04 Ağustos 2019

Dövme ve İşaret

Nesnelerin interneti zamanı, hastalık değil sağlık çağıdır. Sağlığı ve hastalığı belirleyecek olan yaşam tipini seçmek ise kişinin tercihidir.

Pythagorasçıların, cemaatlerine bir üyeyi kabul etmeden önce onun elini, yüzünü, beden duruşunu ve hareketlerini incelikle değerlendirdikleri ve bu incelemeye göre nihai kararlarını verdikleri bilinir. Hippokrates de hastanın bedeninin hastalığı hakkında çok değerli ipuçları sunduğunu bildiğinden dolayı takipçilerine hastanın somut varlığını büyük bir dikkatle gözlemelerini salık vermiştir. Platon’un kurduğu okulun mottosunu ise geometri biliminin kurallarına uyumlu yüz ve biçimli beden oluşturmaktaydı.

Zamanla fizyognominin artan önemi suçlu insanların affedilmesini belirleyen bir konuma kadar ulaştı. Örneğin 1778 – 1782 yılları arasında Napoli Krallığı’nda Adalet Bakanı Müsteşarı olan ve af yetkisini uhdesinde bulunduran Marki Mascardi’nin kararlarını bedensel işaretlere göre verdiği bilinmektedir. Gerçekten de Mascardi, suçlunun kafatasındaki girinti ve çıkıntıları muayenesi sonrasında, suçlunun, suçu var olan koşulların etkisiyle işlediğine kanaat getirirse onu affediyordu. Ancak eğer suçlunun bedensel muayene bulguları suç işlemeye kaçınılmaz bir yatkınlığına işaret etmişse idamını onaylıyordu (Le Broton D, Yüz Üzerine, Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi, Mayıs 2018).

İnsan uygarlığının ilerlemeci yapısı nedeniyle bu bakış açısı zamanla ırk kökenli olmaktan toplumsal kategorilere kaydı. Katiller, hırsızlar, aylaklar, fahişeler, devrimciler... fizyognomi biliminin nesneleri haline geldi.

Toplumun bu illetlerden korunması ve bu sayede huzur ile refahının sürmesi için bu illetlerin hızlıca tanınması ve sonrasında işaretlenerek dışlanması gerekiyordu. İşte bu gereklilik, beyinden kuyruk sokumuna kadar uzanan tüm bedeni bir işaret nesnesine dönüştürdü. Otopsi verileri ile desteklenen bilimsel araştırmalarla suçlularda bedensel kırışıklıkların daha erken ve yoğun olduğu, büyük çenelerin katillerde daha sık gözlendiği, tecavüz ve dolandırıcıların yalnız sarı saçlılar arasından çıktığı iddia edildi (Le Broton, A.g.e).


Silikon implant ve medikal dövmeler, ameliyat sonrası gerçek meme görünümünü kazandırıyor. (Kaynak: Halvorson EG, Plast Reconstr Surg, 2014)

Tarihin ilerleyen dönemlerinde kültürün biyolojiye üstün gelmesi nedeniyle makyaj, dövme ve yara izlerine, doğal işaretlerden çok daha fazla özel önem verilmeye başlandı. Örneğin meme kanserine yönelik yapılan ameliyatlar sonrasında memelerinden yoksun kalan kadınlar silikonlar sayesinde yeni memelerine kavuştular. Ancak bu kazanım onlara yetmedi. Çünkü silikon memeler meme başı işaretinden yoksundu. Bu eksiklik, dövmeler aracılığıyla giderildi. Yapılan tatuaj sayesinde kadının meme başının doğal rengine yeniden kavuşması, basit bir cilt renklendirmesi olmayıp, bedenin işaretlenmesi sayesinde kaybedilen kimliğin ve toplumsal dışlanmanın önlenmesi anlamına gelmekteydi.

Tıpkı ejderha dövmelerinin, nü çizimlerin ya da bedendeki jilet izlerinin genellikle statü kaybına ve öteki olarak dışlanmaya yol açması gibi...

