31 Temmuz 2022

Evrene net bir cevap: "Kimse bilmez"

Gerçeği bizi fazlasıyla yorarken aradığımızı kolayca bulduğumuz sanal dünya, yine yoluma çıkarıvermişti ihtiyacım olanı. Müzisyen-Yazar Mehmet Güreli'nin, bilinmezliğin brüt ağırlığını gayet dengeli bir sesle tartan yorumuyla, aradığım cevabı bir şarkıda buluverdim…

James Webb Uzay Teleskopu, milyonlarca ışık yılı uzaktaki galaksileri fotoğraflamayı başarsa da bakmayın siz bence hâlâ büyük bir bilinmezlik şu âlem. Ömür dediğinse tam bir meçhul. Meçhul çok, bilinen az. Daha dünyayı anlamamışken evreni çözmeye gidiyoruz üstelik. Bir yandan evrenin en yüksek çözünürlüklü fotoğraflarına bakıp bir yandan da bunları düşünürken bir şarkı dinleyeyim dedim, sanal alemde yörüngesinden çıkmış bir teleskop gibi bilinçsizce dolaştım. Hayatın sırrını belki bir bilen, besteleyen ve söyleyen olmuştur diye bakındım etrafıma.

Şarkıların insanı nereye götüreceği belli olmaz. Çıkan arama sonuçları üzerinde gezinirken Kibariye'den "Kim bilir?", Barış Manço'dan "Ben Bilirim" gözüme takılsa da yoluma birden çok kesin ve net bir cevap çıktı. Ömer Hayyam'ın sözleri, Mehmet Güreli'nin beste ve yorumuyla evrene verilmiş çok basit bir cevaptı duyduğum: "Kimse Bilmez".

Gerçeği bizi fazlasıyla yorarken aradığımızı kolayca bulduğumuz sanal dünya, yine yoluma çıkarıvermişti ihtiyacım olanı. Müzisyen-Yazar Güreli'nin, bilinmezliğin brüt ağırlığını gayet dengeli bir sesle tartan yorumuyla, aradığım cevabı bir şarkıda buluverdim. Kimi an içli bir itiraz, kimi zaman bir isyan kimi zamansa bilgece bir boş vermişliğin gidip gidip geldiği bu sade ve ustaca yorumu, bir şarkıdan öte o an aradığım bir yanıt gibi dinledim. Çello ve gitarın dingin birlikteliği, Güreli'nin "Oda Müziği" adlı albümüne girmiş ve bence çok kısa ve net bir cevap olmuştu şu âleme; Kimse Bilmez.

Bir James Webb'in gönderdiği fotoğraflara baktım, insanlığın bilme çabasına yeniden hayran kaldım, sonra dönüp Ömer Hayyam'ın sözlerine iyice kulak kesildim:

"Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye? Kimse bilmez, kimse bilmez"

İnsanlık koca koca gözler peydahlayıp evreni gözetliyor. Müthiş bir karanlık içerisinde parıldayan, sönen, doğan, batan güneşler. Karşılaştığımız bu sonsuzluğun içerisinde kapladığımız alanı fark ettikçe daha da küçülüp eziliyoruz sanki, bilgimiz arttıkça bilmediklerimiz daha da çoğalıyor. Çözdükçe artıyor insanın soruları ama olsun ben hepsine kısa bir cevap buldum ve can kulağıyla dinledim: Kimse Bilmez.

Eline gitarı almış bir postmodern zamanlar bilgesinin, bildiklerini dünyaya ilan edişi gibi geldi bana bu şarkı. Edindiği kesin bilgiyi yaymaya çalışır gibi şarkıyı sakin bir heyecanla okuyan Mehmet Güreli'nin yorumu, dünyaya dair sorularımın önünü kesti. Birdenbire aydınlanan evrende, aniden ortaya çıkan devasa bir güneş, bir ışık kaynağı ile karşılaşmak gibi bir gökyüzü olayı yarattı. Aydınlattı geceyi, ya da en azından bende buna benzer bir etki yaptı, bilmem, bilemem. Kimse Bilmez ki zaten...                         

"Işık ve sevgiyle" kal İlhan İrem…

Onu yazmak, bir şarkısını, yorumunu anlatmaya çalışmak zordu, sıkı hazırlanmalıydım, hep erteledim. Biliyorum ki yalnız sanat dünyamız ve sevenleri, dinleyicileri için değil tüm toplumumuz için sarsıcı bir etki yaptı aramızdan ayrılışı. Aydınlık fikirleri ve ölümsüz eserleriyle hep yaşayacak. "Işık ve sevgiyle" kal İlhan İrem…

Ömer Sercan kimdir?

Ömer Sercan 1974te Bursada doğdu. İlk ve orta öğrenimini Eskişehir ve Bursada tamamlayarak İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu.

Öğrencilik yıllarında İstanbul Üniversitesi Fotoğrafçılık Kulübü’nde başlayan uğraşını zamanla bir mesleğe dönüştürerek ulusal gazete, dergi ve TV kanallarında muhabir/editör olarak çalıştı.

Türkiye'nin önemli medya kuruluşlarında muhabirlik/editörlük, farklı içerikteki TV yayın ve yapımların program danışmanlığı, metin yazarlığı ve yayın editörlüğünü üstlendi. Çok sayıda tanıtım/ belgesel/reklam filmlerinin senaryo/metinlerini yazdı.

Türkiyeyi şarkılardan dinlemeye ve yazmaya devam ediyor. 

Yazarın Diğer Yazıları

"İçinde yalnız ikimizin yaşayacağı bir şarkı yaz Ekrem"

Hangi birini özleyeceğiz bilmem; Cüneyt Arkın'ı mı, Teoman Alpay'ı mı, Yeşilçam'ın şarkılardan doğan filmlerini mi, unutulmaz bestecileri, söz yazarlarını mı? Leyla Ekrem'e, 'yalnız ikisinin içinde yaşayacağı bir şarkı' sipariş ederken milyonları içine alan böylesi şarkıların yazıldığı o yılları mı? 

Buçuklu albüm, tam konser ve geçen elli yıl

Hayata, aşka, zamana, insana dair sorular ve cevaplarla dünyaya diyeceği çok olan bu usta öğreticiyi 60. sanat yılında da sahnede görmek dileğiyle…

Eksik bir şey mi var?

Zaten eksikliklerimizin hepsi aşkı bulduğumuzda anlamsızlaşmıyor mu? "Terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi" diye biten şarkı, bize aradığımızın ne olduğunu da açıkça gösteriyor nihayetinde. Üstelik gelirken de eksiğiz, ayağımızda ayakkabılarımız bile yok ama ne önemi var, aşkı bulmuşuz