08 Ağustos 2016

Nasıl bir silahlı kuvvetler?

Genelkurmay'ın baskı ve kontrolü üzerinden kalkmış kuvvet komutanlıkları arasındaki yıkıcı rekabeti Milli Savunma Bakanlığı yönetemez

Askerliğe dair her şeyin sonuna kadar tartışıldığı günlerden geçiyoruz. 

15 Temmuz’un üzerinden 22 gün, TSK’nın yapısını ve sivil-asker ilişkilerini kökünden değiştiren meşhur 669 numaralı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) üzerindense 7 gün geçti. Şöyle bir literatürü incelediğimizde askeri reformlara ilişkin 3-4 gazete köşe yazısı dışında dişe dokunur tek bir yazılı ürün yok. Ülkemizde onlarca düşünce kuruluşu, savunma-güvenlik alanında çalışan yüzlerce uzman ve akademisyen var, ama TSK’nın yapısı ve askeri reformlar konusunda akademik veya yarı-akademik henüz tek bir rapor veya çalışma yok. 
Bu durum bize şu eksikliği gösteriyor: Ne yazık ki savunma-güvenlik alanlarında sivil entelektüel kapasitemiz çok düşük. Bu eksiklikte maalesef  hâlâ bir ‘kara kutu’ olan, başta sivil akademi ve üniversiteler olmak üzere ‘sivil’ olan her şeye mesafeli ordumuzun payı büyük. Umarım 15 Temmuz belasından bir ders alarak askeri ve sivil entelektüel kapasitemizi daha iyiyi bulma adına eşgüdümlü ve entegre bir şekilde kullanabiliriz. Ben de bu yazımda ‘Nasıl bir askeri teşkilatlanma?’ konusunda bir fikir vermesi açısından önce gerekçelerimi sunmak, sonra kafamdaki modeli anlatmak isterim. Muradım, bu sayede bu hassas konuda apolitik ve teknik bir tartışma zemini yaratmak.

Nasıl bir silahlı kuvvetler? 

Bu soruya cevap verebilmek için önce geleceğin çatışma ortamını şekillendirecek olan mega trendleri sıralamak gerekiyor. Mega trendleri, tarihin akışı içinde sebepleri hemen görünür olmayan ve zamana yayılan, uzun vadede kalıcı sonuçlara yol açan küresel çapta etkili eğilimler olarak tanımlamak mümkün. Geleceğin çatışma ortamını etkileyen mega trendler:

Mekâna ilişkin mega trendler:

  • Giderek artan kentleşme. (Geleceğin çatışmaları kentlere kayıyor. Artık sivillerin içinde yaşadığı şehirler kompleks çatışma alanları olarak karşımıza çıkıyor),
     
  • Jeopolitik akışkanlık. (Devletler arasındaki siyasi sınırların anlamını yitirmesi ile insan, para, fikir/veri ve her türlü mal rahatça bir ülkeden diğerine geçebiliyor),
     
  • Artık denizaltı, kıyı, alçak irtifa kara arazisi, yüksek irtifa arazi, gökyüzü, uzay ve siber mekânın aynı anda ve bir arada kullanıldığı karmaşık bir çatışma mekânı bizi bekliyor,
     
  • İnsan güvenliği ve küresel güvenlik de ulusal güvenlik kadar önem kazanıyor. Bu nedenle iddiası olan her devletin ilgi alanı tüm yerküre olmak zorunda.

Savaşa ilişkin mega trendler:

  • Kara, Deniz, Hava, Özel kuvvetler unsurları ile sivil unsurların aynı anda ve bir arada kullanıldığı müşterek operasyon ihtiyacı,
     
  • Savaşı kazanma ihtiyacı kadar barışı da kazanma ve sürdürme ihtiyacı (artan barış sağlama ve barış destek operasyonları),
     
  • Stratejik/siyasi düzeyi (Hükümet-Genelkurmay)  taktik düzeye (bölük ve tabur) bağlayan operatif düzeyin (ordu-kolordu) giderek erimesi,
     
  • Taktik seviyenin artan önemi, tugay muadili kendi kendine yetebilen müşterek görev kuvvetlerinin esas operatif-taktik birlik olarak karşımıza çıkması,
     
