16 Nisan 2024

İsrail: Sonu nereye varacak?

Savaşa varmadan durulmasıyla daha iyi bir dünyaya adım atmış olur muyuz?

Çizgi: Tan Oral

Burnumuzun dibinde, oluk oluk kan akıyor. Kabul edilebilir bir durum değil. "Mazur" görülebilir bir yanı yok. Ama, işte, oluyor! Günlerdir oluyor. Günlerdir kayıp sayısı artıyor. Seyrediyoruz.

Olayın özellikle "acıtıcı" bir yanı da bunu "Yahudi Devleti"nin yapıyor olması. Bilmem kaç pogrom, kıyım yaşamış, bunlardan kurtulabilme umuduyla İsrail devletini kurmuş bir toplumun kurduğu ordu şimdi bunu yapıyor. İsrailli Yahudiler'in bir kısmı (öyle olmayan çok kişide neyse ki var ama duruma egemen değiller) şimdi "imha" ettikleri insanların imha edilmesini haklı göstermek için vaktiyle Hitler'in Yahudiler'i yok etmek üzere kullandığı "gerekçelerin" aynısı değilse de benzerlerini kullanıyor olmalı. "Felaketlerden ders çıkarma"nın anlamı bu mudur?

"Bu olmamalıdır" diye avaz avaz bağırabiliriz, bazılarımız. Ama ders çıkarmayı böyle anlayanların egemen olduğu, ilkeleri saptadığı, kuralları koyduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bakıyoruz Gazze'de olanlara, Gazze'de yapılanlara, ortalık yerde bir "Binyamin Netanyahu" figürü var. Olayı buraya getiren o. Ama binlerce, hatta milyonlarca henüz sivrilmemiş Netanyahu olmasa buraya gelinebilir miydi?

Bunları düşünürken aklıma 11 Eylül'den bir görüntü geliyor. "11 Eylül" diye andığımız korkunç olay olmuş, gene yığınla insan durup dururken hayatını kaybetmiş, televizyon çekimi yapan bazı gazeteciler Filistinli göçmenlerle mülakat yapıyor, duygularını soruyorlar. Bir kadın, oynuyor, göbek atıyor! 

Onun bugünkü Netanyahu taraftarından farkı nerede? Zihninde değil. Duygularında değil. Onun sahip olduğu maddi imkanlara sahip değil, sadece. Fark burada. Elinde o imkanlar olsa aynı şeyi o da yapacak, sonra da göbek atacak ya da adam öldürmekten yorgun düştüğü için siestaya yatacak.

Netanyahu Doğu Avrupalı biri. Doğu Avrupa'da yerleşmiş Yahudiler yaşadıkları yerin genel yapısı gereği, ciddiye alınabilir bir demokrasi kültürü görmemiş, almamışlardır. Yahudi ırkının bütün dünyada çektiği acıları onlar da çekmiş ya çekildiğini gözlemlemişlerdir. Ama bu birikime "Bizim de günümüz gelecek" diyerek bakarlar. "Hepsi böyledir" demiyorum elbette. Zaten bu "hepsi" gibi her şeyi kapsamaya çalışan kelimeleri kullanmaktan kaçınmalıyız. Ama Yahudi toplumlarda sertlikten yana, "şahin" sıfatına uygun davranan bireyler genellikle Doğu Avrupa kökenlidir. Gelgelelim, şimdi bu kanlı süreç gözümüzün önünde akıp giderken onlar ne yapıyor? Evet, biliyorum, dünyanın her köşesinde bu politikayı protesto eden Yahudiler var, onların sesini de duyuyoruz. Ama Yahudi diasporaları temsil etmek üzere kurulmuş derneklerin "hoşgörülü" tutumunu etkileyemiyorlar.

Ya "Batı Dünyası"? Örneğin Biden? Verdikleri inanılmaz desteğin yanı sıra hafif mahcup bir edayla "Canım, bu kadar da abartmayın" diye mırıldanmaları olayda sorumluluklarını hafifletecek mi?

