27 Ekim 2019

Turpin'in laneti

Belki birbirleriyle daha evvel hiç tanışmamış olan ve aralarında akrabalık ilişkisi bulunmamasına rağmen enteresan bir şekilde aynı soyadı taşıyan üç sporcu; Randolph Turpin, Melvin Turpin ve Najai Turpin de intihar ettikten sonra garip bir dünyanın izbe bir barında karşılaşmışlardır!..

"Canıma kıydıktan iki gün sonra kendime burada bir iş buldum, pizzacıda. Pizzacının adı Kamikaze, pizza zincirinin bir halkası. Çalıştığım vardiyanın yöneticisi iyi biri bana kalırsa; kalabileceğim bir yer buldu, aynı dükkânda çalışan bir Almanın yanında. Öyle müthiş bir iş filan değil, ama şimdilik idare eder. Buraya gelince; bilemiyorum, yani eskiden ölümden-sonra-hayat-var-mı saçmalığına girdiklerinde ben hiç kafa yormazdım. Ama size şu kadarını söyleyebilirim; var olduğunu düşündüğümde bile sürekli radar gibi sinyal sesleri ve uzayda uçan insanlar hayal ederdim. Şimdi buradayım ve bilemiyorum, daha çok Tel Aviv'i anımsatıyor bana."

İsrailli yazar Etgar Keret'in "Tanrı Olmak İsteyen Otobüs Şoförü" isimli kitabında yer alan "Kneller'in Mutlu Kampı" başlıklı öyküsü tam olarak böyle başlıyor. "Wristcutters: A Love Story" isimli bir filme de uyarlanan bu öykü, temelde intihar edenlerin öldükten sonra gittikleri garip bir "öbür" dünyada başlarına gelenleri anlatıyor. İntihar edenler, bu yeni dünyada yine bir yerlerde çalışıyorlar, akşamları bir şeyler içmeye gidiyorlar ve diğer intihar edenlerle tanışıp kaynaşıyorlar.

Belki birbirleriyle daha evvel hiç tanışmamış olan ve aralarında akrabalık ilişkisi bulunmamasına rağmen enteresan bir şekilde aynı soyadı taşıyan üç sporcu; Randolph Turpin, Melvin Turpin ve Najai Turpin de intihar ettikten sonra garip bir dünyanın izbe bir barında karşılaşmışlardır. Belki de aralarında şöyle bir diyalog geçmiştir:

"Najai: Sende de pek bir İngiliz tipi var.

Randolph: Ne?

Najai: İngiliz misin diye sordum? Duymuyor musun beni?

Randolph: Evet, İngiliz'im ama sen de sağır olan kulağıma doğru soruyorsun. Diğer tarafa yaklaş.

Najai: Nasıl oldu bu? (Duymayan kulağını işaret ederek.)

Randolph: Küçükken Warwick diye bir kasabada yaşıyorduk. Bir gün yakınlardaki bir gölette yüzerken derine doğru daldım ve orada bir şeye takıldım. Az kalsın boğuluyordum. Neyse ki şanslıymışım, bir gayretle kendimi yukarı doğru atabildim. Ama bir kulağımın zarı patladı. Olur böyle şeyler. Çok kez ölümden döndüm ben. Bir keresinde zatürreden az kalsın gidiyordum. Diğerinde bronşitten.

Najai: Peki, sonuncuda nasıl dönemedin ölümden? (Randolph'un kafasındaki mermi izini göstererek.)

Randolph: Ha, bu mu? En baştan anlatayım, genç adam. Gördüğün gibi ben bir melezim. Babam, Birinci Dünya Savaşı'nda Britanya için savaşan Guyanalı bir askermiş ve annemle bir hastanede tanışmışlar. Beş tane çocukları olmuş, ben sonuncuyum. Babamın ciğerleri, savaşta Almanların kullandığı gazdan zarar görmüş ve bir türlü de düzelmemiş. Zaten ben doğduktan bir sene sonra da ölmüş. Hatırlamıyorum. Zor geçen çocukluk yıllarından önüme gelenle kavga ederek sıyrıldım. Kırklı yıllarda da boksa başladım. Sonraları Avrupa'da bayağı ünlendim. Hatta 1951'de kimi yendim biliyor musun?

