02 Aralık 2011

Atatürk Düşmanı Okumuş Cahiller

Türkiye Atatürk düşmanı okumuş cahiller alemine dönüştü. Bu okumuş cahiller ayrı bir tür...


Türkiye Atatürk düşmanı okumuş cahiller alemine dönüştü. Bu okumuş cahiller ayrı bir tür. Bu kişiler, iyi eğitim göremediği için, ekonomik olanaksızlıklar içinde büyüdüğü için, aile ve çevre propagandasının etkisi altında kaldığı için yobazlaşanlardan değil. Bunlar iyi eğitim görmüş, bol bol kitap okuyan, düzgün Türkçe konuşan, yurt dışında yaşamış veya sık sık yurt dışını, özellikle de batılı ülkeleri ziyaret etmiş, ekonomik durumu çok kötü olmayan, hatta Türkiye koşullarında ekonomik durumu oldukça iyi olan kişiler. Bunlar televizyon ekranlarına, gazete köşelerine çöreklenmiş vaziyetteler. Oraları adeta işgal etmiş durumdalar. Gazeteleri ve televizyonları tekelleri altına almışlar. Bakıyorsunuz, bir tanesi aynı hafta dört farklı kanalda,  ikişer, üçer saat boy gösteriyor. Tek bir kişi bir hafta içerisinde üç dört farklı televizyon kanalında ve neredeyse her gün bir gazete köşesinde karşımızda. George Orwell’in “1984” romanındaki durum gibi bir şey! Bu kişiler dogmalarını, önyargılarını, psikolojik takıntılarını papağan gibi, şablon halinde, klişe sözlerle tekrarlayıp duruyorlar. Sovyet döneminin Pravda Gazetesi’ni, Hitler Almanya’sının medyasını andıran bir ortam yaşıyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı okumuş cahiller, gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun deyişiyle, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan insanlar. Uğur Mumcu ve onun gibiler ya öldü ya öldürüldü, şimdi meydan okumuş cahillerin!
Tarihsel olgulardan haberdar olmadıkları gibi, tarihselci bir perspektiften de tamamıyla yoksunlar. Mustafa Kemal’i putlaştırmak, onun her yaptığının altına gözü kapalı imza atmak, onun her yaptığına yüzde yüz kefil olmak, onun yaptığı her şeyi yeterli görmek elbette sağlıklı bir yaklaşım değildir. Bunu yapanlar sahte Atatürkçülerdir. Ancak en az bunlar kadar kötü bir tür daha var ki, onlar da işte bu Atatürk düşmanı okumuş cahillerdir. Onlar olgularla ilgilenmezler, onların zihninde olgu ve kurgu birbirine karışmıştır. Onlar psikolojik takıntılarıyla, içlerindeki nefret duygusuyla, kurguyu “olguya” dönüştürürler.
Bunların bir kısmı psikiyatrik vakalardır. Bu kişilerin geçmişine baksanız, büyük olasılıkla onları ezen, onları üzen, onlara kazık atan bir anne veya baba veya ağabey veya abla veya sevgili veya eş veya dost veya komutan veya amir vardır ve bu anne, bu baba, bu ağabey, bu abla, bu sevgili, bu eş, bu dost, bu komutan, bu amir de kendisini Atatürkçü olarak tanımlayan birisidir. “Babam Fenerbahçeli, ama beni dövdü ve/veya ben ona rakibim, öyleyse ben de Galatasaraylı olayım” misali. Okumuş cahillerin bir kısmı, bu kişilere besledikleri nefreti, hiç tanımadıkları başka bir kişiye, Atatürk’e yönelik bir nefrete dönüştürürler. Böylece, kurguyu olgu, olguyu kurgu sanır hale gelirler.
