01 Şubat 2019

'Brexit'ten 'iç savaş'a

Popülizmin uyguladığı yöntem, uygulayanın kazanmasına ne kadar yardımcı oluyorsa, toplumun bölünmesini de o kadar başarıyla gerçekleştiriyor

İngiliz arkadaşımla oturmuş, havadan sudan konuşuyoruz. Ama bugünlerde İngiltere’de, hava ile su da, insanı, farkına varmadan, Brexit’e getiriyor. Sohbetin bir aşamasında arkadaşım, “Bu Brexit çekişmesi bizi İngiliz usulü bir ‘İç Savaş’a kadar getirecek” dedi. “İngiliz usulü iç savaş”? İngilizler son “iç savaş”larını 1640’larda yapmışlardı. 1649’da da kralın (I. Charles) kafasını baltayla keserek bitirmişlerdi. Kargaşalık daha kırk yıl sürdü, sonra yatıştı.

Sonra birkaç patırtı daha oldu ama “iç savaş” denecek boyutlara ulaşan bir olay görülmedi. Yani şimdi bundan bir tane daha mı bekleniyor?

“Ne?” dedim, “Makinalı tüfekler filan mı çıkacak?” “Yok, öyle bir şey olmaz pek” dedi. Ama yakınlarda hükümet bir “acil durum” yasası çıkarmıştı. Bir tür “askeri yönetim” ilan edebilirler. Şaşkın baktığımı görünce açıkladı:

“Anlaşma olmadan ‘çıkıyoruz’ derlerse ortalık birbirine girer. Bir günde, bütün ‘marketler’ boşalabilir. Yiyecek maddelerinin yarısı Avrupa’dan geliyor. Taze meyve, sebze, derken ekmek kapışılır. Bu da huzursuzluk, karışıklık yaratır. Yer yer ayaklanma gibi olaylar olur. İşte o zaman öyle bir sıkıyönetime gerek duyulabilir.”

Böyle şeyler düşünmemiştim, düşünmeme de imkân yok zaten. Bu söylediklerine de, sonuçta, “iç savaş” denmez ama İngiltere gibi bir toplum için akla gelmeyecek şeyler bunlar.

Devam etti:

“Şu kadar milyon insan birbiriyle ilişkisini kesmiş” dedi. “Birbiriyle konuşmaz hale gelmiş aile üyeleri var.” Şimdi birbiriyle konuşmaz hale gelmişler olmuştur elbette ama sayılarını kestirecek anketler yapılabilir mi gerçekten? Olur olur, bu yöntemler gittikçe inceliyor.

Bir somut olay anlattı, televizyonda seyretmiş. Bir karı- koca, adam İngiliz, karısı Alman, iki de çocukları var. Kadın sormuş, referandumda nasıl oy kullandığını (İngiltere’de böyle şeyler sorulmaz, bir insanın “mahrem”ine müdahale sayılır. Herhalde onun için bu kadar zamandır sormamış.) Kim bilir, aralarında tartışma mı çıktı, ne olduysa sormuş. Adam da “Brexit” oyu verdiğini söylemiş. Bunun üstüne kadın adamı evden kovmuş. Şimdi adam televizyonda ağlayarak anlatıyormuş durumu. Boşanacaklar falan. İşe bakın.

Adam da tuhaf tabii. Alman’la evli ama Brexit’e oy veriyor. Ne kadar beklenmeyecek davranışlar olabildiğini gösteren bir minik örnek.

Dün akşam üniversitenin yemek salonunda bunu gene akla getirecek bir durumla karşılaştım. Aynı yerde çalışan, besbelli birbirini seven iki insan… Bir adamla bir kadın… Brexit konusu açıldı ve birbirlerinin kafasında tabak çanak kıracak hale geldiler.

Lafı keserek sakinleşmekten başka çare bulamadılar.

İngiltere gibi bir yerde sinirler böyle gerilebiliyorsa durum sahiden ciddi demek! Hem de bu ülkede siyasi bir konu nedeniyle bu tür kavgalar çıkabildiğini ilk kez görüyorum.

Sonuçta, ne olursa olsun, örneğin bizimki gibi bir toplumda olabilecekler burada olmaz. Ama olmasa da, olduğu kadarı yeterince ciddi, endişe verici. “Avrupa Birliği içinde bulunmak filan falan nedenlerle bizi zarara sokuyor” ya da ”Hayır, zarara sokmuyor. Hatta şu kadar kârdayız” gibi bir tartışma değil yürüyen tartışma. O tür niceliksel hesaplara gelecek bir şey değil. “Kim olmak istiyorsun?” “Nasıl yaşamak istiyorsun?” İşin ucunda böyle sorular var. Yani sonuç olarak bir “kimlik” sorunu haline gelmiş. Onun için de sakin sakin tartışılır bir şey olmaktan çıkmış.

Britanya’yı Avrupa Birliği’nden çıkaran (bana göre tamamen sorumsuz) popülistler bu toplumu böyle bir ayrışmanın eşiğine getirdiler. Daha hala da “no deal” (anlaşmasız) çıkmak üzere ajitasyon yapıyorlar.

Popülizmin uyguladığı yöntem, uygulayanın kazanmasına ne kadar yardımcı oluyorsa, yani ne kadar başarılıysa, toplumun bölünmesini de o kadar başarıyla gerçekleştiriyor.