflerin, farklı kimlik ve inançtan olanların peşinen suçlu sayıldığı antidemokratik ülkelerde, hapishaneler "suçsuz suçlular"la dolup sistem tıkandığında, siyasî af iktidarlar için de bir kurtuluş yolu olabilir.

Kimlere, nasıl bir af?

Tekadam iktidarı Cumhuriyet'in yüzüncü yılı münasebetiyle af çıkarmaya hazırlanıyor. Avrupa'da, tutuklu ve hükümlü sayısında Rusya'dan sonra ikinci sırada, nüfusa göre bakıldığında ise birinci sırada olan Türkiye'de bugün 296 bin kapasiteli 407 ceza infaz kurumunda 360 binden fazla insan var. Zaman zaman, infaz yasası değişiklikleriyle getirilen "örtülü af"ların bir amacı da bu doluluğa çare bulmak. Hazırlanmakta olan 100. yıl affı, hem bu konuyu çözmek hem de ülkede barış ve uzlaşma havası estirmek için iyi bir fırsat.

Cumhur İttifakı'nın af önerisinin kapsamını, ayrıntılarını bilmiyoruz. Tartışmaya açılacağını, muhalefetin ve sivil toplumun görüşlerinin alınacağını da sanmıyorum. Ancak bu affın daha önceki infaz yasası değişiklikleri, vb.'de olduğu gibi, Tekadam'ın iradesiyle açılmış, o iradenin direktifleriyle süren siyasî davaları, keyfî şekilde terörle mücadele torbasına doldurulmuş düşünce ve ifade özgürlüğü mahkûmlarını, iktidar muhaliflerini içermeyeceğini şimdiden söylemek mümkün.

Örgütlü suçtan, cinayetten yatan Çakıcı için çıkarılan özel af niteliğindeki infaz düzenlemesini, Covid dönemindeki infaz düzenlemesiyle (siz af olarak anlayın) serbest bırakılan çocuk istismarcılarını, kadın katillerini, mafyatik suç hükümlülerini, suikastçileri, uyuşturucu kaçakçılarını vb. düşününce, Cumhurcuların getireceği aftan yararlanacakların kimler olacağını tahmin etmek güç değil. (bkz: Berrin Sönmez'in 10 Temmuz tarihli Örtülü Af Yasası yazısı.)

Kafasının içinde birkaç tilki birden dolaşan Erdoğan'ın, "Bizi artık Avrupa Birliği'ne alın" falan derken, sınırları dar kısmî bir siyasî afla demokratik lider postuna bürünüp Batı'ya şov yapması, yani çakma af ilan etmesi ihtimalini de gözden ırak tutmuyorum.

Siyasî af toplumsal barışa ve helalleşmeye yardımcı olur

İyi düşünülmüş, hukukî temeli sağlam, eşitlik ilkesine uygun, keyfî kıstaslar ve istisnalarla zedelenmemiş bir genel siyasî af, içine itildiğimiz cepheleşme, düşmanlaşma iklimini yumuşatan bir çeşit helalleşme adımı olabilir. Özellikle, bugünün haininin yarının kahramanı olabileceği, ya da bir tarafın haininin öteki tarafın kahramanı olduğu cepheleşmiş toplumlarda, affedenle affedilen çabuk yer değiştirebilir.

Kısmî veya genel siyasî af iktidarlar için cesaret işidir. Radikal kanatlardan gelen tepkiler, itirazlar olur ama bir süre sonra her kesimden mâkul çoğunluğun desteğini kazanır. Siyasî affın kapsamı, aynı zamanda demokrasi iddiası ve toplumsal barış isteğinin de ölçütüdür.

Yargı bağımsızlığının olmadığı, hukuk cinayetlerinin yaşandığı, insanların Anayasa'ya, yasalara göre suç teşkil etmeyen düşünce ve eylemleri yüzünden mahkûm edildiği, gizli tanıklarla, sahte delillerle ya da delilsiz ispatsız tutuklanıp en ağır cezalara çarptırıldığı bir ortamda, siyasî af aslında devletin ihsanı değil yurttaştan af dilemesidir.

Af kampanyası: Hemen, şimdi!

Cumhuriyet'in 100. yılında kısıtlı ve göstermelik bir af değil, topluma huzur getirecek, vicdanlarımızı hafifletecek, yargının açtığı yaraları saracak bir af yasasının çıkmasını istiyor, bekliyorsak, hak ve adaletten yana muhalefet güçlerinin bir an bile yitirmeden genel siyasî af talebini yükseltmeleri gerekiyor. Bir yandan, böyle bir affın hukuksal-teknik temelleri uzman hukukçular tarafından hazırlanırken öte yandan sivil toplum eldeki her imkân ve araçla, mümkün her eylem biçimiyle kamuoyu desteğini sağlamak için seferber olmalıdır. Başta Barolar Birliği, baroların bu konuda söyleyecek sözleri vardır kuşkusuz. O söz güçlü ve birlikli şekilde söylendiğinde dalga dalga bütün topluma yayılır.