Sıradan "Batılı" İsrail'i medeniyetten nasibini almamış Orta Doğu'da her nasılsa oluşabilmiş bir "Batı medeniyeti" olarak görür. Batı'nın kendini beğenme, her yaptığından memnun olma potansiyeli sonsuz. İsrail de, Batı'nın Orta Doğu yönüne baktığı zaman öncelikle gördüğü ayna. Tabii işin içinde o "kendini beğenme" potansiyelini zayıflatan bir tarih de var, Hitler falan, orada da tarih bir aralık sapmış, düzeltilmesi gereken durumlar yaratmış. Bu tür bir tedirginliği en net biçimde Almanya'nın aldığı tavırlara baktığımız zaman görebiliyoruz. Peki ama sizin ("bazılarınızın") bir vakitler Yahudiler'e çektirdiğiniz acıların kefaretinin ödenmesi şimdi Yahudiler'in birilerine çektirdiği acıları onaylamaktan mı geçiyor?

Bu olaylara "Dünya Savaşı çıkar mı?" endişesiyle bakanlar olduğunu biliyoruz, söylüyor, soruyorlar zaten. Bu da ancak yarım gizlenmiş bir bencillik, benmerkezcilik gibi görünüyor. Yani, "Bu manyak adamlar yüzünden bizim başımız belaya girer mi?" kaygısı. Bana bu tehlike çok geçerli gibi görünmüyor, çünkü asıl kurban "kurban" olmasında sakınca bulunmayan bir halkın tepesinde. Onlar da zaten alışık bu durumun sürüp gitmesine, arada biraz zaman geçer, unuturlar. Bu yörede ikiyüzlülük yapmak ayıp değil, yaptığını güzelce kamufle edememek ayıp.

Böyle konularda iddialarda bulunmaktan kaçınırım çünkü her zaman, her durumda, o an kendini belli etmeyen ama attan alta belirleyici olan eğilimler, koşullar vardır. Benim "iddiasız" tahminime göre bu iş savaşa varmadan durulur; ama durulmasıyla daha iyi bir dünyaya adım atmış olur muyuz? Burada daha "iddialı" konuşayım: Hayır, daha kötü bir dünyada yola devam edeceğimiz kesin. Bu "daha kötü"ye katkıda bulunmakta kimse kusur etmedi.

Murat Belge kimdir?

16 Mart 1943'te Ankara'da doğdu. İngiliz Erkek Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Aynı bölümde asistanlık ve doktora yaptı. 1969'da İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nde araştırmacı olarak bulundu. Christopher Caudwell ve Marksist estetik konulu teziyle 1980'de doçent oldu.

Genç yaşlarda yaptığı William Faulkner ve James Joyce çevirilerinin yanı sıra 1964'ten itibaren Yeni Dergi, Papirüs gibi dergilerde çıkan eleştirileri, yorum yazılarıyla tanındı. Namık Kemal, Behçet Necatigil gibi yazarlar üstüne incelemeler yaptı. 1970'te Halkın Dostları Dergisi'nin kurucuları arasında yer aldı. 12 Mart 1971 muhtırasıyla başlayan darbe döneminde iki yıl cezaevinde kaldıktan sonra 1974'te üniversiteye döndü. 1975'te Birikim dergisini kurdu. 1981'de YÖK'ün kuruluşunun ardından üniversiteden istifa etti. 1983'te İletişim Yayınları'nı kurdu, 1984'te Yeni Gündem dergisini çıkartmaya başladı. Denemelerini Tarihten Güncelliğe (1983), 12 Yıl Sonra 12 Eylül (1992), Edebiyat Üstüne Yazılar (1994) kitaplarında topladı. 1980'lerde Sadık Özben mahlasıyla düzenli olarak mizah yazıları yazdı. 1991'de Helsinki Yurttaşlar Derneği, Türkiye şubesini kurdu. 1997'de profesör oldu; 1995'ten bu yana Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde akademik çalışmalarını sürdürüyor.

Marksist estetikten militarizme, edebiyattan yemek kültürüne, Osmanlı ve İstanbul tarihine dek birçok farklı alanda 26 tane kitabı ve çok sayıda makalesi yayımlandı. Halkın Dostları, Birikim, Yeni Dergi, Yeni Gündem, Milliyet Sanat, Papirüs dergilerinde ve Cumhuriyet, Demokrat, Milliyet, Radikal, Taraf gazetelerinde yazdı. Hale Soygazi ile evli.

