18 Nisan 2020

Nefretoloji

Erdoğan düşmanlarını tokatladıkça o da kısım şefi tokat yemiş gibi hissediyordur. Ve zaten "Seni azarlayan şef Mustafa Reşid Paşa’nın halazadesidir" dense ona da inanır

Hükümetin Koronavirüs'le mücadele tarzını çok başarılı bulanlar var. Başarısız ya da hatalı bulanlar da var. Ben kendimi bu mücadele yönteminin tamamı üstünde bir yargı verecek konumda bulmuyorum. Verilerin çoğu benim bilgi alanım dışında. Ama bu mücadelenin çeşitli somut evrelerinde olanlar hakkında herkes gibi benim de değerlendirmelerim elbette var. Örneğin yasağı iki saat önce duyurmak gibi bir "taktik" ve sonuçları hakkında insan nötr kalabilir mi? Nitekim, burnundan kıl aldırmamayı başlıca ilke haline getiren merkezi otorite de bunun yanlışlığını (adını koymadan) kabul etmek zorunda kaldı. Sunulan istifa, kabul edilmeyen istifa vb. hep bunun kabulü (ve uzatmadan geçiştirme) ekseninde oluşan olaylar.

Merkezi otoritenin salgın karşısında takındığı tavırlara eleştirel bakan yazarlar en çok belediye konusu üstünde duruyorlar. "Bağış Kampanyası"nı durdurmak, yasadışı ilan etmek (Cumhurbaşkanı yarın kalkıp bunun "terör" olduğunu da söyleyebilir. Söylerse çok şaşırır mısınız?) büyük sorun. Çapı bakımından daha küçük, ama simgesel uzantıları açısından belki daha da büyük örnek "Aşevi"! Ve şimdi bu hafta sonunun yasağına yaklaşırken belediyelerin ekmek dağıtmasının yasaklanması.

Bu olaylara bakınca insan soruyor: Merkezi otorite kiminle, neyle mücadele ediyor? "Koronavirüs" denen afetle mi, yoksa muhalif belediyelerle mi?

Eleştirilerin çoğu da burada yoğunlaşıyor. Örneğin dün Fikret Bila yazısına "Yanlış Yapılan İşler" başlığını koymuş. Merkezi otoritenin CHP’li belediyelere karşı tavrını bu "işler" arasında sayıyor. Yazının sonuna doğru "...hükümet ve belediyeler el ele bir bütünlük içinde salgınla birlikte mücadele etmelidir" diyor. Doğru mu, söylediği? Doğru. Peki, mümkün mü? Hayır, değil. Neden değil? Çünkü Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bunu kabul etmiyor ve etmeyecek.

Dünyada bir benzerinin kolay kolay görülmediği bir durumdayız: Merkezi otorite belediyelere düşman! Denebilir ki Koronavirüs'ten daha zorlu bir düşman. 

"Düşman", Tayyip Erdoğan ideolojisinin belirleyici, düzenleyici kilit kavramı. Birtakım temel anlayışlar, sözgelişi bir cumhurbaşkanının toplumun tamamının cumhurbaşkanı olduğu kuralı, Erdoğan için ara sıra kullanılacak bir retorikten ibaret. Erdoğan kendisiyle aynı fikirde olmayan T.C. yurttaşlarını zaten "yurttaş"tan saymıyor ki onların cumhurbaşkanı olsun. 

"Düşmanlar"ın bir hiyerarşisi var: Sanırım Batı "baş düşman". Böyle olunca tabii Türkiye’yi "Batılı" yapmak üzere emek vermiş herkes de düşman. Üstelik, onlar bizim aramızdan çıkıp bu işleri yaptıkları için daha da fazla öfke hak ediyorlar. Tabii fiilen yaşadıklarımız en sıcak yaşadıklarımızdır. Dolayısıyla bugün Erdoğan’a muhalefet edenler öfkeden de en büyük payı alacak olanlardır. Bütün bu düşman cepheye karşılık Erdoğan’n dostlarının oluşturduğu bir çevre de olmalı. Var. Bir şarkıda var: beraber yola çıkanlar, yağmurda çamurda beraber yürüyenler... Ama fiilen kim bunlar diye baktığımızda, etrafta çok kişi görmüyoruz. Erdoğan’ın tek-adamlık konumuna doğru yürüyüşünde "birlikte yürüyenler"den çok "yolda kalanlar" görülüyor. Ve bir kere yolda kalmışsa üzerine yağan öfke ve düşmanlık "düşman" kontenjanının olağan sahiplerinin payına düşenden daha az değil.