Şu günlerde kendi dertlerine düşmüş muhalefet partileri genel (siyasî) af talebini yükselterek, iktidarı bu konuda zorlayarak yeni bir umut yaratabilirler. Partilerin, içerde haksız hukuksuz tutulan insanlarımızı tek tek ziyaret etmeleri, ilgi göstermeleri kuşkusuz önemli ve değerli ama sonuç almak için hiç de yeterli değil. Bir kişiyi çıkarırsınız yüz kişi içerde kalmaya devam eder.

Af konusu açıldığında Osman Kavala, Gezi tutukluları, Demirtaş, Mızraklı, Figen Yüksekdağ, Kandıra'daki kadın siyasetçiler ilk aklımıza gelenler oluyor ama onlarla aynı durumda binlerce siyasî tutuklu var. 28 Şubat hükümlüsü 80 yaşını geçmiş insanlar var. Gazeteciler, yazarlar, medya mensupları var. Cumhurbaşkanı'na hakaretten tutuklu çocuklar var. Belki korktuğumuzdan belki yeterince ama'sız olamadığımızdan, belki "öteki mahalle"den olduklarından hatırlamak, hatırlatmak istemediğimiz, ne darbe girişimine ne teröre bulaşmış, sadece inanmış, ya da bylock kullanmış veya parasını Bank Asya'ya yatırmış Cemaat'le bağlantı kurulan tutuklular, hükümlüler var.

Siyasî davalardan hükümlü ya da tutuklu olanları dışarda bırakan bir af ne toplumsal huzura ne normalleşmeye yarar. Gerçek bir siyasî af, ancak ve ancak Türkiye demokrasi güçlerinin hiç vakit geçirmeden işe koyulmalarıyla, muhalefet partilerinin zorlamasıyla, sivil toplumun örgütleyeceği kampanyalarla mümkün.

Hiç gecikmeden işe koyulmayı, konuşup danışıp, buluşup birleşip kampanyayı başlatmayı öneriyorum.

Oya Baydar kimdir?

Oya Baydar, subay bir baba (Ahmet Cevat Baydar) ve Cumhuriyet'in ilk öğretmenlerinden Behice Hanım'ın kızı olarak 3 Temmuz 1940'ta İstanbul / Kadıköy'de doğdu. Politik mücadele yıllarında içinde bulunduğu yapılara karşı da eleştirel bakışını esirgemeyen açık sözlü tavrıyla özgül bir etki yaratan; görüş, eleştiri ve önerileri her kesimde takip edilen yazar, Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'ni bitirdi.

Edebiyat hayatına esas itibarıyla 17 yaşında lise öğrencisiyken yazdığı ve Hürriyet gazetesinde tefrika edilen Umut Yolu adlı romanla atıldı. Françoise Sagan'ın Bonjour Tristesse romanından etkilenerek kaleme alınan bu roman, gazete tarafından ismi değiştirilerek Kalbimin Aradığı Erkek adıyla basıldı ve Baydar çok genç bir yazar olarak gazetedeki ilanlarda "Türkiye'nin Sagan'ı" olarak tanıtıldı. Baydar, gazete sayfalarında kalan bu romanını daha sonra kitap halinde yayınlamadı.

1960'ta lise son sınıftayken -kendisine okuldan atılma sıkıntısı da yaşatan- Allah Çocukları Unuttu romanını yayımladı. Baydar'ın ikinci romanı Savaş Çağı Umut Çağı (1963), ilk basımından yaklaşık 40 yıl sonra, 2010'da Savaş Çağı Umut Çağı: Bir Yirmi Yaş Güncesi adıyla yeniden yayımlandı.

Biri tefrika olarak Hürriyet gazetesi sayfalarında kalan, diğer ikisi ise kitap halinde basılan bu üç romanın ardından Oya Baydar, gazetecilik ve politik mücadele içinde geçen yaklaşık 30 yıl edebî eser kaleme almadı.

Hürriyet gazetesinde tefrika edilen romanından aldığı telif ücretiyle Paris'e gitti, orada sosyalist çevrelerle iletişime geçti. Paris'te kurduğu iletişimin etkisiyle sosyoloji okumaya kadar verdi.

1960'ta girdiği İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü 1964 yılında bitirdi. Aynı yıl sosyoloji bölümüne asistan olarak girdi ve "Türkiye'de İşçi Sınıfının Doğuşu" konulu doktora tezine başladı. Doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler bu olayı protesto etmek için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay Türkiye'de ilk üniversite işgali eylemi oldu.

1966'da Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) üye oldu. Bir süre, ABD'de Columbia Üniversitesi'nde, sosyal bilimlerde istatistik yöntemleri konusunda çalıştı. 1969-70 arası Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde asistanlık yaptı.