Kitapları

- Tarihten Güncelliğe (Alan, 1983; İletişim, 1997)

- Sosyalizm, Türkiye ve Gelecek (Birikim, 1989)

- Marksist Estetik (BFS, 1989; Birikim, 1997)

- The Blue Cruise (Boyut, 1991)

- Türkiye Dünyanın Neresinde (Birikim, 1992)

- 12 Yıl Sonra 12 Eylül (Birikim, 1992)

- İstanbul Gezi Rehberi (Tarih Vakfı, 1993; İletişim, 2007)

- Türkler ve Kürtler: Nereden Nereye? (Birikim, 1995)

- Boğaziçi'nde Yalılar ve İnsanlar (İletişim, 1997)

- Edebiyat Üstüne Yazılar (YKY, 1994; İletişim, 1998)

- Tarih Boyunca Yemek Kültürü (İletişim, 2001),

- Başka Kentler, Başka Denizler 1 (İletişim, 2002)

- Yaklaştıkça Uzaklaşıyor mu: Türkiye ve Avrupa Birliği (Birikim, 2003)

- Osmanlı: Kurumlar ve Kültür (Bilgi Üniversitesi, 2006)

- Başka Kentler Başka Denizler 2 (İletişim, 2007)

- Genesis: "Büyük Ulusal Anlatı" ve Türklerin Kökeni (İletişim, 2008)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları (İletişim, 2009)

- Balkan Literatures in the Era of Nationalism (Jale Parla ile birlikte, 2009)

- Sadık Özben'in Toplu Eserleri (Helikopter, 2010)

- Başka Kentler, Başka Denizler 3 (İletişim, 2011)

- Edebiyatta Ermeniler (İletişim, 2013)

- Başka Kentler, Başka Denizler 4 (İletişim, 2014)

- Militarist Modernleşme-Almanya, Japonya ve Türkiye (İletişim, 2014)

- Linç Kültürünün Tarihsel Kökeni: Milliyetçilik (Agora, 2006; Berat Günçıkan ile söyleşi)

- Step ve Bozkır - Rusça ve Türkçe Edebiyatta Doğu-Batı Sorunu ve Kültür (2016)

- Şairaneden Şiirsele / Türkiye'de Modern Şiir (İletişim, 2018)

- "Siz isterseniz…" – Popülizm Üzerine Yazılar (İletişim, 2018)

- Sanat ve Edebiyat Yazıları II (İletişim, 2019)

Çevirileri

- Hegel Üstüne: W.T. Stace

- Martin Chuzlewitt: Charles Dickens

- Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı, Ayı: William Faulkner

- Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi: James Joyce

- Arabadakiler, Patrick White

- 1844 Elyazmaları: Karl Marx

- Bir Zamanlar Europa'da, Leylak ve Bayrak: John Berger

- Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla: Leo Huberman

- Yazıcı Bartleby: Herman Melville

- Kayıp Kız: David Herbert Lawrence

- Yurtsuzların Ülkesi: Dugmore Boetie

- Lenin ve Felsefe: Louis Althusser (Bülent Aksoy ve Erol Tulpar ile birlikte)

- Yanya Sultanı – Tepedelenli Ali Paşa: William Plomer

 

Yazarın Diğer Yazıları

Sivil anayasa

AKP tarafı “sivil” kavramında ısrar eder ve burada bir “keramet” keşfederken “demokratik” kavramını kullanmaktan da aynı ısrarla kaçınıyor. Oysa bundan böyle (ve aslında ezelden beri) ihtiyaç duyduğumuz şey, Anayasa’nın da, “ana” olmayan yasaların da, genel siyasi atmosferin de “demokratik” olması

Değişim yaratan yerel seçim

Yerel seçimden görmezden gelinemeyecek bir kazançla çıkmak, Özel’in CHP’sine, bir manevra alanı açmıştı. Seçim kaybetmiş bir partinin iktidara “Bizi kaale alın” çağrısında bulunması o parti açısından bir zayıflık işareti olarak algılanabilir, yorumlanabilir. Ama CHP’nin kazandığı başarıyla muhatabına “Gelin, konuşalım” demesi bir güçlülük göstergesidir

İtibardan ne olmazmış?

“İtibardan tasarruf etmeyenler” toplumu bu “değer” sistemiyle “fenomenler” fenomenini üretti