05 Nisan 2024

Değişim beklenir mi?

Birinci gelen parti AKP'nin ikinci parti olma sürecini izleyeceğiz, gözlemleyeceğiz. Kim ne diyecek, nasıl tavır alacak?

Seçim oldu, bitti. Bakıyoruz sonuçlara. Şaşırarak baktıklarımız, şaşırmadıklarımızdan fazla. Nerede yaklaşık bir yıl önceki sonuçlar, nerede bunlar? Ne oldu da böyle oldu? Bunu daha epey soracağız, kurcalayacağız, cevaplayacağız da! Ama kesin olgu, "böyle oldu". Oldu ve gene o sonuçların gösterdiği şekilde, olmasıyla bir kesimi, bunun olmasını isteyen kesimi sevindirdi. "Orayı kim kazanmış?" "Yok yahu! Orayı da almışlar mı?" Filan falan diye sonuçları sindiriyorken birden, alışmamız, hatta kanıksamamız gereken ama yiyip yutamadığımız türden bir olay karşımıza çıktı: Van seçimi ve Abdullah Zeydan'ın uğradığı kaza... Buna "kaza" da denir mi, pek sanmıyorum. Bayağı emek harcanmış. Bayağı karmaşık bir komplo. AKP'nin 2000'lerin başından beri hazırladığı, eğittiği, donattığı komplo uzmanları ve ustalarının bu seçim için bulup seçtiği, örgütlediği son numara. Bunlar belirli bir beceri gösteriyor ama şaşmaz ortağı da gene yanında geliyor: burada bunun ilk tezahürü, mazbatası komplo ile elinden alınan kişiyle eline mazbata tutuşturulmuş adamın aldıkları oy oranı arasındaki farklılık. Ve tabii komplonun "Ben bir komployum!" diye bağıran özellikleri.

Tepki büyük oldu: yaygın ve aynı zamanda yoğun. Ve sonra... "Şurada şu kadar gözaltı", "burada tartaklanma" v.b. Ama bu arada beklenmedik bir olay daha oldu: Yüksek Seçim Kurumu DEM'den gelen itirazı haklı bularak mazbatanın Zeydan'a verilmesine karar verdi! Şaşılacak şey! Şimdiye kadar Yüksek Seçim Kurulu'nun böyle karar verdiğini görmüş müydük? Mühürsüz pusulaları onaylarken filan?

Yalnız YSK değil; AKP'den de alışılmadık sesler işittik: biri "cinnet" dedi. Bir başkası mazbatayı "ikinci" adaya vermenin bir "komplo" olabileceği imasında bulundu. Gerçi bu "pozisyonlarda" çok uzun süre geçirmediler ama söylediler, kayda geçti. Önceleri, bunun benzeri bir olay olsa, AKP'den ne beklerdik? Olan o şeyin bağırtkan ama içi boş bir savunmasını değil mi? 

Düşünüyorum, düşünüyoruz, 31 Mart seçiminin sonuçları karşımızda duruyor olmasa, böyle bir karar verilebilir, böyle "cinnet" v.b. sözleri söylenebilir miydi? Böyle düşünenler olabilirdi, ama bunları yüksek sesle dile getirecek kimse bulunacağına ihtimal vermiyorum. Eminin ki bu dediğim yaşandı zaten. AKP'nin ve Reisi'nin belirli davranışları karşısında "Bu kadarı da fazla. Nereye gidiyoruz?" diyenler oldu, ama bunları en güvendikleri arkadaşlarına ya da akrabalarına söylemekle yetindiler.

Yani bir değişiklik olduysa bunu mümkün kılan seçim oldu.

Van'da cereyan eden bu olayı bir "örnek-olay" olarak ele alıp analiz edecek olduğumuzda şimdiye kadarki benzeri olaylarda olayın kahramanlarının yaptıkları işin nasıl kabul edilemez bir şey olduğunu çok iyi bildikleri sonucuna varıyoruz. Biliyor ama yapıyorlar, çünkü bildikleri "siyasi mücadele" böyle bir şey. Yani bir grup adam oturuyor, konuşup anlaşıyor, Abdullah Zeydan için bir komplo hazırlıyorlar. Onay vermesi gereken kurullara v.b. talimat veriliyor, "start" düğmesine basılıyor, eylem yerine getiriliyor. Hepsi iyi hoş, ama bu arada seçmen kitlesinin başka bir dünyaya yöneldiği, bu gibi hilelere de iyi gözle bakmayacağı anlaşılıyor. Şimdiye kadar yapıyorlardı, oluyordu; şimdi ne olduysa onaylamıyorlar. O halde kendi kurduğumuz yöntemi en azından şimdilik rafa kaldıracağız, olması gerekeni yapacağız.

