26 Kasım 2016

Kıbrıs: Konfederasyonu konuşmanın zamanı geldi mi?

40 seneden fazla bir zamandır üzerinde uzlaşılamayan federasyon formülünü unutup konfederasyon formülünü düşünmenin zamanı geldi

1922’de Milletler Cemiyeti Mülteciler Yüksek Komiseri olan Norveçli Fridtjof Nansen “Yakın Doğu’da barış, orada yaşayan halkların birbirinden ayrılması ile sağlanacak” demişti.

Hem diplomat hem de kâşif olan Nansen ne konuştuğunu biliyordu.

Birleşmiş Milletler’den önceki dünya çapındaki kuruluş olan Milletler Cemiyeti’nin temsilcisi olarak Osmanlı’nın çöküşünün yarattığı mülteci krizine ve kan banyosuna yakından şahit olmuştu. Anadolu Rumlarının Yunanistan’a, Yunan Türklerinin Anadolu’ya göçünü  görmüştü.

Orta Doğu ve Balkanlar'da yüzlerce yıl hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu’nda sayısız millet ve dinin mensupları, iç içe veya yan yana yaşadı. 

Bugün yerle bir edilmekte olan Halep’te yüzyıllarca ve çoğu zaman barış içinde Türkler, Araplar, Hristiyanlar ve Yahudiler hayat sürdü.

Osmanlı yok olduktan sonra milletler her yerde çatışmaya başladı.

Bütün; parçalarına ayrılmadan, her millet veya dini grup kendi özel toprağına kavuşmadan, Orta Doğu huzura kavuşmayacaktı. Nansen’in demek istediği buydu.

Ama her millete toprak verilmedi. O zamanların güçlü devletleri, Fransa ve İngiltere, Orta Doğu’da keyiflerine ve çıkarlarına göre  devletler yarattılar.  Şiilerle Sünniler, Filistinlilerle Yahudiler, Türklerle Kürtler aynı ülkelerde yaşamak zorunda kaldı.

Bugün bu bölgede izlemekte olduğumuz savaşlar ve göçler, bir boyutta oradaki halkların birbirinden ayrılma kavgasıdır. Bir tarafta ayrılmak isteyenler çarpışıyor, diğer tarafta bu ayrılmayı önlemek isteyenler.

Kıbrıs bu kavgayı 1950’lerde yaşamaya başladı.

Rumların İngiliz idaresine karşı başkaldırması sonucunda ada 1960’ta bağımsız oldu.

Yeni kurulan cumhuriyette Türkler ve Rumlar üç sene iç içe yaşadı. 1963’te toplumlararası çatışmalar başladı.

1974’te Yunanistan, Kıbrıs’ı ilhak etmeye kalkışınca Türkiye müdahale etti. Adayı ikiye böldü. Halkları birbirinden ayırdı.

Hatay’ı saymazsak, Lozan’dan sonra bölgede yapılan ilk harita değişikliği oldu bu.

O günden beri adayı iki toplumlu bir federasyon çerçevesinde birleştirmek için sayısız toplumlararası görüşme yapıldıysa da bir sonuca ulaşılamadı.

En son girişim de birkaç gün önce İsviçre’de fiyasko ile sonuçlandı.

Adada anlaşma yok ama halkların birbirinden ayrılması ile elde edilen barış var. Yıllardır kan dökülmedi.

Bunu devamlı kılmanın yolu barışı  sağlayan düzeni korumaktır. Halkların iç içe değil ayrı, yan yana yaşaması temeli üzerine yeni bir düzen inşa etmektir.

Evet Kıbrıs bir Avrupa Birliği ülkesidir. Ve evet bir barış olursa adanın sadece Rum değil Türk bölümü de AB’nin parçası olacak.

Ama Kıbrıs bir Avrupa ülkesi değildir. Bir Yakın Doğu ülkesidir. Ve Türklerle Rumlar arasında hiçbir AB ülkesinde olmayan bir düşmanlık, hatta nefret vardır. AB’deki hiçbir ülkede hiçbir halk arasında husumet bu boyutta değildir.

Çözüm aranırken, bu göz ardı edilmemeli.

Öyle sanıyorum ki, artık, 40 seneden fazla bir zamandır  üzerinde uzlaşılamayan federasyon formülünü unutup konfederasyon formülünü düşünmenin zamanı geldi.

*

OKUYUCULARA NOT: BİRAZ DİNLENMEK İÇİN YAZILARIMA BİR HAFTA ARA VERECEĞİM.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayatın en iyi tarafı nedir?

Batı’nın bugün ulaştığı düzeyde feylesofların ve bilim adamlarının büyük payı var.  Her şeyin açıklamasının dinde arandığı karanlık çağların sonunu onlar getirdiler.

Beethoven’le geç bir buluşma

'Es muss sein!' Beethoven’in son Kuartet’inin son bölümünün üzerine kurulu olduğu motiflerden biridir

KKTC Hükûmeti neden istifa etti?

AKP, Akıncı ve dörtlü koalisyona karşı olan memnuniyetsizliğini göstermek için Kıbrıslı Türklere yaptığı para yardımını bir süreden beri kesmiş, savunma masraflarını bile ödememişti