04 Ağustos 2022

6’lı Masa’ya uyarı: Bu suça ortak olmayın!

Suriye’de, Irak’ta sürdürülmekte olan Kürt kırımı ve toprak ilhakı amaçlı savaşa yüksek sesle, açık ve net biçimde hayır deme cesaretini göstermek zorundasınız. Aksi halde, ülkemize, halkımıza olduğu kadar, insana insanlığı karşı işlenen suçlara, dökülen kanlara da ortak olacaksınız

Bir saldırı karşısında insanını toprağını, yurdunu ocağını, ülkesini  halkını savunmak dışında bütün savaşlar insanlık suçudur. Muktedirler; iktidarlarını güçlendirmek, maddî manevî hırslarını doyurmak, başka halklara, başka ülkelere hükmetmek, dünya ya da bölge egemenliğin ele geçirmek için bu suçu çağlar boyunca sürekli işlemişlerdir. Ve değişmez gerekçe her zaman devletin, milletin beka’sı, ülkenin ve halkların yüce çıkarları olmuştur ki, tarih tam aksini göstermiş; fetihçi ilhakçı savaşlar -kısa vadede zafer kazanılmış gibi görünse bile- orta ve uzun vadede ülkeyi, devleti yıkıma;  halkları, insanları perişanlığa, çözülmeye, büyük acılara sürüklemiştir.

Lafı dolandırmadan söyleyecek olursam; Türkiyeli muktedirlerin  vatan savunması ve beka söylemiyle/ bahanesiyle Kuzey Suriye’de ve Irak’ta sürdürmekte oldukları “sınır ötesi harekât” diye adlandırılan savaşın, kendi bekalarını korumak, kendi iktidarlarını pekiştirmek, kendi fetihçi-ilhakçı emellerine ulaşmaktan başka amacı yoktur.

Irak’ın kuzeyinde sürdürülen, bugüne kadar 40’tan fazla şehide, yüzlerce sivil ölüme, bölge halklarının acılarına mâl olmuş Pençe-Kilit harekâtı yetmiyormuş gibi şimdi de “bir akşam ansızın gelebiliriz” nakaratı eşliğinde hazırlanan Kuzey Suriye/ Rojava operasyonunun elinin kulağında olduğu söyleniyor.

Suriye Harekâtı için geri sayım

Selahattin Demirtaş’ın Mediascope için yazdığı, diğer internet sitelerinde de yayımlanan “Suriye Harekâtı İçin Gerisayım Başladı” yazısı, bu konuda söylenebilecek ne varsa hepsini özetliyor.

“AKP, Türkiye’yi savunmak için değil başta Kürtler olmak üzere Suriye halklarının iradesine müdahale için Suriye’de savaş yürütüyor,” diyor Demirtaş. Ben olsam, özne yerine sadece AKP değil, AKP-MHP koalisyonu derdim ama bu bile yetersiz kalırdı. 6’lı Masa partileri de dahil olmak üzere derin devlet aklının şoven Türk milliyetçiliği zihniyetinin güdümünden kurtulamamış bütün Türkçü- ulusalcı kesimler  bu konuda AKP’nin suçunu, günahını paylaşıyorlar. Paylaşıyorlar, çünkü 2014’ten, birilerinin “Rojava düştü düşecek” diye kına yaktığı,  Erdoğan-Bahçeli ortaklığının  “beka sorunu” diye yeri göğü inlettikleri günlerden bu yana, Millet İttifakı’nın, IŞİD’e müsamahakâr Kürt’e can düşman Cumhur İttifakı siyasetine yüksek sesle itirazlarını görmedik, duymadık.  Bırakalım İYİP gibi MHP türevi hareketleri bir yana, ana muhalefet partisi ve 6’lı Masa’nın büyük ortağı CHP de devletin, milletin beka’sı yutturmacasına pabuç bırakıp, biri hariç (o da dolaylı ve utangaçca) bütün sınır ötesi harekât tezkerelerine onay vererek  bu savaşın sürdürülmesine destek, savaş kayıplarına ortak oldu.

