12 Mart 2020

Lapta'da mucizevi bahçe

Emin olmak mümkün değil, ama Uluçam’ın bahçesindeki siklamenlerin sayısının doğadakilerden fazla olduğunu öğrensem şaşmam

Lapta

Hikmet Uluçam’ın Lapta’nın üst başındaki evinin bahçesi o kadar masal diyarına benziyor ki her an bir köşeden pamuk prenses, diğerinden yedi cücelerin çıkagelmesini bekliyorsunuz.

Aslında buraya bahçe demek uzay mekiğine uçak demeye benzer.

İki buçuk dönümlük arazi, toprağı görünmeyecek kadar çiçek kaplı.

Hepsi adaya endemik olan, tohumdan yetiştirilmiş, binlerce siklamen (tavşan kulağı), şarap koyusu lale, anemon, yabani ranunculus (şakayık lalesi), arpa çiçeği (yabani glayöl), diken, cennetin ölümsüz çiçeği olan asphodel (çiriş otu) ve çeşit çeşit yabani orkide var. Çoğu doğada yok olmaya yüz tutmuş.

Emin olmak mümkün değil, ama Uluçam’ın bahçesindeki siklamenlerin sayısının doğadakilerden fazla olduğunu öğrensem şaşmam.

İnşaat sıtması, cehalet, yaygın doğa sevgisizliği daha yirmi yıl önce ilkbaharda adayı cennete çeviren kır çiçeklerinin inanılmaz bir biçimde azalmasına neden oldu. Belime gelen sarı papatyaları, cennetten çıkma narin gelincikleri, tepelerden akan siklamenleri arıyor, ama bulamıyorum.

Meslek olarak ressam, seramikçi, fotoğrafçı ve grafik ustası olan ve neredeyse göbeğine kadar gelen beyaz sakalıyla bir Zen ustasını andıran Uluçam, önümüzdeki çiçek denizini 35 senede meydana getirdiğini söyledi bana.

"Bu evi aldığımda kuru bir bahçe vardı," dedi. "Bu şimdi durduğumuz yerden yol ve ötesindeki evler görünüyordu."

Şimdi çiçek, ağaç ve de evinin çevresinde dev yüksekliklere ulaşş kaktüslerden başka bir şey yok.

Adadaki endemik ağaçlardan yüzde 95’ini bulup dikmiş.

Tohumdan büyütülen lalenin beş ila yedi yıl arasında, siklamenin 2-3 yılda çiçek verdiğini düşünecek olursanız bu bahçenin ne kadar büyük sabır ve özen işi olduğunu anlarsınız. Bir tüy yumağına benzeyen anemon tohumlarını ekmenin bile mesele olduğunu deneyenler bilir.

Uluçam, Baf’ın Trodos dağlarının güney yamaçlarında bulunan Maronas köyünde doğdu. Orada yaşayan Türkler savaştan sonra köyü terk etti. Beyaz taşlardan yapılmış, birçoğu hâlâ ayakta duran evleri içinden dere geçen yeşil bir vadiye bakar. Birkaç yıl önce Uluçam’la köyü gezmeye gittiğimizde esen rüzgârın karşı yamaçta dalgalandırdığı ekinler şu an bile gözlerimin önünde.

Uluçam’ın doğa sevgisi Maronas’ta başladı. Tatillerde babasının koyun ve keçi sürüsüne çobanlık yaparken can sıkıntısını dağıtmak için yabani zeytin ve keçiboynuzlarını aşıladığını söyledi bana. Aşıladığın ağacın meyvesi senin oluyormuş.

"Önceleri kaktüse hastaydım," diye anlattı. "Şekillerini seviyordum. Sonra tohumdan siklamen yetiştirmeye başladım. Ardından lale tohumu ektim. Sonra da doğadan tohum toplayarak yabani ne kadar çiçek varsa bahçemde büyütmeye çalıştım."

Hâlâ dağ tepe dolaşarak tohum arıyor.

Uluçam senede bir defa bahçesini meraklılara açıyor.

İsmail Beyoğlu Caddesi No:64 Lapta, adresinde bulunan bahçe (0533 866 00 57) 14 Mart saat 14.00’te açılacak ve 29 Mart’a kadar 10.00-17.00 saatleri arasında açık kalacak. Pazartesiler hariç.

Giriş bedavadır.

İçeride beş TL’ye, içinde yüzden fazla tohum bulunan lale tohum kesesi satılacak. Sadece bunu satın almak için bile bahçeye gitmeye değer.

Yazarın Diğer Yazıları

KKTC bir ağustos böceğidir

Haydi bakalım dik duran Bay Akıncı. Git Ankara’ya dik dura dura da ekonomiyi çöküntüden korumak için yardım iste, iste de al

Karşı koymadan

Yaşamımız, yaşam bizi değiştirmeyi aklına koyduğu zaman değişir ancak. Bunu kavramak, dünyanın nasıl bir yer olduğunu anlamanın birinci kuralıdır belki

"Elveda Barbara seni seviyorum"

İnsan, hayatının doğru ölçüsünü ancak ölümü yaklaştığında alır