18 Mayıs 2012

Aylardan mayıs, şimdi sol zamanı

Bu ayın en önemli gündem konularından bir tanesi sosyalizmdi. Mayıs ayı, birçok açıdan solcular için heyecan verici bir ay olarak geçti...

Bu ayın en önemli gündem konularından bir tanesi sosyalizmdi. Mayıs ayı, birçok açıdan solcular için heyecan verici bir ay olarak geçti.

1 Mayıs’ta milyonlarca sosyalist, Türkiye de dahil, dünyanın tüm ülkelerinde sokaklara, meydanlara indi, ezilen, sömürülen kesimler adına, kapitalistlere meydan okudu.

6 Mayıs’ta, Türkiye’deki devrimci solun önemli liderlerinden birisi olan Deniz Gezmiş, idamının ve ölümünün 40. yılında, ülkenin birçok yerinde törenlerle, etkinliklerle anıldı. Türkiye sosyalistleri, Deniz Gezmiş’i ve arkadaşlarını asla unutmayacaklarını ve onları her zaman saygıyla anacaklarını bir kez daha gösterdiler. Böylece televizyon ekranlarını tekeli altına alan bazı zavallı şaşkınların onlara karşı yürüttüğü ve sinek vızıltısını andıran yıpratma çabaları da cevabını almış oldu.

Üstelik aynı gün, Deniz Gezmiş’in 40. ölüm yıldönümünde, Fransa’da yapılan seçimlerde, Sosyalist Parti, 18 yıl aradan sonra iktidara geldi. Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande, %51 oy oranı ile seçimleri kazandı. Bu sadece Fransa açısından değil, dünya sosyalizmi açısından da, genel olarak sosyal demokrat, demokratik sol ve demokratik sosyalizm açısından da son derece önemli bir gelişmedir.

Eğer küçük bir Avrupa ülkesinde, örneğin Belçika’da, Hollanda’da, Avusturya’da veya Danimarka’da solcular seçim kazansalar, bu çok önemli bir olay olarak algılanmayabilir. Ancak Fransa ve Almanya gibi, Avrupa Birliği’nin dinamosunu oluşturan bir ülkede, hem ekonomik açıdan, hem yüzölçümü açısından, hem de nüfus açısından, Avrupa’nın en büyük ülkelerinden birisinde, solcuların seçim kazanmış olması, sadece Fransa’nın değil, Avrupa’nın da geleceğini etkileyecek olan çok önemli bir gelişmedir. Fransa ve Almanya, hem Avrupa Birliği’nin iki temel kurucu unsurudur, hem de Avrupa Birliği’nin ekonomisini belirleyen en büyük iki güçtür.

Üstelik Hollande bir vitrin politikacısı da değildir. Hollande ideolojik donanımı olan, inançlı bir sosyalisttir. Sosyalist Parti’nin efsanevi lideri ve eski Devlet Başkanı François Mitterand döneminde politikaya atılan Hollande, 1997-2008 yılları arasında, 11 yıl boyunca, Sosyalist Parti’nin liderliğini yürütmüştür, dışarıdan ithal bir aday olmamıştır, parti içinden gelen ve sivrilen birisi olarak Devlet Başkanlığı’na aday olmuş ve Devlet Başkanı seçilmiştir.

Hollande, Türkiye seçmenlerinin alışık olduğu ve beklediği gibi, kükreyerek konuşan, yumruğunu masalara vuran, coşturucu retorik yeteneği ile kitleleri peşinden sürükleyen bir politikacı tipi de değildir. Hollande son derece sakin, mütevazı, ama kararlı bir politikacı profili çiziyor. Halk da buna rağmen onu %51 ile iktidar yapıyor. Çünkü halk onun kafasının içindekilerle ilgileniyor, düşünceleriyle ve politikalarıyla ilgileniyor, ses tonuyla, konuşma uslubuyla, retorik yetenekleriyle ilgilenmiyor.

