16 Mart 2019

İki keklik, ben ve diğer hayvanlar

Karalarda ve denizlerde, dünya çapında avın yasaklanması zamanının geldiğini söylesem çok şaşırırlardı muhakkak

Geçen gün arabamla bir yerlere giderken veya bir yerlerden gelirken yol kenarındaki yeşillikte atıştıran iki keklik gördüm.

Çok şaşırdım.

Camı indirip bağırdım:

“Sizin nesliniz tükenmemiş miydi çocuklar?”

Biri dönüp cevap verdi, son sürat çalıların arasında kaybolmadan:

“Daha değil ama eli kulağında!”

Adada keklikten çok avcı var. Avcıdan çok da; keklikten çok avcı olmasını umursamayan, hatta hiç kuş olmasa farkına varmayacak insan.

Dün iki avcı konuşurken kulak misafiri oldum. Karşılıklı, av kalmamasından şikâyet ediyorlardı.

“Dağda yok, vadide yok, ovada yok” dedi bir tanesi. “Geçen hafta gittim, kuş sesi bile duymadım.”

Haksızlığa uğramış gibi bir hâli vardı.

Diğeri, mutabık, başını salladı.

Avın azalmasının kabahati “av” hayvanlarında imiş gibi konuşuyorlardı.

Sadece adada değil bütün dünyada kuşların ve “av” hayvanlarının azalmakta olduğu, bu yok oluşa insanın neden olduğu, karalarda ve denizlerde, dünya çapında avın yasaklanması zamanının geldiğini söylesem çok şaşırırlardı muhakkak.

Feylesoflar akıllı insanlardır genelde - genelde ne dediklerini kendilerinden başka anlayan olmasa da - ama akılsız laf etmemiş bir tek feylesof bulamazsınız.

İşte bir örnek:

“Düşünüyorum o hâlde varım”cı René  Decartes (1596-1650) hayvanların şuuru ve aklı olmadığını, dolayısıyla acı çekmediklerini düşünüyordu. Hayvanlar “automata” idiler, karmaşık bir makine yani.

Decartes’in bu sözleri yüzyıllar boyunca, neredeyse günümüze kadar, hayvanlar üzerinde deney amacıyla  “viviseksiyon” veya “dirikesim” denilen uygulamaya mazeret olarak gösterildi.

Tanrı’nın bir tek kulu da çıkıp “hayvanların şuuru ve aklı olmadığını, isteklerine bağlı olmadan mekanik bir şekilde hareket eden, kesildiklerinde acı duymayan yaratıklar olduğunu nereden biliyorsun, acıyla feryat etmeyen kaç hayvan kestin” diye sormadı ona. Ne yaşarken ne de öldükten sonra.

Immanuel Kant da (1724-1804) insanın hayvanlara karşı bir sorumluluğu olmadığını savunuyordu. Ona göre ahlak denilen şey, sadece insanlar için geçerlidir. Hayvanlar “ahlak toplumu”nun bir parçası değildirler. Bu nedenle hayvanların sorumluluğu yoktur, insanın da hayvanlara karşı sorumluluğu yoktur.

İnsanların diğer hayvanlara reva gördüğü muamele, dünya var olduğundan beri görülmüş en büyük zulümdür.

Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde karın doyurma amacıyla her yıl 9,5 milyar hayvanın gırtlağı kesiliyor.

Avcılara kaç yaratık canını veriyor her yıl, denizcilere kaç balık?

Öldürmek, bir başkasına acı vermek yanlıştır, insan veya başka bir yaratık olması fark etmez.

İnsanın diğer hayvanlardan farklı olması, hayvanlarda bulunmayan bazı özelliklere sahip olması, insanın hayatını herhangi başka bir canlının hayatından değerli yapmaz.

Amerikalı feylesof Christine M. Korsgaard’ın sözlerini değiştirerek söyleyecek olursam:

Sizin için hayatınız kekliğin hayatından daha değerlidir, ama keklik için kendi hayatı sizin ona atfettiğinizden daha değerlidir.