Bu savaşın hiçbir haklı gerekçesi yok

Yakın tarihimizin en derin toplumsal-ekonomik-siyasal krizinin yaşandığı şu günlerde Suriye’ye sınır ötesi harekâtın altı-yedi yıl öncesine göre bile en küçük bir gereği, gerekçesi, haklılığı, bahanesi yok. Erdoğan-Bahçeli ittifakı da bunu biliyor, muhalefet de, dünya âlem de.

Herkes: kendileri de, bizler de, içerde dışarda kim varsa herkes, iki aydır Kuzey Suriye halklarının, özellikle Kürtlerin ve Türkiyeli barışçıların, demokratların, eşitlikçi, özgürlükçü muhalefetin tepesinde sallandırılan Demokles kılıcının, seçimlere doğru gidilirken iktidarın oy toplamaya yönelik “beka zokası” olduğunun farkında.

Bu harekâtın/savaşın hiçbir haklı gerekçesi yok. Muktedirlerin yarattıklarından başka ülkemizi Suriye’den tehdit eden düşman yok. Oralarda, işgale uğramış topraklarını, halklarını, varlıklarını, düzenlerini savunmak için mücadele eden  (ne yazık ki ve de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ne utanç verici ki) ölen, öldüren, büyük acılara, yıkımlara uğrayan bir halk var.

Muktedirler dışında kimsenin bu savaştan bir çıkarı yok. Bırakalım şehitlerimizi, yabancı topraklarda savaşmak, ölmek, öldürmek zorunda bırakılan gençlerimizi, askerlerimizi, bu savaştan Türkiye insanının, 84 milyonun büyük zararı var. Milyonların açlık sınırında yaşam mücadelesi verdiği; ekmekten barınmaya, çocuklarının eğitiminden sağlığa her alanda büyük güçlüklerle boğuştuğu ülkemizde, savaşa silaha yapılan devasa harcamalar 84 milyonun ekonomik sıkıntılarını, gündelik yaşamlarının güçlüklerini derinleştiriyor. Daha da ötesi, geleceğimizi rehin alıyor, umutları söndürüyor.  Evlatlarımızın sadece canı değil gelecekleri de kararıyor.

Bu iktidarın suçlarına ortak olmayın

Ey 6’lı Masa, ey muhalefet! Bu iktidarın hiçbir suçuna ama özellikle savaş siyasetine ortak olmayın. Bugüne kadar güçlü bir ses, güçlü bir “hayır” duymadık sizlerden. Tıpkı iktidar gibi, “yüce menfaatler” için Erdoğan-Bahçeli’nin dümen suyunda yürüdünüz. “Kimin, neyin yüce menfaati?” sorusunu sorup, doğru cevapları kitlelere ulaştıramadınız. İktidarın iğvasına kapıldınız, “beka” kavramındaki yalanı, saptırmayı, kitlelerin efsunlanmasını görmek istemediniz.

Belki vatan haini, terörist, PKK yandaşı, vb. diye suçlanmaktan korktunuz, belki oy kaybetmekten çekindiniz, belki de -en kötüsü- ideolojik bakışınızda, genlerinize işlemiş devlet tapıncında (hangi devlet, neyin devleti?) eninde sonunda, işin özünde aynı zihniyeti paylaşıyordunuz… Neyse ne; bugün vardığımız noktada Erdoğan-Bahçeli ittifakının değirmenine su taşımaktan başka anlamı olmayan suskunluğunuzu bırakmak zorundasınız. Suriye’de, Irak’ta sürdürülmekte olan Kürt kırımı ve toprak ilhakı amaçlı savaşa yüksek sesle, açık ve net biçimde hayır deme cesaretini göstermek zorundasınız. Aksi halde, ülkemize, halkımıza olduğu kadar, insana insanlığı karşı işlenen suçlara, dökülen kanlara da ortak olacaksınız.

Soruyorum kendime: Bu konuda susacak, suskunluğunuzla Erdoğan-Bahçeli ittifakına güç verecek olduktan sonra, ben neden size güveneyim, neden oy vereyim!

