07 Ocak 2022

"Sistem" kavramı

Tayyip Erdoğan adı ve kişiliği ekseninde analiz ettiğimiz "diktatoryal" eğilimler -ve uygulamalar- Tayyip Erdoğan'dan önce bu ülkede görülmemiş, duyulmamış şeyler miydi? 

"Başımıza gelenler bu sistemi sonucu" diyorlar. Bunu diyenlerin büyük çoğunluğu, "Başımıza gelenler" derken ekonomide olup bitenleri kastediyorlar. Yani, sözgelişi hukuk alanında işlenen cinayetleri pek hesaba katmıyorlar. Oysa, örneğin bence bunlar ekonominin sefaletini fersah ferah aşan kepazelikler. Ama ben de şimdilik lafa ekonomiden gireyim. Bu ekonomi bu durumdayken, halkın çoğunluğu bundan başka bir şey konuşacak halde değil; başka bir şey konuşmak üzere aklını toparlayabilmiş durumda değil.

Peki, nedir bu "sistem" konusu? 

Tabii ki "tek adam yönetimi" dediğimiz düzendir. "Düzen" filan gibi kelimeler arayıp buluyorum, çünkü zaten uygulanmakta olan bu "nesne"nin bir "sistem" olduğu kanısında değilim. Tersine, "sistemsizlik" söz konusu. Ama bu "sistemsizlik" iyi, etkili bir "sistem" kurmaya teşebbüs edip de birtakım nedenlerle bunu başaramamış olmanın sonucu değil. Bu bilerek ve isteyerek yaratılmış bir düzen. Ama bugünün dünyasında, dilin olağan kullanımında böyle bir şey söyleyip kabul ettirmek mümkün olmadığından (ya da "çok zor" olduğundan diyelim) adına "sistem" diyorlar. "Türk usulü başkanlık sistemi" mi diyorlar, ne diyorlarsa buna benzer bir şeyler bulup söylüyorlar. Muhalefetin de gafil avlanıp arada sırada "sistem" dediği oluyor; ama onlar daha çok kendi getirmeyi planladıkları düzen için kavramı kullanıyor, "güçlendirilmiş parlamenter sistem" diyorlar.

Niçin özellikle ve ısrarla "sistemsizlik" diyorum? Çünkü ortada böyle bir düzen olmasının başlıca sorumlusu olan Recep Tayyip Erdoğan aslında -başka birçok şeyin yanı sıra- "sistem" kavramından da hoşlanmıyor. "Sistem" kavramı, son analizde, ciddi bir işleyiş biçimini, bağlayıcı bir şeyi anlatıyor. Maazallah, bir uçta "sistem"in, öbür uçta Recep Tayyip Erdoğan'ın yer aldığı bir durum düşünebiliyor musunuz? Düşünmesi çok gerekli görünmeyebilir, çünkü zaten sözünü ettiğimiz şey "Başkanlık" sistemi. Yani, Başkan'ın "şöyle olsun" dediği şeyin olduğu bir düzen. Ama ola ki burada bile bir şeyler "sistemleşme" eğilimine giriyor -insan hayatı ve toplum düzeni hep bu yana doğru eğilim gösterir. Tayyip Erdoğan'ın istediği mutlak bir "emir verme" düzeni. Bugün şunu, yarın tam tersini buyurabilir. Örneğin biri kalkıp "Bu davranış başkanlık sistemine de aykırı düştü" dememeli. Tayyip Erdoğan'ın emirleri dışında, öyle "sistem" falan diyecek şeyler olmamalı.

Bu anlattıklarım zaten oluyor, olmakta. Bu anlattığım durumdan Tayyip Erdoğan'ın herhangi bir şekilde şikayetçi olması için bir neden yok. Burası yeterince açık. Gelgelelim, bu düzenin uygulamaya konulması o kadar da yeni bir gelişme değil. Bir süreden beri bu dediğim yöntemle (Gene tartışmalı bir laf ettim: Buna "yöntem" denebilir mi?) yatıyor kalkıyoruz. Demek ki durumdan memnun olan yalnız Tayyip Erdoğan değil. Onun buyurduklarını yerine getirenler de bir o kadar mutlu. En azından şikayetsiz, eleştirisiz yola devam ediyorlar, devam eden geniş bir kesim var. "Eleştirisiz" bir yana, bağıra çağıra savunan, silah çeken bir kesim var. Her gün yeni haberlerini alıyoruz.