Bu durum bence vahim ama etkenler bundan ibaret değil. Yani, sorun Tayyip Erdoğan’ın böyle bir "düşman" ideolojisinden beslenen biri olmasından ibaret değil. Onun bu yapısının toplumda karşılığı var. Asıl sorun da burada. Bu "karşılık", inişli çıkışlı da olsa, Erdoğan’ı bugüne kadar iktidarda tutan kitle desteğinde. 

Kitlesel ideolojilerde "akılcı" temeller aramak çok "akıl kârı" değildir. Çünkü ideolojilerin oluşmasında akılcı değerlendirmelerden çok bulanık öfkeler, bulanık özlemler, tamamen öznel "mülahazalar" etkili olur. İdeoloji "bilgi"ye değil, bilginin çarpıtılmasına dayanır. Abdülhamid Britanya Elçisi’ne tokat attı mı? İçinden geçirse de bunu yapabilir miydi? Yapsa sonuçları neler olurdu? Abdülhamid bu yapıda bir adam mıydı? Bunları sormaya ya da yalnızca aklımızdan geçirmeye kalkıştığımızda öyle bir "sahne" çekemeyiz. Soru, böyle elçi tokatlayan bir Abdülhamid görmekten "hoşlanıyor" muyuz? Bu soru da son analizde kendi hayatımıza bağlanıyor. Kısım şefi gelip herkesin önünde beni azarladığında "Sen kimsin lan?" deyip iki tokat atamadım. İşimi kaybedeceğim kesindi. Ama içime oturdu vb.

Tayyip Erdoğan gibi bir birey içinden duyduğu öfkeyi birtakım nesnel olgulara dayandırabilir ve muhtemelen öyle yapıyordur. "Kapitülasyon" diyor, kim bilir, "Baltalimanı Anlaşması" diyor, Düvel_i Muazzama’nın Balkan Harbi tavrını hatırlıyordur (Batı’nın elbet nice cinayeti var). Ama Erdoğan’ın seçim mitingine katılan kişi çoğunlukla bunlardan uzaktır. Erdoğan düşmanlarını tokatladıkça o da kısım şefi tokat yemiş gibi hissediyordur. Ve zaten "Seni azarlayan şef Mustafa Reşid Paşa’nın halazadesidir" dense ona da inanır. Nesnesi çok tanımlı ya da belirgin olmayan öfkeleri vardır onun. Bir toplumda ezik büzük insan çoğalınca bu gibi duyguların da besleneceği kaynaklar çoğalır. Yıllar yılı tanımlanamaz arabesk acılarla ne olduğunu söyleyemeyeceği şeylerin özlemini çeken kitleler Erdoğan’ın toplumun yarısını yok sayan huşunetinden tedirgin olmazlar çünkü o tavır kendi ruh hallerine uygundur.

Dolayısıyla bu toplumda Tayyip Erdoğan uygulamalarının, daha doğrusu siyasi üslubunun taraftarları doğal olarak vardır. Geçen yılın yerel seçiminde bu kitlede önemli bir azalma oldu ama bu Erdoğan’ın başlattığı çığırın sonuna geldiğimizi -henüz- göstermiyor. "Sonuna gelmek" diye bir olay olacaksa, bunun o önder, bu tek adam düzeyinde değil, toplumda olması gerekiyor. Bunun için de birtakım siyasi takıntıları bir kenara bırakıp niçin böyle nefret üreten bir toplum haline geldiğimizi araştırmamız gerekiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Amerika

Yeni bir fenomen üretti bu koşullar: Popülist iktidarların gayrİmeşru yasallığına karşı yasadışı meşruiyet mücadelesi

27 Mayıs

Demokrasi intikamla gelmez. Demokrasi, intikam duygusunun olmadığı, silindiği ortamda mümkün olur

Kürtler

Bugünün koşulları değişmeden seçim ortamına girersek ne olur? AKP-MHP ittifakı devam eder. Öbür tarafta, bir ihtimal, CHP-İyi Parti ittifakının devam etmesi ve HDP’nin, o zamana kadar AKP iktidarı ve yargısı tarafından kapatılmazsa, yalnız kalması olabilir