Oya Baydar kimdir?

Oya Baydar, subay bir baba (Ahmet Cevat Baydar) ve Cumhuriyet'in ilk öğretmenlerinden Behice Hanım'ın kızı olarak 3 Temmuz 1940'ta İstanbul / Kadıköy'de doğdu. Politik mücadele yıllarında içinde bulunduğu yapılara karşı da eleştirel bakışını esirgemeyen açık sözlü tavrıyla özgül bir etki yaratan; görüş, eleştiri ve önerileri her kesimde takip edilen yazar, Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'ni bitirdi.

Edebiyat hayatına esas itibarıyla 17 yaşında lise öğrencisiyken yazdığı ve Hürriyet gazetesinde tefrika edilen Umut Yolu adlı romanla atıldı. Françoise Sagan'ın Bonjour Tristesse romanından etkilenerek kaleme alınan bu roman, gazete tarafından ismi değiştirilerek Kalbimin Aradığı Erkek adıyla basıldı ve Baydar çok genç bir yazar olarak gazetedeki ilanlarda "Türkiye'nin Sagan'ı" olarak tanıtıldı. Baydar, gazete sayfalarında kalan bu romanını daha sonra kitap halinde yayınlamadı.

1960'ta lise son sınıftayken -kendisine okuldan atılma sıkıntısı da yaşatan- Allah Çocukları Unuttu romanını yayımladı. Baydar'ın ikinci romanı Savaş Çağı Umut Çağı (1963), ilk basımından yaklaşık 40 yıl sonra, 2010'da Savaş Çağı Umut Çağı: Bir Yirmi Yaş Güncesi adıyla yeniden yayımlandı.

Biri tefrika olarak Hürriyet gazetesi sayfalarında kalan, diğer ikisi ise kitap halinde basılan bu üç romanın ardından Oya Baydar, gazetecilik ve politik mücadele içinde geçen yaklaşık 30 yıl edebî eser kaleme almadı.

Hürriyet gazetesinde tefrika edilen romanından aldığı telif ücretiyle Paris'e gitti, orada sosyalist çevrelerle iletişime geçti. Paris'te kurduğu iletişimin etkisiyle sosyoloji okumaya kadar verdi.

1960'ta girdiği İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü 1964 yılında bitirdi. Aynı yıl sosyoloji bölümüne asistan olarak girdi ve "Türkiye'de İşçi Sınıfının Doğuşu" konulu doktora tezine başladı. Doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler bu olayı protesto etmek için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay Türkiye’de ilk üniversite işgali eylemi oldu.

1966'da Türkiye İşçi Partisi'ne (TİP) üye oldu. Bir süre, ABD'de Columbia Üniversitesi'nde, sosyal bilimlerde istatistik yöntemleri konusunda çalıştı. 1969-70 arası Hacettepe Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde asistanlık yaptı.

Toplumsal hareketliliğin yükseldiği, Türkiye'nin sosyalist düşünce ve örgütlenmeyle tanıştığı 1960'larda, edebiyatı tümüyle bırakıp toplumsal-siyasal yapı araştırmalarına yöneldi ve sosyalist hareket içinde aktif oldu. Sosyalist Parti İçin Teori ve Pratik (1970-71) dergisinin kurucuları arasında yer aldı.

12 Mart 1971 askeri darbesi sırasında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Türkiye İsçi Partisi (TİP) üyesi olduğu için tutuklandı ve üniversiteden çıkarıldı.

Bu dönemde Yeni Ortam ve Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı (1972-79). Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu ve Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin (TSİP) kuruluşuna katıldı.

Yazılarıyla ilgili olarak hakkında eski Türk Ceza Kanunu'nun 312, 142 ve 159. maddelerinden 30 dolayında dava açıldı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sırasında bulunduğu Almanya'dan Türkiye'ye dönemedi ve 12 yıl boyunca Almanya / Frankfurt'ta siyasi göçmen olarak yaşadı. Bu yıllarda Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde, Sovyetler Birliği'nde, Moskova'da bulundu.

