10 Aralık 2014

Karma eğitim, Osmanlıca ve 'kız-erkek arkadaşlığı'

Okullarda ve devletin belirlediği eğitim politikalarıyla aşılabilir mi? Bunlar kolay sorular değil.

Karma eğitim ve Osmanlıca tartışmaları üzerine bir yazı kaleme almak isterken aklıma yüz sene önce New York’ta eğitim gören önemli bir Osmanlı-Türk entellektüelinin anıları geldi. Önce sözü yorumsuz bu satırlara verelim.

 

Kızlarla Arkadaşlık

 

Üniversitenin bir kilisesi vardı. Hiçbir mezhebe ait değildi. Knox adında aydın fikirli bir vaiz burada vakit vakit ahlaki konferanslar veriyor veya verdiriyordu. Bunların konusu kilisenin kapısındaki levhada gösteriliyordu. Bir gün verilecek konferansın erkek-kız münasebetlerine dair olduğu gözümüze çarptı. Bir kilisede buna dair ne söyleneceğini merak ettik, gittik dinledik. Konferansçının söyledikleri şuydu:

“Ahlakınızı korumak ve diğer cinsin mensuplarına arkadaş ve insan gözüyle bakmaya alışmak istiyorsanız, yalnız erkek öğrencilere değil, kız öğrencilerle de arkadaş olmaya bakınız. Onları bir zevk vasıtası değil, saygıya layık bir insan diye kabul etmeye kendinizi alıştırınız, kızları yemeğe tiyatroya, dansa çağırınız, fakat nişanlanmak ve aile kurmak fikrinde değilseniz, aynı kızla sıkı bir arkadaşlık aramayınız. Çok çok kız arkadaş edininiz, davet ediniz. Kızların başka arkadaşlarınızın da davetlerini kabul etmelerini tabii diye görünüz.”

Kilisedeki bu vaaz, üniversite gençlerine yeni bir sistem tavsiye etmiyordu. Zaten mevcut olan bir münasebet sistemini meşru ve faydalı diye gösteriyor, erkeklerle kızlar arasında (avcılık av) esasına dayanan bir münasebet hüküm sürmesini önlemeye çalışıyordu.

Üniversitenin bütün usulleri, kızlarla dürüst ahbaplıkları teşvik edecek surette kurulmuştu. Kız ve erkek sınıf arkadaşlarının beraberce yemeğe, tiyatroya, üniversitedeki danslara gitmeleri tabii sayılıyor, hoş görülüyordu. Erkekler, kızlarla mahsus yurtlara giderek, orada arkadaşları olan kızla kapısız bölmelerde muayyen bir saate kadar başbaşa konuşabilirlerdi.

 

Tatlı bir hayat

 

Üniversitenin bu havasına ayak uydurmak çok tatlı geldi. Şunu anladım ki dinlediğim konferansçının tavsiyesi yersiz değildi. Kızlarla tatlı tatlı arkadaşlık etmek, insanı mülevves (1. kirli, pis 2. karışık, düzensiz, TDK) bir hayattan, içkiden, serserilikten alıkoyuyor, dersleri daha ciddiye almayı, şuurlu bir mesuliyet hissinden uzaklaşmamayı mümkün kılıyordu. (Ahmet Emin Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, Cilt 1: 1888-1918. İstanbul: Yenilik Basımevi, 1970, syf. 127-128.

Bu satırlardan yansıyan kızlı erkekli eğitim anlayışının ışığında günümüzdeki karma eğitim tartışmaları bize ne söylüyor? Bir fersah ileri gidemediğimizi mi? İki yüz yıldır aslında hep aynı şeyleri tartıştığımızı mı? Bu satırlardan yansıyan, sosyal hayata ve kadın erkek ilişkilerine dair iki ayrı dünya görüşünü (Batılı ve Doğulu, İslami ve laik adına ne derseniz deyin) birleştirmek sentezlemek mümkün mü? Siyasal gözüken soruların altında tartıştığımız, anlaşamadığımız, kutuplaştırıp geren asıl meseleler çoğu kez hayata bakışla ilgili bu ayrımlar ve korkular. Bu ayrılıklar Huntington’un medeniyetler çatışması tezini ve Türkiye’yle ilgili kötümser tahminlerini mi doğruluyor? Okullarda ve devletin belirlediği eğitim politikalarıyla aşılabilir mi? Bunlar kolay sorular değil.

Ama kendi adıma okullarda öğrencilere en azından, farklı ve aynı oranda erdemli (bazılarımız için de faziletli) dünya görüşlerinin varlığını gösterebilseydik bile bunun medeniyet ve demokrasi adına çok önemli bir kazanç olacağına inanıyorum. Sadece ve sadece farklı dünya görüşleri, dinler ve felsefeler hakkındaki önyargıları sorgulatabilseydik bile bu çok büyük bir başarı olurdu diye düşünüyorum. Gerisini “ney olup ağlamaktır en güzel duamız” diyebilmiş bir kültürün bilgeliği, dini yaklaşımı ve ortak kimliği çözebilirdi belki. Milli Eğitim Şurası’nda olsaydım bunu savunurdum.