Bu arada Reis de onun ağzından çıkmasına pek alışık olmadığımız "özeleştiri" gibi kelimeler telaffuz etti. Böyle değişir gibi görünen politik havada şimdiye kadar olup bitenleri sessiz bir endişeyle seyreden AKP muhaliflerinin de seslerini daha çok duyurmaya cesaret edecekleri beklenir.

"Değişik bir politik ortam kurulabilir mi?" diye soranlar var. Bence bu bir istek, anlaşılır bir istek; ama gerçekleşmesi beklenecek bir şey değil. Tayyip Erdoğan önderliğinde böyle bir şey beklenemez. Tayyip Erdoğan siyaseti değiştirdiği zaman kendi otantik yolunu bulmuş, rotasını çizmiş oldu. Hani aktörler için "duyarak oynuyor" derler. Erdoğan da seçtiği rolü duyarak oynadı. Hatta bir "rol" olmaktan çıkardı. Son derece pragmatik olduğu söyleniyor. Doğru. "Söylediği hangi sözün tersini söylemedi?" diye soruyorlar. Bu da doğru. 31 Mart'ı izleyen dönemde bir "değişim" sinyalleri verebilir; ama biz yıllardır "sahici Erdoğan"ı gördük, tanıdık. Tayyip Erdoğan dünyasında "demokrasi" ne demektir, biliyoruz.

Birinci gelen parti AKP'nin ikinci parti olma sürecini izleyeceğiz, gözlemleyeceğiz. Kim ne diyecek, nasıl tavır alacak? Epey değişiklik olmasını bekliyorum, ama ne gibi değişimler olacağını tahmin edemiyorum, çünkü tahmin yürütecek verilere sahip değilim. Sahip olan kimse var mı, onu da bilmiyorum. Tayyip Erdoğan yönetimi böyle şeyleri bilme imkanını aldı götürdü. Şu anda onun da politika alanında olabilecekleri ölçecek durumda olmadığını sanıyorum.

Ama gidişat demokrasinin aleyhinde işlemiyor. Bunu "hissediyorum".

Murat Belge kimdir?

16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu.

Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli.

Kitapları

- Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997)

- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)

- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)

- The Blue Cruise (Boyut, 1991)

- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)

- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)

- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007)

- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)

- Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997)

- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998)

- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001),

- Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002)

- Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003)

- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)

- Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007)

- Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009)

- Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009)

- Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010)

- Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011)

- Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013)

- Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014)

- Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014)

- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi)

- Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016)

- Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018)

- "Siz isterseniz…" – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019)

Çevirileri

- Hegel Üstüne: W.T. Stace

- Martin Chuzlewitt: Charles Dickens

- Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner

- Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce

- Arabadakiler, Patrick White

- 1844 Elyazmaları: Karl Marx

- Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger

- Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman

- Yazıcı Bartleby: Herman Melville

- Kayıp Kız: David Herbert Lawrence

- Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie

- Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)

- Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sivil anayasa

AKP tarafı “sivil” kavramında ısrar eder ve burada bir “keramet” keşfederken “demokratik” kavramını kullanmaktan da aynı ısrarla kaçınıyor. Oysa bundan böyle (ve aslında ezelden beri) ihtiyaç duyduğumuz şey, Anayasa’nın da, “ana” olmayan yasaların da, genel siyasi atmosferin de “demokratik” olması

Değişim yaratan yerel seçim

Yerel seçimden görmezden gelinemeyecek bir kazançla çıkmak, Özel’in CHP’sine, bir manevra alanı açmıştı. Seçim kaybetmiş bir partinin iktidara “Bizi kaale alın” çağrısında bulunması o parti açısından bir zayıflık işareti olarak algılanabilir, yorumlanabilir. Ama CHP’nin kazandığı başarıyla muhatabına “Gelin, konuşalım” demesi bir güçlülük göstergesidir

İtibardan ne olmazmış?

“İtibardan tasarruf etmeyenler” toplumu bu “değer” sistemiyle “fenomenler” fenomenini üretti