Kabul edelim ki; yaşamın anlamsız olduğu bu dünyada bedensel işaretlerdir hayata anlam veren. Bu nedenle gerçek ya da sanal dünyada, hele ki görünmenin ve onaylanmanın tek değer haline geldiği üçüncü bin yılın dünyasında hiçbir bedensel işaret önemsiz deyip geçilecek bir konu değildir.

Glikoz, Albümin ve pH

Karbon, oksijen ve hidrojenden oluşan karbonhidratlar insanların temel enerji kaynağıdır. Bitkiler fotosentez sayesinde karbondioksit ve su gibi inorganik molekülleri birleştirerek glikozu meydana getirirler. Glikoz, en basit karbonhidrat olarak basit şeker olarak adlandırılır. Yunanca “tatlı” anlamına gelen “glukus” ile kimyada şekerler için verilen “-oz” son ekinden türetilen glikoz insanda serbest halde kanda bulunur. İnsan organizması, ince bağırsak, karaciğer, hormonlar, kas ve yağ dokusu aracılığıyla kan şeker düzeyini hassasiyetle düzenler. Egzersiz, stres, gebelik gibi fizyolojik durumlarda ya da şeker hastalığı, pankreas kanseri gibi hastalıklarda kan glikoz düzeyi artar. Glikojen depo hastalığı ya da aşırı insülin üretimi durumlarında ise azalır. Bu nedenle kan şeker düzeyini izlemek, başta şeker hastalığı olmak üzere insan organizmasının sağlık ya da hastalık durumları hakkında önemli bilgiler verir.

Latince “yumurta beyazı” sözcüğünden türetilmiş olan albümin ise insanlarda en bol bulunan plazma proteinidir. Karaciğerde yapılır ancak depolanmayıp dolaşıma salınır. Albüminin ana görevi damar içindeki sıvının “boşluk” olarak tabirlenen alanlara kaçmasını önlemektir. Açlık, karaciğer yetmezliği, böbrek hastalıkları, ishalle seyreden kimi bağırsak hastalıkları, kanserler, stres, yanık, travma, cerrahi işlemler ve mikropların kana yayılması durumlarında albümin düzeyi düşer. Bu nedenle serum albümin seviyesi, pek çok hastalığın ağırlığını ve akıbetini belirlemede yararlı bir göstergedir.

pH ise vücut sıvılarında ve kandaki hidrojen iyon konsantrasyonu yani asitlik derecesidir. Kan pH’sının asitlik derecesin artması ya da azalması vücuttaki ciddi hastalıklara işaret eder. Hatta pH’nın 6.8’in altında ya da 7.8’in üzerinde olması sıklıkla yaşamla bağdaşmaz. Akciğer ve böbrekler vücut pH’sını dengeleyen en önemli iki organdır. Her iki organın hastalıkları yanı sıra kimi beyin, mide – bağırsak sorunlarında ve vücuda iltihabın yayılması durumlarında vücut pH’sı değişir. Bu nedenle pH’nın izlenmesi, tıpkı glikoz ve albüminde olduğu gibi vücudun sağlıklığı ve hastalıkların ağırlığı konusunda önemli bilgiler verir.

Glikoz ve albümin düzeyinin belirlenmesi için toplardamar kanı, pH içinse sıklıkla atardamar kanı örneğine ihtiyaç vardır. Bu zorunluluklar da söz konusu göstergelerin ancak bir sağlık kurumunda, sağlık çalışanları tarafından ve biraz da acı veren işlemler sayesinde ölçülmesini mümkün kılar. Daha önemlisi bu göstergelerin ölçülmesi, incelendiği andaki vücudun durumu hakkında bilgi verir. Geleceğe dair bir işaret veremez. Bedenin sağlıklığını sürekli izlemek için bu ölçümlerin sürekli tekrarı gereklidir. Ancak bu zordur. Çünkü devamlı bir sağlık kuruluşuna başvuru ve devamlı acı çekilen bir kan alma işleminin tekrarını zorunludur. Hayatın doğal akışı, hem zaman, hem emek gücü, hem de finans açısından böylesi bir takibe izin vermez. Pekiyi ama gelişen teknoloji yaşanan bu sorunu çözebilir mi?