Okumuş cahillerin bir kısmı da sahte Atatürkçülerin kurbanıdır. Bazı darbeci, faşist, ırkçı, soyguncu, sömürücü kişiler kendilerini Atatürkçü olarak tanımlayınca ve tanıtınca, çok da zeki ve bilgili ve sorgulayıcı ve araştırmacı olmayan bu okumuş cahiller, “Demek ki Atatürkçülük buymuş” sonucuna varıp, Atatürkçü olduğunu söyleyen kişi ile Atatürk’ü özdeşleştirirler, Atatürk’e karşı nefret duygusu beslemeye başlarlar.
Okumuş cahillerin bir kısmı da, sadece ve sadece tarihselci bir yaklaşımdan yoksun oldukları için Atatürk’e nefret duygusu geliştirirler. Çünkü onlar 1990’ların Kopenhag Ölçütleri, 2000’lerin Avrupa Birliği ölçütleri ile 1920’leri, 1930’ları yargılamaya kalkarlar, tarihteki olayları kendi bağlamı ve koşulu içinde değerlendirmezler, şimdiki zamandan geçmişe ışınlanarak ve geçmişi şimdiki zamana ışınlayarak yorum yaparlar. Bilgisayar ekranında “copy paste” yapmaya alışmış olan bu tayfa, tarihe de, devrime de, devrim tarihine de böyle yaklaşır, geçmişteki devrim süreçlerini, toplumsal dönüşüm süreçlerini alıp, günümüz koşullarına kopyalarlar ve Mustafa Kemal Atatürk’ü anti-demokrat acımasız bir diktatöre, bir zalime dönüştürürler.
Okumuş cahillerin bir kısmı da, sadece ve sadece cüzdana, paraya bakarlar. Hangi odak onlara daha çok para getiriyorsa ona uyarlar. Bu kişiler fikirlerini, finansal durumlarına göre değiştirirler. Fikir para getiriyorsa, ev aldırıyorsa, araba aldırıyorsa, o fikirler sayesinde kendisine gazetede köşe veriliyorsa, televizyonda program yaptırılıyorsa, o da o fikirleri savunur. İktidar, moda vs değişirse fikirler de değişir, kapitalizmin arz-talep ilkesi, fikirler için de geçerli olur, böylece ona göre fikir üretilir, olgu ile kurgu yine birbirine karışır.
Nedeni her ne olursa olsun, sonuçta bu türden kişilerin hepsi, herkese empati gösterirler, ancak Mustafa Kemal Atatürk’e empati göstermeyi çok görürler. Mustafa Kemal hariç herkese empati! Çünkü o nefretin nesnesi haline dönüşmüştür! Türbana empati, yobaza ve şeriatçıya empati, PKK’ya empati, KCK’ya empati, Abdullah Öcalan’a empati, ama Mustafa Kemal’e nefret! Holding ve şirket patronuna empati, AKP’ye empati, Recep Tayyip Erdoğan’a empati, ama Mustafa Kemal’e nefret! Neredeyse herkese empati gösterenler, bunu Mustafa Kemal’den esirgiyorlar! Böyle bir insanın sağlıklı bir ruh haline sahip olduğu söylenebilir mi?
Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca Rumları, Alevileri, Sırpları, Macarları, Bulgarları, Romenleri, Ermenileri katletmiştir, onları baskı altında tutmuştur, yaklaşık 2000 yıl Anadolu’da var olan Yunan kültürünü azınlık kültürü haline dönüştürmüştür, başkalarının topraklarını işgal ederek kendisini var etmiştir, başkalarını yok ederek kendisini var etmiştir, ancak buna rağmen, olgu ile kurgu birbirine karışır, sihirbazlar sahneye çıkar, okumuş cahiller ısrarla, Türk ve Sunni olmayanlara, azınlıklara yönelik baskının ve zulümün, ulus-devlet sürecine geçişle birlikte başladığını, Mustafa Kemal ile başladığını, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla, CHP ideolojisiyle  başladığını öne sürerler.
