20 Haziran 2021

Kurtar bizi baba…

Gerçek babalar bulunmuştu… Bir gölge bulamadıkları şu hayatta güneşin hep kavurduğu koyu renkli milyonların yüreklerini, sözleriyle, besteleriyle onlar serinlettiler

Baba bir gölgedir… Heybetli gövdesini yakıcı sıcağa siper ederek himayesi altındakilere korunaklı bir serinlik oluşturur. O gölgelikte dilediğiniz kadar otururken siz, pek ortalıkta görünmez babalar. Ama hep vardırlar. Varlıklarını gösterdikleri nadir anlarda imgelerini belleğinize depolar, gerektiğinde oradan bakarsınız yüzlerine.

Devlet de babadır bizim toplumumuzda ama varlığını gösterme tercihi babalardan beklenenden biraz farklı oldu hep. Gelen evrakta eksik arayan bir vezne memurudur bizde devlet baba. Bizim yıllardır gördüğümüz devlet, tapu dairelerinde kâğıtlar üzerine inip kalkan devasa mühürdür, 'Aslı Gibidir' kaşesidir, asgari ücret tespit komisyonu masasına bırakılan sudur bizde devlet…

Milletin, baba bildiği devletin hiç de sıfatına uygun davranmadığını anlayalı uzun yıllar oldu aslında. Yine de babadır dendi, ses çıkarılmadı. Bugün artık adının mafya babalarıyla anılır olduğu devlet baba, bu topraklarda hep evlat seçti. Devlet, babalığını birlikte güçlenecekleri, çalıp eğlenecekleri zenginler türetme iradesi olarak gösterince o zamana değin kendilerini de bir evlat sanan sessiz çoğunluk, acı gerçeği gördü. Başbakanını asmış bir ülkenin asgari ücretliye ne yapacağını kestirememekten korkan milyonlar, dertlerini dinleyecek, ellerinden tutacak, hiç olmazsa onları anlayacak gerçek bir baba bulmalıydılar.

Devlet babadan umudu kesen milyonlar, aradıkları gerçek babaları, bir zamanlar müzik albümlerinin yapıldığı İstanbul Unkapanı'ndaki İMÇ bloklarında buldular. Yorgun, çaresiz ve hayatın onlara gülmeyeceğine inanmış, acılarının dineceğinden umudu kesmişlere hiç olmazsa bir teselli verecek o ses, 1968'de duyuldu: "Bir Teselli Ver" diyen Orhan Gencebay'ın sesiydi bu…

Gencebay, bahtı kara kalabalıkların baba diye sesleneceği sanatçılarımızdan ilki olacak, baba ihtiyacı çok olan bu topraklarda 'Orhan Baba'nın ardından başka babaların çıkışı da gecikmeyecekti.

Hiçbir zaman tekin bulunmamış bir hayatın yakıcı, kavurucu sıcağında milyonlar, aradıkları güven veren baba sesini, arabesk müziğin güçlü isimlerinin hançeresinden işittiler. Onların gölgelerinde biriktiler, konserlerinde baba ocağında buluşan aile fertleri gibi toplandılar. Heybetli gövdesinin başkalarına serinlik yaptığı devlet babaya, gölge etme başka ihsan istemem artık diyenler, kısa zaman sonra bir baba daha buldular: Ezilen milyonları tam da can evinden vuran "Ben İnsan Değil Miyim?" çıkışıyla 'Müslüm Baba'… Aynı yıl, 1971'de, müzik yaşamına birkaç sene önce başlasa da "Huzurum Kalmadı" şarkısı ile listeleri alt üst eden bir baba daha çıktı geldi: Ferdi Tayfur.

Tarzı biraz farklı olsa da, Erkin Koray da, 1960'ların ortalarından itibaren Türkiye'nin baba payesini vereceği sanatçılardan biri olma yolunda yürümeye başlamıştı bile…

Kötü kaderi, bitmeyen kederi, yaşadıkları hayata isyanlarını 'Baba'ların güçlü seslerinde bulan milyonlarca insan, arabesk olarak tanımlanan bu şarkılarda dindirdi acılarını. Bu toprağın umutsuz, bahtı kara kalabalıkları, devlet baba'nın iyi bir zammı çok gördüğü asgari ücretli maaşlarını, 'Baba'ların kasetlerine, albümlerine harcadılar. Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur ve Erkin Koray'ın albümleri, milyonluk satış rakamlarına ulaşıp satış rekorları kıran albümler olarak müzik tarihimize geçtiler.

Gerçek babalar bulunmuştu… Bir gölge bulamadıkları şu hayatta güneşin hep kavurduğu koyu renkli milyonların yüreklerini, sözleriyle, besteleriyle onlar serinlettiler. Hayatın hep yumrukladığı sırtlarını, şarkılarıyla sıvazladılar: Başa Gelen Çekilirmiş, Hor Görme Garibi, İtirazım Var, Bu Şehrin Geceleri, Merak Etme Sen, Tanrı İstemezse, Kaç Kadeh Kırıldı, Hatıran Yeter, Yıkıla Yıkıla, Batsın Bu Dünya…

Karamsar, mutsuz, umutsuz milyonlar diye yarım asırdır horlananların ülkesindeki gidişata bugün şöyle durup bir bakarsak, mutsuz milyonlar şimdi kimler acaba?

Arabesk, hayatın insanı yoran hoyratlığına karşı bir farkındalıktı. Bunu anlamak için Müslüm Baba'nın Teoman'ın 'Paramparça'sını söylemesini bekledik… Arabesk şimdi, sadece yaşadıkları yoksulluk ve dışlanmışlıkla yaşam çilesini kabul etmişlerin değil, hayatın çekilecek bir çile olduğunu gören, içinde bir garibi yaşatan herkesin müziği ve garipler de 'baba'ları sever…

Bugün Babalar Günü…

Yazarın Diğer Yazıları

Dünyayı ceketinin cebinden çıkarmak…

Derelerin yemyeşil bir coğrafyanın arasında saklana saklana denize aktığı bir doğanın içinde doğmuş ve oradan aldıklarıyla bir dönem mahpuslarda yatmış İşçi Partili babasından öğrendiklerini yine onun aldığı mandolinle birleştirmiş, tüm bunları da "Şair Ceketi"nin ceplerinde biriktirip herkesle paylaşmıştı."İnsanların okuduğu şeylerden bir vicdan oluşur" diyordu, söylediği şeylerden de bir vicdan emanet edip gitti bize

Bir yer bulsak "Dünyadan Uzak", orası da dünya olmaz mı?

 Teoman'ın "Paramparça"sını Müslüm Gürses'in yorumuyla dinlediğimizde olan neyse burada da o olmuş. "Dünyadan Uzak"ın bu erken cover'ında olduğu gibi, dinleyiciler olarak bizim ayarlarımızla oynayan bu tür girişimlere, sonuç böylesine içeriye çalışır, kalbe dokunur olabiliyorsa her zaman gönüllü varız

Hepimiz Esmeray'ın askerleriyiz…

Kuzey Afrika kökenli bir babadan aldığı teninin koyu rengiyle, ışıl ışıl parlayan kocaman gözlerinden yayılan aydınlığın oluşturduğu o kontrastı sevdik biz. Kısık, tozlu, teni gibi hafif yanık o sesinden bir anda tüm Türkiye'ye yayılan pazarlıksız icrayı, o samimiyeti sevdik. Unutmadık Esmeray'ı…