Sürekli Gözlem ve Gözetim 

Angewandte Chemie dergisinde çok yeni yayınlanan bir araştırma bu sorunun ileri teknoloji sayesinde çözüldüğüne işaret etmektedir. Söz konusu araştırmada glikoz, albümin ve pH seviyeleri, renk değiştirebilen gerçek deri içi dövmeleri sayesinde sürekli izlenebilmiştir. Araştırmacılar tıpkı dövme sanatında olduğu gibi derinin içine glikoz, albümin ve pH seviyesini ölçen sensörler yerleştirdiler. Yerleştirilen alıcılar da söz konusu ölçülen parametrenin düzeyine göre deri üzerindeki dövmelerin renklerinin değişimini sağladılar. Albümin ve glikoz seviyesi ne kadar yüksekse ilgili dövmeler o kadar yeşil oldu. pH dövmesi ise kan pH’sının derecesine göre sarıdan maviye değişen bir renk biçiminde izlendi. Dövmelerdeki değişiklikler ve dolayısıyla normal ya da anormal durumlar ise meşhuriyet çağının alameti farikası olan akıllı cep telefonu yardımıyla kolaylıkla görüntülendi (Yetisen AK. Dermal tattoo biosensors for colorimetric metabolite detection. Angewandte Chemie, 2019; 58 (21): 10506 – 10513). 


 Glikoz, albümin ve pH değerleri, deriye nakşedilmiş tıbbi dövmelerle izlenip akıllı telefonla görüntüleniyor. (Kaynak: Yetisen AK, Angew Chem Int Ed Engl, 2019)

Hiç kuşkusuz bu araştırma kişiselleştirilmiş tıp açısından bir başarıdır. Çünkü yöntem her ne kadar bugün itibariyle domuz derisi üzerinde gerçekleştirildiyse de yakın gelecekte insanlarda da test edileceği kesindir. Benzer biçimde bugün itibariyle değişen dövme renklerinin ilk haline dönmesi konusunda kısmi sorunlar yaşanıyorsa da bu sorun da yakın gelecekte aşılacaktır. Daha önemlisi bu izlem sadece glikoz, albümin ve pH için geçerli olmayacaktır. İnsanlar bu tür metotlar sayesinde yakın gelecekte takip etmek istedikleri tüm göstergeleri bedenlerine kazınan dövmeler sayesinde renkli olarak sürekli izleyebileceklerdir. Geldiğimiz aşamada insan bedeninin yakın gelecekte renkli bir televizüel gerçekliğe dönüşeceğini iddia etmek kehanet değildir.

Kozmetik amaçlı dövmelerden tıbbi amaçlı gözetim dövmelerine geçiş çağındayız anlaşılan...

Sözün Sonu

Nasyonal sosyalizm, Aryan ırkı olarak tanımladığı Alman ırkının diğer tüm ırklardan üstün ve sağlıklı olduğunu iddia ederek, bu ırkın saflığını bozan herkesi işaretleme ve yok etme hakkını kendisinde gördü. Hitler rejimi, insanların bedenlerine kazıdıkları numaralar sayesinde onların hasta olduğunu dünyaya ilan etti.

Alman faşizminden dersler çıkardı dünya. Lanetler yağdırdı bu büyük kötülüğe.

İnsanlığın yaşadığı faşizm utancı, hiçbir insanın, hiçbir nedenle işaretlenip yok edilemeyeceği, çünkü insanların hiçbir devletin ya da yapının elinden alamayacağı temel hakları olduğu düşüncesini pekiştirdi.

Gelin görün ki hafıza-i beşer nisyan ile malüldür...

Anlaşılan o ki, üçüncü bin yılın dünyasında bedensel işaretleme, geçmişin aksine sadece bir ırkın saflığını bozan kişilere değil, tüm insanlığa teşmil edilmiş durumda. Benzer biçimde yine geçmişin aksine hastalığa, sakatlığa, patolojiye işaret etmek ve onu dışlayıp yok etmek yerine, sağlıklılığa işaret ederek dışlanmamayı sağlama amacını güdüyor.