Mustafa Kemal, emperyalist, elitist ve teokratik bir imparatorluğu, yayılmacı olmayan, halkçı, laik bir cumhuriyete dönüştürmek için mücadele eder; sultanın, padişahın, saraylıların, ulemanın, halifenin, Tanrı’nın egemen olduğu değil, halkın egemen olduğu yönetim biçimine geçmek için devrim yapar; bu doğrultuda hilafeti ve saltanatı kaldırır; din ve devlet işlerini ayırır, eğitim, hukuk ve idari yapılanmayla ilgili alanları din ilkelerinden arındırır; kadınların örtünme zorunluluğunu kaldırır, kadınların erkekler kadar eğitim olanağından yararlanmasını ve çalışma yaşamında yer alabilmesini sağlar, kadınlara seçme ve seçilme hakkını tanır; okuma yazma oranını arttırır, bilimsel ve felsefi çalışmalara, sanatın ihmal edilmiş alanlarına yönelik açılım yapar, modern üniversiteleri kurar ve sayılarını arttırır; feodal toprak ağalığı düzenini ortadan kaldırmak için girişimler yapar; Türkiye’yi ileri uygarlık seviyesine taşımak için mücadele eder, monarşiye, teokrasiye ve feodalizme karşı devrim yapar; buna rağmen sihirbazlar sahneye çıkarlar, okumuş cahiller, Mustafa Kemal’i diktatör ilan ederler, Hitler ile, Mussolini ile, Stalin ile aynı kefeye koyarlar.
İnsanlık tarihinde bugüne kadar hiçbir ilerici devrim demokratik yöntemlerle gerçekleşmemiştir. Çünkü ortada demokrasi yoktur, böyle bir zemin yoktur, sadece baskı ve zulüm vardır. Zaten o nedenle devrim otoriter yöntemlerle gerçekleşmiştir. Ama bizim sihirbazlarımız, okumuş cahillerimiz bu olguyu da görmezler. 1776 Amerikan devrimi, 1789 Fransız devrimi, 1917 Bolşevik devrimi, 1949 Çin devrimi,  1959 Küba devrimi, mutlak monarşiye, teokrasiye, feodalizme, kapitalizme karşı gerçekleşmiş devrimler, hep sancılı, hep kanlı, hep çatışmalı bir biçimde gerçekleşmiştir; Mustafa Kemal’in devrimi bu devrimlerin içinde yine de en az sancılı, en az kan dökülen devrimdir; buna rağmen okumuş cahiller, sihirbazlarımız sahneye çıkarlar, olgu ile kurguyu birbirine karıştırıp, Mustafa Kemal ile ilgili ilüzyonlar yaratırlar, bu ilüzyonla da yaşayıp giderler, bir yandan başkalarını kandırırlar, bir yandan da kendilerini kandırırlar.
Aslında onların sihirbaz olduklarını söylemek bile yerinde olmaz. Çünkü sihirbaz kendi yarattığı ilüzyona inanmaz, olgu ile kurguyu birbirine karıştırmaz. Zaten bunu birbirine karıştırmadığı içindir ki sihirbazlık hünerine sahiptir, sihirbazlık numaraları yapabilmektedir.
Bu okumuş cahiller sihirbaz bile değiller. Bunlar başka bir tür. Daha uzun yıllar bu türü incelemeye devam edeceğiz. Ancak bu tür de eninde sonunda evrime uğrayacak.
Tarih onları hatırlamayacak, ama devrimcileri unutmayacak!

Yazarın Diğer Yazıları

Mağduru oynayan zalimler

Türkiye’nin seçimle iktidara gelen padişahına karşı yürütülen protesto gösterilerine katılan vatandaşlara, terörist muamelesi yapılmaya devam ediliyor

Darbeci Erdoğan

Erdoğan da şu anda, Mısır’daki darbeyi sert ve sistematik bir biçimde eleştiren dünyadaki nadir liderlerden birisi haline geldi

Gezinin sonuçları ve yararları

İstanbul’da Gezi Parkı’nda başlayan ve daha sonra tüm ülkeye yayılan, AKP hükümetini ve Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto gösterilerinin üç büyük yararı oldu...