Najai: Kimi?

Randolph: Sugar Ray Robinson!

Najai: Hadi oradan!

Randolph: 10 Temmuz 1951… İnanılmazdı! Dövüş stilim ona çok garip gelmişti ve benimle baş edemedi. 15. rauntta pili tamamen bitti. Bir gecede kahraman olmuştum. Orta sıklet Dünya Boks Şampiyonu… Doğduğum şehirde benim için yapılan kutlamaya 10000 kişi katılmıştı. Muazzamdı!

Najai: Sonra?

Randolph: Dövüşten önce bir sözleşme imzalamıştım. Eğer ben yenersem 90 gün içinde yeniden karşılaşacaktık. 64 gün sonra Sugar'la tekrar dövüştüm. Bu kez New York'ta. Sugar, kazandı. Ya da kazandırıldı!

Najai: Nasıl yani?

Randolph: Uzun hikâye… Her neyse… Müsaadenle, devam edeyim… Boks kariyerim boyunca çok para kazandım ama çok daha fazlasını da harcadım. Parayla hiçbir zaman aram iyi olmadı. Kadınlarla da aram iyi olmadı. Çok kez evlendim ama yürümedi. İtiraf etmem lazım, kendini kontrol edebilen biri değilim ben ve şiddete yatkınlığım da kadınlar konusunda hiç yardımcı olmadı. Sadık biri olduğumu da söyleyemem.

Boksu bıraktıktan sonra para meseleleri can sıkmaya başladı. Biraz ticaret yapmaya çalıştım ama ben ne anlarım? İflas ettim. Daha sonra bokstan kalan bazı sağlık sorunları da baş göstermeye başlayınca işler biraz değişti. Ve bir gün… Bum!

Najai: Kaç yaşındaydın?

Randolph: 37.

Najai: Peki karın, çocukların?

Randolph: Aaa, yeter ama artık! Benden bu kadar, biraz da bu sessiz dostumuz çene çalsın.

Melvin: Benim anlatacak bir şeyim yok!

Randolph: (Melvin'e) Böyle bir yer için biraz fazla gerginsin.

Najai: (Randolph'a dönerek) Biliyor musun ben de boksörüm?

Randolph: Şu işe bak! O zaman, şimdi de sen anlat bakalım, genç adam.

Najai: Aslında anlatacak fazla bir şey yok. Philadelphialıyım ben. Yarı orta sıklet bir boksördüm. Ama aslına bakarsan pek bir şey olacağı yoktu. Ben de kapağı televizyona atayım dedim. Bilirsin işte; para, şöhret falan… "The Contender" diye bir program vardı. Boksörlerin katılıp yarıştığı bir Reality Show…

Randolph: Nasıl yani?

Najai: Uzun hikâye… Hemen başvurdum ve aldılar. Ama hiç beklediğim gibi gelişmedi olaylar. Fiyakamı bozdular biraz. Başarılı olamadım yani…

Benim bir de küçük bir kızım var. O dönem annesiyle sorunlar falan filan derken…Velayet mevzularına giriştik ve işler biraz karıştı. Her şeyi kaybediyor gibiydim. Bir gün arabada oturmuş kavga ediyorduk. Ve bir anda… Bum…

Randolph: (Düşünceli bir şekilde) Benim de vardı çocuklarım. Küçük de bir kızım vardı…

Najai: Bilmiyorum ya, sanki benden beklenenleri yapamıyor gibi hissedi-…

Melvin: Kendinden beklenenleri yapamıyormuş! Vaaauv!!!

Najai: Ve konuşmaya karar verdin demek!

Melvin: Sus ve dinle genç dostum. Kaç yaşındasın sen?

Najai: Cevap vermeli miyim? Çünkü susmamı söyledin… (Melvin'in sert bakışlarını görünce) tamam, kızma! 24! 24 yaşındayım.

Melvin: Biliyor musun? Aslında seni hatırlıyorum. O boktan TV programından! Ne zamandı? 2005?

Randolph: (Şaşkınlıkla) 2005 mi?