Toplumsal hareketliliğin yükseldiği, Türkiye'nin sosyalist düşünce ve örgütlenmeyle tanıştığı 1960'larda, edebiyatı tümüyle bırakıp toplumsal-siyasal yapı araştırmalarına yöneldi ve sosyalist hareket içinde aktif oldu. Sosyalist Parti İçin Teori ve Pratik (1970-71) dergisinin kurucuları arasında yer aldı.

12 Mart 1971 askeri darbesi sırasında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Türkiye İsçi Partisi (TİP) üyesi olduğu için tutuklandı ve üniversiteden çıkarıldı.

Bu dönemde Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı (1972-79). Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin (TSİP) kuruluşuna katıldı.

Yazılarıyla ilgili olarak hakkında eski Türk Ceza Kanunu'nun 312, 142 ve 159. maddelerinden 30 dolayında dava açıldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında bulunduğu Almanya'dan Türkiye'ye dönemedi ve 12 yıl boyunca Almanya / Frankfurt'ta siyasi göçmen olarak yaşadı. Bu yıllarda Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, Sovyetler Birliği'nde, Moskova'da bulundu.

Baydar, sürgün yıllarının ardından 1992'de Türkiye'ye döndü. Tarih Vakfı ile Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan "İstanbul Ansiklopedisi"nde redaktör, "Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi"nde yayın yönetmeni olarak çalıştı.

Yeniden döndüğü edebiyatta ardı ardına yayımladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı. Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kedi Mektupları adlı kitabıyla 1993 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü, Sıcak Külleri Kaldı romanıyla 2001 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı, Erguvan Kapısı'yla 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü, Çöplüğün Generali romanıyla TÜYAP Kitap Fuarı'nda 2009 yılı Dünya gazetesi yılın telif kitabı ödülünü aldı.

İtalyan Carical Vakfı tarafından verilen "Akdeniz Kültürü Ödülü"ne 2011'de Hiçbir Yere Dönüş adlı romanıyla Oya Baydar layık görüldü.

Sıcak Külleri Kaldı romanı ile de 2016 yılının Fransa / Türkiye Edebiyat Ödülü'nün de sahibi oldu.

2001'de Türkiye Barış Girişimi'nin kurucusu ve sözcüsü olan yazar, aynı zamanda PEN Yazarlar Birliği üyesi.

Kitapları 23 dilde yayımlanan Oya Baydar, kuruluş günlerinden itibaren T24'te köşe yazıyor, İstanbul'da ve Marmara Adası'nda yazmayı sürdürüyor.

ESERLERİ

Roman

Allah Çocukları Unuttu (1960)
- Savaş Çağı Umut Çağı (1963)
- Kedi Mektupları (1997)
- Hiçbiryer'e Dönüş (1999)
- Sıcak Külleri Kaldı (2000)
- Erguvan Kapısı (2004)
- Kayıp Söz (2007)
- Çöplüğün Generali (2009)
- O Muhteşem Hayatınız (2012)
- Yolun Sonundaki Ev (2018)
- Köpekli Çocuklar Gecesi (2019)
- Yazarlarevi Cinayeti (2022)

Deneme

- Surönü Diyalogları (2016)

Öykü

- Elveda Alyoşa (1991)
- Madrid'te Ölmek
- Mırınalı Madride (2007)

Anlatı

- Bir Dönem İki Kadın: Birbirimizin Aynasında (Melek Ulagay ile, İstanbul 2011) Yetim Kalacak Küçük Şeyler (2014)
- Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk
- Oya Baydar ile Nehir Söyleşi (Ebru Çapa ile, 2018)
- 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri (2021)

Yazarın Diğer Yazıları

Devletin birliğini bütünlüğünü bozan hainler kimler?

Dikkatimi çeken, Demirtaş'a devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaktan, Figen Yüksekdağ'a da devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardımdan ceza kesilmiş olması. Soruyorum: Devletin bütünlüğünü, milletin birliğini bozanlar Kobane davasında mahkûm edilenler mi, onları mahkûm ettirenler mi?

 "Alavere dalavere, Kürt Memet nöbete" mi, hukuka dönüş umudu mu?

Yazının başlığı; çocukluğumdan beri duyup bildiğim, gündelik yaşamda ve siyasette her an tanık olduğumuz haksızlığı, hukuksuzluğu, eşitsizliği ifade eden, yaşam pratiğinden süzülmüş bir deyim...

1 Mayıs'ta Taksim'e çıkamamanın sorumlusu kim?

45 bin polisin işe koşulduğu bir ortamda, eski gücünde olmayan sendikal hareketin, uzun yıllardır pasifize edilmiş, aş-iş-ekmek derdindeki emekçi sınıfları Taksim'e çıkarmaya niyeti vardı, ama gücü yoktu