02 Ocak 2014

2013; demokrasi ve otorite çekişmesi

2013 bitti. Artık 2014 yeni, taze yüzüyle karşımızda. Onu güzelliklerle doldurmak şans işi değil, bizim insanoğlunun elinde

2013 bitti. Artık 2014 yeni, taze yüzüyle karşımızda. Onu güzelliklerle doldurmak şans işi değil,  bizim insanoğlunun elinde.

Türkiye açısından baktığımızda yılın en önemli olayının adına ister çözüm süreci ister barış süreci deyin silahların susması ve anlaşma yolunda atılan adım geliyor. 2013'ün sayabileceğimiz birçok olumsuzluğuna rağmen barış yılı olmasını çok önemsiyorum. 90 yıllık bir sorunun 30 yıldır savaşa dönmüş halini değiştirmek için devletin son kez olumlu ayağa kalkmış hali gerçekleşmiştir. 12 aydır çatışma yok ve yavaş da olsa çözüm yolundayız. Sürecin başladığı ilan edildikten sonra bunun kısa süreceğini tahmin edenler yanıldı. Süreç istenildiği kadar olmasa da işliyor.

Süreci başlatan Erdoğan bunu tartışılmaz gücüyle, karizmasıyla yaptı. Leyla Zana'nın çok haklı olarak vurguladığı gibi Erdoğan sürecin başlaması için bir şanstı ve bu tekrar değerlendirildi. Ancak Erdoğan'ın gücü sorun çözdüğü kadar sorun da oluşturdu 2013'te. Otoriter tavırlı Erdoğan kendine has siyaset tarzıyla Arınç ve Gül'den farklılaşarak Gezi olaylarındaki sert tavrıyla olayların büyümesine yol açtı. Erkekli kızlı  evler tartışmasıyla aslında daha uzun yıllar konuşacağımız bir tartışma test edildi ve en azından isteklerimizin, ideolojilerimizin başkasının haklarıyla çatıştığı noktalardaki tavrımız üzerinde konuştuk, tartıştık ve mesafe aldık.

Erdoğan dış politika da ise Suriye konusunda bir kumar oynadı ve kaybetti. İçerideki ve dışarıdaki yükselen popülaritesiyle otoriterleşen Erdoğan  danışmanlarının yeterince kendisini uyarmamasından dolayı üzerinde çok düşünmeden bir karar verdi. İçerde Reyhanlı patlaması ve mülteci akını dışarda ise puan kaybetmiş bir Türkiye görüntüsüyle Suriye politikasını kaybettiği belirginleşti. Suriye'ye dış politikası nedeniyle içeriden müdahale eden  gücün  daha direngen bir gücü hesap edememesi nedeniyle hesap tutmamıştı. Ancak Suriye   yönetimi çevresel güçleri arkasına alarak dirense de Suriye'de de zamanla demokratik bir yöneliş engellenemeyecektir. Devletlerin güç kozları varsa da doğru ve adil olanın insan haklarının korunması ve fertlerin haklarının korunması olduğu açıktır.

Mısır konusunda da hayallerin gerçeklerin önüne konulmasından dolayı Türkiye bölgede önemli prestij kaybetti. Darbecilerin kazanmasıyla Büyükelçisi de ülkeden yollanan Türkiye, dış politikada daha iyi araştırmalar, analizler ve adımlar atması gerektiğini hissetmiştir.

Erdoğan güçlü bir lider, Türkiye tarihinin en çok süre demokratik usullerle iktidara gelmiş lideri. Ancak bu gücünün zehirlenmesini de yaşıyor.  Otoriter, buyurgan tavırları bir tarafta büyük sorunları çözebilirken diğer tarafta dev sorunlar oluşturabiliyor.

Dünya da çok farklı değil. 2013'te en çok konuşulan  Arap ülkelerindeki totaliter yönetimlerin devrilişi ve sonrasının sancılarıydı. Demokrasiyi talep eden yönelişler güce tosluyor ve Mısır örneğinde olduğu gibi dünya darbeyi görmezden gelerek gücü kutsuyordu. İktidara gelen İhvan'ın yeterli demokrasi ve siyaset tecrübesi olmaması ve darbeci gücün kötü niyetinin bir araya gelmesi zorbalığın hakimiyetini sağlıyordu. Ancak bilinmesi gereken en önemli husus şudur ki zorba güç ilelebet baki kalamaz , zulme uğrayanlar reel dünyayı daha iyi okur ve çözümler üretirse alternatif oluşturmaları ve başarıyı yakalamaları engellenemez. İhvan Mısır'ın  süresi uzasa da yine en güçlü iktidar alternatifidir. Mısır örneğinde vurguladığımızı aslında Türkiye ve tüm dünya için geçerli olduğunu vurgulamadan geçmemeliyiz.

Yılın son ayını ise uzun süredir sancısı çekilen çatışmanın patlak verdiği ay olarak hatırlayacağız. Erdoğan, Gülen çekişmesi aslında gücü çok önemseyen iki liderin çekişmesidir. Güç mantığı üzerinden uzun vadeli stratejiler geliştiren Gülen ile yeterince güçlü olduğunu ve bir başka güce boyun eğmeye alışkın olmayan Erdoğan arasındaki kavga kaçınılmazdı.

Bu kavganın tarafların karşısındakini bitirdiğini görmesiyle sonuçlanacağını düşünenler yanılıyor. Bu çatışma güçler anlaşıldıktan ve bitirmenin olamayacağı görüldükten sonra bir noktada biter. Nice güç sahipleri birbiriyle çatışmıştır ve sonunda anlaşmıştır. Yılın başında birbiriyle barış ilan eden iki gücün çatışmasının bittiğini gözlediğimiz gibi bu çatışma da barıştan başka çare kalmadığı gün biter. Bu günün geliş süresinin uzatılması taraflarının kemaliyle ters orantılıdır.

Tüm olumsuzluğuna rağmen barış süreci yılı olmasından dolayı 2013'ü kazanç yılı olarak görüyorum. 2013 dünya için de otoriter ve totaliter yönetimlerin az da olsa puan kaybetmesiyle olumlu hatırlanabilecek bir yıl olmuştur.

Dünya ve Türkiye'de gücün zorbalığı görünüşte kazanmıştır ama asıl kazanan adaletin, barışın insanlığı güzelliklere yönelten barışçı ruhu olmuştur. Bunu akledenler ve derin düşünenler yakından görecektir.

www.omerfarukgerlioglu.com

Yazarın Diğer Yazıları

Afrin operasyonu ve Kürtlerde artan kopuş

"Doğu-Güneydoğu'da taşlı sopalı eylem yoksa her şey yolunda mı zannediliyor?"

KHK ile yetki gaspı skandalı!

Yeni uygulamayla, KHK ile adeta yaşam hakkı gasp edilmeye çalışılan kişinin, yeni bir KHK ile özel sektörde çalışmasının da önüne geçiliyor

AK Parti, MHP ittifakı statükonun ittifakıdır ve kaybetmeye mahkûmdur

Tayyip Erdoğan önceki tekliflerde kendini naza çekmişti, Bahçeli yılmadı teklif üstüne teklif patlattı