Melvin: Ben öldüğümde 2010'du ve 49 yaşındaydım! Ve şimdi sana beklenti hakkında bir şeyler anlatayım!

Randolph: (Heceleyerek) 2010 mu?

Melvin: (Randolph'a dönerek) Evet, anladık! Yaşlısın! Sen öldüğünde ben beş yaşındaydım, tamam mı? Ayak uydurmaya çalış. Şimdi kesin sesinizi ve beni dinleyin!

Sana beklentinin ne olduğunu anlatayım. Lisede ve üniversitede harika bir basketbolcuydum ben. 1984'te NBA draftına girdim ve 6. sıradan seçildim. Benden üç sıra önce kim vardı, duymak ister misin?  Michael Jordan!

Randolph: Michael Jordan?

Najai: Uzun hikâye…

Melvin: Peki benden sonra kim mi seçildi? Charles Barkley! John Stockton! Al sana beklenti! Ben iri bir adamım, dostum.

Najai: Görebiliyorum…

Melvin: Peki bana ne dediler biliyor musun? Şişmanmışım! Saçmalık! Bana taktıkları lakapları söyleyeyim mi? The Mealmen, Dinner Bell Mel… Onlarla aşık atamadım. Belki çok iyi bir oyuncu değildim, kabul. Ama böyle yapmalarına da gerek yoktu. NBA'de tutunamadım. Bir süre İspanya'ya bile gittim.

Randolph: Güneşli yerdir….

Melvin: (Randolph'a) Dostum, bir şey anlatıyorum! En son hangi noktadaydım biliyor musun? Bir güvenlik görevlisi olmuştum. Michael Jordan diyorum… Olajuwon, Barkley, Stockton… Ben ise güvenlik görevlisi… Ve bir anda…

Najai: Bum!

Randolph: Adın ne?

Melvin: Melvin… Melvin Turpin.

Randolph: Tuhaf bir durum ama benim adım da Randolph Turpin!

Melvin: Evet dostum, tuhaf!

Najai: Beyler… Bilmiyorum bu bir tür lanet falan mı ama benim adım da Najai Turpin!

Melvin: WHAT THE FU>&'^(/&!^/!!!!!"

Elbette, onların kafalarının içinden geçenleri bilmemiz mümkün değil. Dolayısıyla hikayelerinde aydınlatılmamış birçok kısım var. Örneğin; Randolph'un hem kafasından hem de kalbinden vurulması gibi. Aynı zamanda o sırada yanında bulunan 17 aylık kızına da iki tane kurşun isabet etmesi ise bir diğer muamma (Kızı tedavi oluyor ve hayatta kalıyor) … Zira, Randolph'un çocuklarına çok düşkün olduğu biliniyor. Öte yandan, mafya tarafından öldürüldüğü şüphesi de mevcut. Ancak hem kafasındaki yaranın ölümcül olmaması hem de olay yerinde bulunan intihar mektubu nedeniyle olay kayıtlara intihar olarak geçiyor. Ek olarak, Melvin'in intihar nedeniyle ilgili de pek bir detaya sahip değiliz.  

Biri dünyaca ünlü boksör, diğeri reality şov yıldızı, bir diğeri ise NBA oyuncusu. Üç Turpin ve üç intihar… Belki omuzlarındaki yükü daha fazla taşıyamadılar… Belki de tarihin farklı dönemlerinde aynı isme musallat olan bir lanetin kurbanı oldular… Kim bilir?


Melvin Turpin

Najai Turpin

Randolph Turpin

Yazarın Diğer Yazıları

Jane için bir ağıt: Dan Jansen

Ablasına verdiği sözü tutmuş olmanın gururunu yaşıyordu. Kucağında onun adını verdiği kızıyla, pistin etrafında tur atarken…

Tek elli bir atıcı: Jim Abbott

O, bu oyunu herkesten farklı oynamak zorundaydı. Ancak bu herkesten daha iyi oynayamayacağı anlamına gelmiyordu

Futbolun kraliçesi: Sissi

Kadınların futbol oynamasının yasak olduğu yetmişli yılların Brezilya'sında, top tepmeye pek meraklı olan küçük bir kız çıktı ortaya. Sisleide do Amor Lima ya da bilinen ismiyle Sissi…