23 Mayıs 2019

Siz olmadan yapamazdık

AKP döneminin en büyük özelliklerinden biri, kamu parasını kullananlardan hesap sormanın imkânsızlaşmasıdır. Türk medyası bunun kolaylaştırıcısı ve suç ortağıdır

Türkiye medyası, bugün birkaç istisna hariç, AKP’nin propaganda kolu olarak çalışıyor.

AKP’den önce de kendini siyasi partilerin veya hükûmetlerin hizmetine sunan gazeteler vardı.

Gazetelerini, hükûmetten çıkar elde etmek için bir şantaj aleti olarak kullanan ve servetlerine servet katan patronlar vardı. 

Kendini satan gazeteciler de vardı, satmayıp hapse atılanlar da.

Ama önceleri istisna olan bu gibi durumlar AKP rejiminde bir kural haline geldi.

Halkın gerçekleri öğrenmesinin yolu artık tamamen tıkalıdır; zira sadece propagandistliğe gönüllü medya kuruluşları değil, olmayanları da esas fonksiyonlarını yerine getiremez hâldedir. Maddi olanakları kısıtlıdır, bir defa.

AKP döneminin en büyük özelliklerinden biri, devlet bütçesinden yapılan harcamaların keyfileşmesi, kamu parasını kullananlardan hesap sormanın imkânsızlaşmasıdır.

Türk medyası bunun kolaylaştırıcısı ve suç ortağıdır.

Politikacıların ve bazı büyük iş adamlarının dibinden ayrılmayan gazetecilerin, ne olup bittiğinin farkında olmaması mümkün değildir.

Basının içine düştüğü bu acıklı durumun suçlusu kim?

Türkiye’nin içine düştüğü, daha doğrusu hemen hemen her zaman içinde bulunduğu, acıklı durumun sorumlusu kimler ise onlar.

Ne yapılabilir?

Hiçbir şey yapılamaz.

Türkiye’nin düzeni devlet kesesinden zengin olma üzerine kurulmuştur. Tarih boyunca, devleti idare edenlerin neredeyse hepsi onu soymayı doğal hak saydılar.

Böyle bir düzenin vatandaşa değil tebaaya ihtiyacı vardır. Tarafsız yargıya değil aldığı emre göre hüküm veren yargıçlara ve savcılara... Kurumlara değil eli önünde bağlı kişilere... Düşünce özgürlüğüne değil düşünen düşmanlığına... Dürüstlüğe değil ahlâksızlığa.

Bu özelliklere sahip bir devletin refaha kavuşması, halkının huzur içinde olması olanaksızdır.

İlginçtir ki Türkiye’yi tekrar ve tekrar iflas ettirmesine rağmen bu düzen dimdik ayakta duruyor. Bugün her zamankinden daha zinde olarak hem de.

Basın özgür ve kaliteli olsaydı sonuç aynı olur muydu?

*

Bu konuları aklıma getiren İngiliz Guardian Gazetesi’nin editöründen aldığım mektup oldu.

Kâr amacı gütmeyen bir vakfın mülkünde olan Guardian, web sitesini sadece abone olanlara açmak yerine herkes için kullanılır yaptı. Bu cömertliğini finanse etmek için okurlardan düzenli, gönüllü bağış istedi. Seçtiğiniz bir miktar her ay kredi kartınızdan kesiliyor.

Bu konuda daha önce yazdığım bir yazıda Guardian’a bağışla abone olanların sayısının bir milyonu aştığını yazmıştım.

Editörün bütün abonelere yolladığı mektubundan öğrendiğime göre, gazete uzun zamandan beri ilk defa yılı küçük bir kârla kapatmış. “Siz olmadan yapamazdık,” diye yazıyor Katharine Viner ve 2022 hedefinin iki milyon aboneye ulaşmak olduğunu söylüyor.

Başarıya ulaşan benmişim ve hedefi ben koymuşum gibi sevindim.

Azıcık da hayıflanmadım değil - ki bunda da şaşılacak bir şey yok. 

Bu günlerde Türk olmanın başta gelen özelliği hayıflanmak değil mi?

Yazarın Diğer Yazıları

KKTC: Çözümsüzlük çukurundan çıkmak isteyenlere çağrı

KKTC fiili olarak Avrupa Birliği’ne dâhil olmalı, bir AB devleti içinde AB devleti statüsü kazanmalıdır

Her kişi çamaşır toplamayı tadacaktır

Sokrates’in hiç ipten çamaşır topladığını sanmıyorum

Geçenlerde biriyle arabada

Keyifli bir umursamazlıkla hırpalanan doğa, hırsız politikacılar, adaletsizlik, insanların bencilliği ve para hırsı... Bunlar beni de rahatsız ediyor ama onu ettiği kadar değil