Üstelik Hollande, 1 milyon Euro’nun üzerinde geliri olanlardan %75 vergi alacağını söyleyerek, dolayısıyla Fransa’nın sermaye odaklarını radikal bir biçimde karşısına alarak; Afganistan’dan Fransız askerlerini çekeceğini söyleyerek, dolayısıyla ABD’yi karşısına alarak; Devlet Başkanı’nın ve bakanların maaşlarını %30 kısacağını açıklayarak, dolayısıyla para için siyaset yapanları karşısına alarak; eşcinsellere evlilik yolunun açılacağını söyleyerek, dolayısıyla katolik tutucu kesimleri karşısına alarak; “normal” bir Devlet Başkanı gibi davranacağını söyleyerek, dolayısıyla Sarkozy gibi “artistik-karizmatik” politikacı tipinden hoşlanan insanları karşısına alarak; % 51 oy oranı ile seçim kazandı.    

Bu sadece Fransa’nın zaferi değil, dünya sosyalizminin de zaferidir. Nitekim Paris halkı seçim zaferini, 6 Mayıs 2012 gecesi, 1789 Fransız devriminin simge meydanı olan Bastille Meydanı’nda kutladı ve o gece meydanda sadece Fransa bayrakları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinden bayraklar sallandı. Çünkü sol nasyonalist değil, enternasyonalisttir; sol vatanseverdir, ancak ırkçı ve şoven değildir. Sol hem anti-kapitalisttir, hem de enternasyonalisttir.

Avrupa’da solun gücü sadece Fransa ile sınırlı da değildir. Avrupa’nın hemen hemen tüm ülkelerinde, sol partiler iktidarda olsalar da olmasalar da, sol partiler ile sağ partiler arasında, oy oranı itibarıyla, Türkiye’deki gibi uçurumlar yoktur. Sol partiler, son 60 yıldır görülebileceği gibi, Avrupa’da sık sık seçim kazanırlar ve iktidar olabilirler. Ülkeyi 60 yıl boyunca sağ ve muhafazakar hükümetlerin yönetmesi sadece Türkiye’ye özgü bir gariplik, bir acayiplik, bir ultra-anormalliktir.

Denebilir ki, “Avrupa neresi, Türkiye neresi, orası ekonomik, sosyal, siyasal açıdan gelişmiş bir yer.” Oysa bu argüman da tamamıyla geçersizdir. Çünkü Latin Amerika gibi, ekonomik açıdan gelişmekte olan ülkelerde, demokrasi geçmişleri zayıf olan ülkelerde, yakın geçmişte askeri darbelerle yönetilmiş ülkelerde bile yıllardır sol iktidarda. Venezuella’da, Nikaragua’da, Honduras’ta, Arjantin’de, Brezilya’da, Şili’de, Ekvator’da, Paraguay’da, Bolivya’da, Peru’da, sosyalist ve sosyal demokrat partiler serbest seçimle, halkın çoğunluğunun desteğini alarak iktidara geldiler.

Türkiye ise adeta, “No Fly Zone” (Uçuşa Yasak Bölge) misali, bir “No Left Zone” (Sola Yasak Bölge) durumunu yaşıyor! Türkiye’yi 60 yıldır sağ yönetiyor! Türkiye’de hala bir sol fobisi egemen!

Aylardan Mayıs, ama Türkiye halkı için sol hala çok uzakta!

Acaba neden?

ETİKETLER

örsan öymen

Yazarın Diğer Yazıları

Mağduru oynayan zalimler

Türkiye’nin seçimle iktidara gelen padişahına karşı yürütülen protesto gösterilerine katılan vatandaşlara, terörist muamelesi yapılmaya devam ediliyor

Darbeci Erdoğan

Erdoğan da şu anda, Mısır’daki darbeyi sert ve sistematik bir biçimde eleştiren dünyadaki nadir liderlerden birisi haline geldi

Gezinin sonuçları ve yararları

İstanbul’da Gezi Parkı’nda başlayan ve daha sonra tüm ülkeye yayılan, AKP hükümetini ve Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto gösterilerinin üç büyük yararı oldu...