Ancak bu farklılıklar onun büyük kötülük olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Tıp kurumu, ulvi amaçlar ve insanlık adına tüketim toplumunda bir gösterge olarak bedenlere nakşediyor sağlık işaretlerini. Bir hayvanın kendisine ait toprağın sınırlarını işaretlediği gibi insanlığı kendisine ram ediyor sağlık işaretleriyle. Böylelikle insan varoluşu tümüyle sağlık iktidarına tabi kılınıyor. Beden, her türlü tüketim nesnesinden daha özel, daha güzel ve daha kıymetli bir ürün olarak, toplumsal faktörlerden azade kılınarak piyasaya sürülüyor. Piyasaya sürülen bu değerli malın, dengeli ve yeterli beslenmesinden susuz kalmamasına, tütün ve alkol maruziyetinin önlenmesinden düzenli aralıklarla detokslanmasına, adına insan denilen tüketicinin bir girişimci olarak ona yatırım yapmasına ve her yaşta ona gerekli bakımı yaptırmasına kadar bir dizi görev bireye yükleniyor.

Nesnelerin interneti zamanı, hastalık değil sağlık çağıdır. Sağlığı ve hastalığı belirleyecek olan yaşam tipini seçmek ise kişinin tercihidir. Hiç kuşkusuz bireyin bu tercihleri sorumluluğu ve ödevini de var etmektedir. Bu nedenle birey, büyük bir dikkat, özen ve sorumlulukla kendisine tanımlanan bu görevleri yerine getirmeli, tıp kurumuyla çok yakın ilişki içerisinde olmalı, bu temasın neden olduğu harcamaları finanse etmek için üretkenliğini ölene kadar devam ettirmeli ve tüm bu görevlerini layıkıyla yerine getirdiğini tıp kurumunun bedenine kazıdığı dövmelerin sağlıklılığa işaret eden renkleri sayesinde dünyaya ilan etmelidir.

O halde yakın gelecekte akıllı kontakt lenslerin damarlarımızı, evdeki akıllı buzdolabının sindirim sistemimizi, akıllı giysilerin cildimizi, akıllı bebek bezlerinin glikoz düzeyini ve nihayetinde akıllı klozetin böbrek ve kan basıncımızı izlemesiyle yetinmeyip bizatihi bedenin kendisini bir gözetim aygıtına çevirmek mümkün...

Oysa sağlık, patoloji ve hastalıkla mümkündür. Anormallikten ve hastalıklardan arındırılmış, acıdan kurtarılmış, ölümden uzaklaştırılmış bir hayat sağlıksız bir tutsaklıktır.

NOT: Glikoz, albümin ve pH konusunda verilen bilgiler çok kısıtlı tıbbi bilgiler olup söz konusu bilgilere göre çağın hezeyanlarına kapılarak takip ve izlem yapılmamalıdır.

Yazarın Diğer Yazıları

Başka türlü bir yaşam ve hekimlik

Kabul edelim ki bizler uzun zamandır reçete yazan, ameliyat yapan, film okuyan ya da laboratuvar testlerini inceleyen "teknisyen"leriz. Hekimliğin hikmet yönü, neoliberal imanın akçesine kurban edildi, hem de bizatihi hikmeti savunduğunu iddia edenler tarafından…

Mikrobu biyolojide değil, ideolojide ara!

Bir yabancının ya da eşcinsel bir kişinin kan bağışı neden kabul edilmez? Pek çok kişi kan yoluyla geçen bulaşıcı hastalıklardan toplumun korunması için böylesi kısıtlamaların getirildiğini düşünebilir. Gerçekten öyle mi?

Tıp öğrencisi

Dünyanın dört bir köşesinden alınabilecek, uyarlanabilecek bir uygulama illaki vardır. Yeter ki büyük bir özgüvenle eksikliklerimizi görmeye çalışalım. Yeter ki kafayı kuma gömmeyelim.