02 Kasım 2019

Her sene aynı şey

Her şey hareket hâlinde. Her an değişiyor, doğuyor, ölüyor, çoğalıyor, azalıyor, beliriyor, kayboluyor

Ozanköy 

Her sene aynı şey oluyor ve her sene beni şaşırtıyor.

Yaz.

Sıcakta kavrulan toprak dinozor kemiği gibi kuru, sarı ve eski.

Ölü sanki, ama değil. İçinde milyarlarca küçük organizma ve yağmur bekleyen sayısız tohum var.

Bunu bildiğim halde; sıcak o kadar yoğun, yer o kadar kuru, gökyüzü o kadar bulutsuz ve yağmur o kadar imkânsız ki, “artık bu topraktan hiçbir şey çıkmaz,” diyorum.

Ama çıkıyor.

İlk yağmur düşüyor, üç-dört gün sonra, üzerine sihirli bir değnek dokunmuş gibi topraktan çimen fışkırıyor. Dinozor kemiği dediğim, papağan gibi yemyeşil oluvermiş.

Vay canına! Gene oldu!

Yer o kadar çabuk yeşeriyor ki oturup izlesem otların büyüdüğünü görebilecek gibiyim.

Geceler serin.

Yazın, sahiplerinin evlerine sokmadığı köpekler, insanların boşalttığı sokaklarda, ilk akşamdan sabaha yakın saatlere kadar, gezip havlardı. Artık karanlık basınca bir köşeye büzüşüp susuyorlar.

Bu sessizlikleri benim için havlamalarından daha rahatsız edici.

Birkaç gün sonra Gönyeli taşlarının arasından çıkan siklamenlerin yapraklarını görüyorum.

Saksılardaki çöllerde bekleyen soğanlı çiçekler uyanıyor. Dev rezeneler filizleniyor. Çiçeklerin en cömerdi ve cana yakın olan yasemin çiçek vermeye devam ediyor.

Sabahleyin, üstümde ince bir melamet hırkası, bahçede dolaşırken çimenlerdeki su damlaları pantolonumun paçalarını ıslatıyor.

Portakallar ve limonlar tombullaşmakta.

Ağaçlarda tek tük incir buluyorum hâlâ ama eski tatları yok. İncire tat veren yaz güneşidir, kış güneşi sadece olgunlaştırır. Yaşlılık gibi.  

Meyvelerinin ağırlığı guavaların dallarını sarkıtıyor. Ağacın altı guava dolu.

Tespih ağacının yaprakları sararıp düşerken harnıpların pekmez kokan çiçekleri açılıyor.

Ormanda, yaprakları yazın tozundan temizlenmiş çamlar su sarhoşu, içleri dışları gülüyor.

*

Her şey kendiliğinden oluyor. Sanki hiçbir çabayı gerektirmeden. Benim bir şey yapmama gerek yok. Dünyanın dönmesi için onu itmem gerekmiyor. Sonbahar, kış olması için üflemememi beklemiyor. Bulutları ne çağırabilirim, ne gönderebilirim. Topraktan her şey benim iradem dışında çıkıyor, otların yeşermesini veya sararmasını önleyemem, ne de guavaların tombullaşıp yere düşmelerini. Bir defa düştüler mi geri dallarına döndüremem de. Kozalaklar çıtırtılarla açılıp tohumlarını rüzgâra bıraktıklarında ancak seyredebilirim. Akşam yıldızının çıkması, ayın büyüyüp küçülmesi, denizin soğuyup ısınması gibi.

Her şey hareket hâlinde. Her an değişiyor, doğuyor, ölüyor, çoğalıyor, azalıyor, beliriyor, kayboluyor.

Her şey yapmaya tayin edildiği şeyi yapmakla meşgul, başka bir şey yapabilmesi mümkün değil.

Bunda bir ders var ama ne olduğunu kestiremiyorum.

 

 

 

ETİKETLER

yazdoğaçevre

Yazarın Diğer Yazıları

Biraccık çakistes yapacayım

Orhan Kabataş’ın, her Kıbrıslının evinde bulunması gereken Kıbrıs Türkçesinin Etimolojik Sözlüğü’ne göre, çakistes veya çakızdez “kırılmış zeytinin tuzlamasıyla yapılan bir tür zeytin turşusu”dur

Olgun meyve, ham meyve

Yere düşen ve çürümeye başlayan meyve size ölmüş gibi gelebilir, ama sağ ve sağlamdır. Yeni bir hayata başlamıştır. Kuşlar ve başka meyveci yaratıklar onları yiyecek ve tohumlarını ağacın gitmesi mümkün olmayan yerlere, hem de bir gübre topakçığı içinde, bırakacak

Kalan sağlar kimindir?

İnsanın genetik yapısında savaşmak yoktur. Bu, öğrenilen bir şeydir