30 Haziran 2019

Gökkuşağında bir renk: Reggie Bullock

Reggie Bullock, bir NBA oyuncusu. Öyle yıldız bir oyuncu değil. İyi bir şutör, ancak estetik hareketlerle rakibini geçenlerden değil. Uçan kaçanlardan, sihirli paslar atanlardan da değil. O, pek bizim bildiğimiz oyunculardan değil. Hayatını LGBTİQ mücadelesine adayanlardan biri…

Temmuz 2014’te, 26 yaşındaki Mia Henderson, Baltimore sokaklarında vahşice öldürüldü. Ondan geriye cinayet mahallinde sadece kırık bir kolye ve kan izleri kaldı. Arkadaşlarının tanımıyla; tatlı dilli, iyi bir kızdı. Bir karıncayı bile incitmezdi. Dans etmeye bayılırdı, modaya düşkündü. Ancak sadece kendi gibi olmaya çalıştığı için hayatı elinden alındı. Sanki üzerinde hiçbir hakkı yokmuş gibi. Sanki zaten ona başkaları tarafından bahşedilmiş gibi… Mia, transseksüeldi.

Mia’nın küçük kardeşi Reggie, ertesi sabah şut antrenmanındaydı. Daha sonra soyunma odasından çıkıp bir arkadaşının evine geldi. Telefonunda bir sürü arama ve mesaj vardı. Kız kardeşinden, büyükbabasından, bir de savcılıktan. Bir şeylerin ters gittiği besbelliydi. Önce kız kardeşini aradı. Kötü bir haber alacağınızı bile bile birini aramak, dev bir dalganın yavaş yavaş yükselişini izlemek gibidir. Sonunda dalga her şeyi yutar. Kız kardeşinin ağzından şu sözler döküldü:

“Onu öldürdüler. Mia’yı öldürdüler.” 

Reggie, kendi deyimiyle uyuşmuş gibi hissediyordu. Ağlamaya başladı, kendini durduramıyordu. Mia’yla en son iki buçuk hafta önce görüşmüşlerdi. Wilson’dan Baltimore’a gitmek için yardım istemişti. Reggie de ona tren bileti almıştı. Bu son görüşmeleriydi. Reggie, olan bitenin gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Daha sonra, bilgi almak için savcılığı aradı. Aldığı cevap yüreğini daha da fazla yaraladı: “Ölen kişinin kesin olarak kim olduğunu tespit etmeye çalışıyoruz.” Mia’nın cesedi tanınmayacak haldeydi.

Susma haykır!

Mia, Reggie’den birkaç yaş büyüktü ve küçük yaşlardan itibaren tüm kardeşlerine kol kanat germişti. Onları çok seviyordu ancak bu, ara sıra da olsa kardeşlerini ağlatmasını engellemiyordu:

“O, benim abimdi. Sonra cinsiyet değiştirdi. On, on bir yaşlarındayken arka bahçeye gidip basketbol oynardık. Bazen beni yenerdi ve ağlardım. Beni ağlatırdı.”

Reggie, ablasına son kez ağladı. Artık öfke ve acısını olumlu bir yöne çevirmiş durumda. O, bir aktivist ve ablasının anısına LGBTİQ hakları için mücadele ediyor.

Bu konuda NBA’in de desteğini alan Reggie, çeşitli etkinliklere de öncülük ediyor. Hatta gay olduğunu açıklayan ilk NBA oyuncusu Jason Collins de ona yardımcı oluyor. Collins’in kararına ilişkin sarf ettiği cümleler bu mücadeleyi daha güzel açıklıyor:

“Doğru şeyi yapmak istedim. Daha fazla saklanmamak… Hoşgörü, kabul görmek ve anlaşılmak için gösteriler, yürüyüşler yapmak istedim. Hangi safta olduğumu haykırıp ‘Ben de’ demek istedim.”

Reggie, ayrıca NBA takımlarının LGBTİQ için gökkuşağı rengi formalar yapmasını teklif etmişti. Her ne kadar bu rüyası gerçekleşmese de en azından özel tişörtler yapıldı. Hatta bu tişörtleri giyip birkaç basketbolcu arkadaşıyla geçen yıl New York’daki onur yürüyüşüne dahi katıldılar. NBA komiseri Adam Silver’ın da bu yürüyüşte boy gösterdiğini belirtelim.

Trans cinayetleri; din, dil ya da ırk gözetmiyor. Burada anlatılan hikâye, ünlü bir sporcuya dokunduğundan belki daha fazla gün yüzüne çıkıyor. Ancak şiddet hep aynı. Mia Henderson, Hande Kader, Çetin Çalık, Petro Melikşahoğlu ve daha niceleri…

Nefrete bahane bulmak çok kolay. Karşısında durmak ise erdemli olan şey.

Reggie Bullock ve Mia Henderson… Bir trajedinin iki yarısı, iki kardeş. Mia’nın bir zamanlar koruyup gözettiği küçük kardeşi, bugün onun hatırasını yaşatmaya çalışıyor. Başkaları da onun akıbetine uğramasın diye.

Tabii ki sadece Reggie yeterli değil bunun için. Daha fazla olmak gerekiyor, daha fazla yerde… Karşı çıkanlar olur, “ses etme” diyenler… Onun için daha yüksek sesli olmak gerekiyor.

Susma haykır!

Yazarın Diğer Yazıları

Futbolun Mozart’ı: Matthias Sindelar

“Onun bacaklarında da beyni vardı. Onlar koşarken birçok umulmadık, fevkalade hadise cereyan ediyordu”

Asi Şampiyon: Henri Pelissier

Henri Pelissier, büyük bir şampiyondu ancak doping yaptığı ortaya çıkmıştı ve pek iyi bir insan da sayılmazdı. Onun trajik ölümü vuku bulduğunda belki hiç kimse şaşırmadı.

‘Lousiana Blues’: Joe Delaney

Lousiana’lı Joe Delaney, küçük bir kolej takımında gösterdiği harika performansların ardından Amerikan futbolunun er meydanı olan NFL’de oynayabilmek için 1981 yılında seçmelere girdi. Seçmelerin ikinci turunda adı okundu. Artık çok sevdiği memleketinden ayrılarak ikametgahını Chiefs takımına ev sahipliği yapan Kansas City’ye taşıyacaktı.