30 Mayıs 2021

İki çocuğun korku ve neşe arasına kurduğu salıncak: "İşte Öyle Bir Şey"

Şarkıların salıncağındaki iplere tutuna tutuna yaşarken, hayat nedir sorumuza kısa ama harika bir cevap buluruz; İşte Öyle Bir Şey…

Ucu sürekli açık kalacak bir parantez bırakıp gittiler… Tıpkı birlikteliklerinin ilk meyvesi 'İşte Öyle Bir Şey' gibi, bir tanımlama yapmaya çalışmadan, belirtmeden, hüküm vermeden, sadece yaşayıp, hissettiklerini yazıp, besteleyip gerisini bize bırakarak… Hem tamamlanmak eksikliktir bir yanıyla, yarım kalmak, bir sonu olmamak ve böylece hiç bitmemek daha iyi…

25 Mayıs 1975, Türk popu için tarihi bir gün oldu, Çiğdem Talu ile Melih Kibar o gün tanıştılar ve ancak 8 yıl sürebilecek yarım kalan ve böylelikle de hiç bitmeyecek olan birlikteliklerine unutulmaz şarkılar sığdırdılar. Çiğdem Talu, yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 38 yıl önce, 28 Mayıs 1983'te 43 yaşında hayata veda ederken Melih Kibar da kansere yenik düşerek 7 Nisan 2005'te 54 yaşında aramızdan ayrıldı. Aralarında bir türlü adını koymadıkları ama belki de bir adlandırmaya hiç ihtiyaç duymayacak kadar güçlü olan o bağ da ilk şarkıları gibi, "İşte Öyle Bir Şey"di…

Karanlık bir odanın içinde aradığımız eşyayı el yordamıyla bulmaya çalışır gibi geçen hayatımızın bir şarkılık yanıtı vardır. "İşte Öyle Bir Şey" de hayata verilen o mucizevi yanıtlardan biridir. Parantezin açık kaldığı, bırakılan boşluğu dinleyenin dilediğince doldurmasına imkân tanıyan, 44 yıl önce yazılıp bestelense de her zaman taptaze kalmayı başaran bir şarkıdır. 1977 yılında Erol Evgin'in aynı adlı plağıyla çıkan, neredeyse yarım asırdır dinlediğimiz "İşte Öyle Bir Şey", daha birkaç hafta önce piyasaya çıktığına ikna edecek bir tazelikle dinletir kendini. Asıl anlatmak istediğini hep dinleyene bırakan cömertliğine, bize aramakta olduğumuz mevkiyi basit tariflerle anlatıp yolu göstererek varışa doğru usul usul getiren, ama açık adresi, noktasal konumu işaretlemeden varılacak yeri bulmayı bize bırakan naifliğiyle ayrılır sokağın başından.

"Hani ıssız bir yoldan geçerken, Hani bir korku duyar da insan, Hani bir şarkı söyler içinden, İşte öyle bir şey." Bir tariftir hayat yolcularına. Gidilecek yerden çok yolun kendisinin güzelliğini anlatır. Sonların bilinemezliğinin tedirgin edici korkusuna karşı aslında hiç bir şeyin sona ermeyeceğini, bitmeyeceğini söyler. Eşini bulan iki ruhun bu kısacık buluşmaları gibi, yarım kalmak bitmemek, hep sürecek olmak demektir.

Şarkıdaki gibi bir anlıktı sanki bu müthiş beraberlik, bir yıldız kayar gibi pırıl pırıl bir andı, ışıklar saçarak sonsuzluğa karıştı. Zamanın uçsuzluğunda bir anlıkmış gibi geçen bu sekiz yıl, 270'i aşkın şarkıyı kazandırmaya yetti müzik tarihimize. "Her Şey Seninle Güzel, Söyle Canım, Sevdan Olmasa, Koca Çınar, Hep Böyle Kal, İçimdeki Fırtına" ve daha niceleri…

Çiğdem Talu-Melih Kibar şarkılarında el ele tutuşan iki çocuğun sevinçle koşuşlarına tanık oluruz. Birlikte yıldızlara bakarlar, yağmuru dinlerler, korkarlar, umutlanırlar, hüzünlenir, sevinirler… Sözleri ve besteleriyle dinleyeni de ortak ederler bu neşeli koşularına. Korkularla sevinçler arasında kurdukları salıncakta her şeye rağmen gülerek sallanır, bizi de çağırırlar.

Müzik yaşamında yarım yüzyılı geride bırakan büyük sanatçımız Erol Evgin'in, şarkının söylediklerini yalın ve içten bir yorumla anlatarak gönül listelerimizin her zaman en başlarına yerleştirdiği "İşte Öyle Bir Şey", her dinlediğimizde bindiğimiz salıncağıyla havalara uçurur bizi.

Şarkıların salıncağındaki iplere tutuna tutuna yaşarken, hayat nedir sorumuza kısa ama harika bir cevap buluruz; İşte Öyle Bir Şey…

Yazarın Diğer Yazıları

"Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken"

Murathan Mungan'ın 'Eskidendi, Çok Eskiden' şiirine Attila Özdemiroğlu'nun bestesi, hatıralarımızın yükünü bile bile artırdığımız o şarkılardan oldu. Sezen Aksu'nun da üstüne buğulu sesini sarıp adeta kesici bir alete dönüştürdüğü bu şarkı, taammüden harap eder bizi, her dinleyişimizde yıkar geçer

En güzel şarkı henüz söylenmedi… 

3 Haziran 1963'te, memlekete hasret gidişinin üzerinden 58 yıl geçti Nâzım Hikmet'in. Anadolu'da bir çınar ağacının dibinde dilerken sonsuzluk uykusunu oysa yaşıyor hâlâ, İstanbul'da bir Ceviz Ağacı'nın içinde

Ama sen başkasın Gülümse…

Neşeli olun, hayata hep gülümseyerek bakın demez Gülümse. Bir çığlıktır daha çok. Hayatta biriktirdiklerimizin artık ruhumuzun çeperlerine vuruşunun şarkısıdır