Baydar, sürgün yıllarının ardından 1992'de Türkiye'ye döndü. Tarih Vakfı ile Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan "İstanbul Ansiklopedisi"nde redaktör, "Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi"nde yayın yönetmeni olarak çalıştı.

Yeniden döndüğü edebiyatta ardı ardına yayımladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı. Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kedi Mektupları adlı kitabıyla 1993 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü, Sıcak Külleri Kaldı romanıyla 2001 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı, Erguvan Kapısı'yla 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü'nü, Çöplüğün Generali romanıyla TÜYAP Kitap Fuarı'nda 2009 yılı Dünya gazetesi yılın telif kitabı ödülünü aldı.

İtalyan Carical Vakfı tarafından verilen ''Akdeniz Kültürü Ödülü''ne 2011'de Hiçbir Yere Dönüş adlı romanıyla Oya Baydar layık görüldü.

Sıcak Külleri Kaldı romanı ile de 2016 yılının Fransa / Türkiye Edebiyat Ödülü'nün de sahibi oldu.

2001'de Türkiye Barış Girişimi'nin kurucusu ve sözcüsü olan yazar, aynı zamanda PEN Yazarlar Birliği üyesi.

Kitapları 23 dilde yayımlanan Oya Baydar, kuruluş günlerinden itibaren T24’te köşe yazıyor, İstanbul'da ve Marmara Adası'nda yazmayı sürdürüyor.

ESERLERİ

Roman

Allah Çocukları Unuttu (1960) - Savaş Çağı Umut Çağı (1963) - Kedi Mektupları (1997) - Hiçbiryer'e Dönüş (1999) - Sıcak Külleri Kaldı (2000) - Erguvan Kapısı (2004) - Kayıp Söz (2007) - Çöplüğün Generali (2009) - O Muhteşem Hayatınız (2012) - Yolun Sonundaki Ev (2018) - Köpekli Çocuklar Gecesi (2019) - Yazarlarevi Cinayeti (2022)

Deneme

- Surönü Diyalogları (2016)

Öykü

Elveda Alyoşa (1991) - Madrid'te Ölmek - Mırınalı Madride (2007)

Anlatı - Bir Dönem İki Kadın: Birbirimizin Aynasında (Melek Ulagay ile, İstanbul 2011) Yetim Kalacak Küçük Şeyler (2014) - Aşktan ve Devrimden Konuşuyorduk - Oya Baydar ile Nehir Söyleşi (Ebru Çapa ile, 2018) - 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri (2021)

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Devletin derinliklerinde reisler, çeteler, tetikçiler savaşı

Bugün AKP-MHP iktidarının hükmettiği devlet aygıtının kurum ve kuruluşları, derinlerde yuvalanmış çetelerin, organize suç örgütlerinin, uluslararası uyuşturucu kartellerinin, kara para aklama şebekelerinin tasallutu altındadır. Biz sıradan vatandaşların hayret ve dehşetle izlediğimiz suç ve ilişkiler ağı, devlet kurumlarına çöreklenmiş işbirlikçiler olmadan kurulamaz, yaygınlaşamaz

Demirtaş'ın sunduğu tarihî fırsatı değerlendirebilecek miyiz?

Bir zamanlar "tek yol devrim" denirdi; bugün tek yol, hem seçimleri kazanmak hem de geleceğin demokratik cumhuriyetini inşa etmek için Kürt hareketi dahil bütün muhalefetin Demirtaş'ın çağrısında ifadesini bulan görüşleri içine sindirmesi ve o doğrultuda adım atmasıdır, diye üşünüyorum

Kadınlar! İdam çığırtkanlığını susturalım

Kadın hareketi, kadın cinayetlerine övülecek, övünülecek bir kararlılık ve eylemlilikle karşı çıkarken devletin/iktidarın bile isteye işlediği cinayet olan idama da aynı kararlılıkla karşı çıkmalıdır