Böyle bir düzen padişahlıkta olur, emarette olur, bu tür yönetimlerde olur. Zaten oluyor.

Burada da bu üslup Erdoğan'ın gerçekleşmesini sağladığı, "başkanlık sistemi" denen bu ucubeyi yürürlüğe koyduğumuz günden itibaren başlamadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'la Başbakan Erdoğan arasındaki fark bana göre pek de büyük bir fark değil. Faiz indir, faiz yükselt, tamam, bir ekonomist olduğunu ilan eden Tayyip Erdoğan'ın şimdi edindiği yetkiler arasında. Ama yukarıda değindiğim hukuk alanı cinayetleri Erdoğan'ın başbakanlığında başlamamış mıydı? "Tek adamlık" belirtileri, "belirti" olmaktan çıkalı ne kadar zaman geçti?

Şimdi uzun uzun tartışmasına girmek gerekli ya da anlamlı olmayabilir, ama şimdi Tayyip Erdoğan adı ve kişiliği ekseninde analiz ettiğimiz "diktatoryal" eğilimler -ve uygulamalar- Tayyip Erdoğan'dan önce bu ülkede görülmemiş, duyulmamış şeyler miydi? 

Evet AKP kaybediyor, ağır tempoda olsa da, eriyor. Evet, "AKP" diyerek birlikte yola çıkan insanlardan pek çoğu şimdi muhalefette. Ama AKP halen iktidarda; muhalefetin bütün "geldik, geliyoruz" edebiyatına rağmen, önümüzdeki seçimi kazanması, kötüye giden namını düzeltecek birtakım manevralar yapması, kesinlikle olmayacak bir şey midir? Süreç bu şekilde yürüyecek olursa şaşkınlıktan nutkumuz tutulur mu?

İslamcı siyaset adamları ve bu siyaseti seçenler Tayyip Erdoğan'ı "sırtında taşıma" tavrıyla "katlanma" tavrı arasında çeşitli mesafelerde duruyor. Araları iktidarı paylaşma konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle açılmasa, Gülenci hareketin de bu iki tavır arasında bölüneceğini düşünmememiz için bir neden yok. Böyle olması beklenmedik ve şaşırtıcı bir şey de değil. Peki, toplumun geri kalanı "demokrasi" dediğimiz şeyi yutmuş ve sindirmiş diyebilir miyiz?

Yazarın Diğer Yazıları

Salman Rüşdi...

İslam dünyası festival yasaklayanların, yazar bıçaklayanların, insanları yakarak öldürenlerin sözünün geçer olduğu bir alem olmamalı

"Test konusu açılınca"

Test, son analizde, edilgen bir zihin koşullanması yaratır: "Hangisi doğru?" "Hangi şıkkı seçersem doğru bilmiş olurum?" Kafanı buna göre çalıştıracaksın. Oysa etkin bir zihin eylemi gerekiyor. "Şöyle, çünkü şunlar, şunlar şöyle". Yani "şıklar" denen şeyleri de sen kendin üreteceksin

Abdülhamid ve İslamcılık

Abdülhamid muhtemelen Tayyip Erdoğan'ın "ideal Müslüman" kavramından anladığı tipolojiye uyan biri değildi. Operasını dinler, en seçmesinden konyağını içer, Sherlock Holmes hikâyesini okuturdu. Batı tarzı eğitim veren yığınla okul açmış, subaylığın "meritokratik" olması için uğraşmıştı. Yani "Kızıl Sultan/Ulu Hakan kalıpları içinde doğru düzgün bir Abdülhamid resmi oluşturmak kolay değildir