  • Artan sivil-asker entegrasyonu ihtiyacı (Bu ihtiyaç bizi sivil-asker işbirliğinin ötesine geçmeye zorluyor. Artık harekât merkezlerinde çalışan siviller, cephede üniformalıların yanında işini yapan siviller çağı geldi),
     
  • Dikey sert-hiyerarşik yapılardan ziyade artan esnek yatay teşkilatlanma ihtiyacı (Bu ihtiyaç bizi karar alıcı makamla icracı makamın doğrudan birbirine temas etmesini gerektiriyor. Unutmayın şu anki yapıda karar alıcı Genelkurmay Başkanlığı ile icracı bir tugay arasında tam beş ara kademe var),
     
  • Çatışmaların/savaşların başlama/bitiş zamanlarının muğlaklaşması (Topyekûn savaş veya barıştan ziyade sürekli yaşanan düşük yoğunluklu çatışma hali),
  • Savaşlarda ulus-devlet tekelinin kırılması,
     
  • Giderek hızlanan tempo ve 7/24 harekâtı sürdürebilme ihtiyacı,
     
  • Sürekli yeni duruma adapte olabilen ve sahada inisiyatif alarak innovatif çözümler üretebilen birliklere duyulan ihtiyaç.

Teknolojiye ilişkin mega trendler:

  • Askeri teknoloji ve karar alma süreçlerinde yapay zekâ ve artan otonom robotik sistemlerin artışı,
     
  • Sürekli ARGE ihtiyacı ve ‘mühendis asker’ tipine duyulan ihtiyacın giderek artması.

Siyasi/Sosyal mega trendler:

  • Değişen birey-devlet ilişkileri (devlete bağı zayıflamış kolay ölebilen çılgın siviller çağındayız),
     
  • Yükselen etnik ve dini motivasyonlu küresel aşırılık,
  •  Sınır aşan organize suç örgütleri ve korsanlıkla mücadelenin artan önemi,
     
  • Medyanın artan etkisi ve algı yönetimi (Unutmayın artık algısal zafer sahadaki askeri zaferden çok daha önemli),
     
  • Küreselleşmenin, karşıtı yerelleşme ile tokuşmasından ortaya çıkan glocalization (defansif yerelleşme) ve  bunun sosyal/siyasal olgulara etkisi,
     
  • Sivil-asker ilişkilerinde ordu-toplum ilişkilerinin artan önemi, orduların daha çok toplumsal meşruiyet üretme zorunluluğu,
     
  • Hukukun artan önemi ve orduların daha çok hukuki meşruiyet üretme zorunluluğu,
     
  • Yumuşak görevler için arabulucu ve müzakereci ‘diplomat asker’ tipine duyulan ihtiyaç.
     

Üç asker tipi 

 

İşte yukarıdaki bu mega trendler gelecekteki çatışma ortamlarını şekillendiriyor. Aslında yukarıdaki trendler bize aynı anda üç asker tipine duyulan ihtiyacı dayatıyor. Bunlar;

  1. Savaşçı-tetik çekici sert asker tipi: Kinetik görevler için her an, ülke içinde veya dışında savaşa/çatışmaya hazır.
     
  2. Karargâhçı-planlayıcı tip: Muharebe destek sınıfları ile psikolojik harekât gibi yarı-kinetik veya sivil asker işbirliği (SAİ) gibi kinetik olmayan görevler için.
     
  3. Yumuşak asker tipi: Üniformalı askerler ve siviller tarafından yapılacak barış destek -diplomat asker tipi- operasyonları, askeri eğitim-danışmanlık, yüksek öğretim, ARGE -mühendis asker tipi-, konsept geliştirme, muharebe hizmet destek branşları için.
     

Geleceğin muharebe ortamı tetik çekici sert askerlerin, karargâhçıların, yumuşak tipteki askerlerin ve sivillerin hep beraber çalışacakları belirsizliği ve temposu yüksek, içinde sivilleri de barındıran yüksek adaptasyon ve innovasyon gerektiren karmaşık çatışma mekânları olacak.



Önerdiğim model, kuvvet komutanlıklarının kaldırılması 

 

Şimdi size yukarıdaki bilgiler ışığında kafamdaki modeli açıklayayım.

Ben olsaydım öncelikle kuvvet komutanlıklarını kaldırırdım. Çünkü öngörüm Genelkurmay Başkanlığı'nın baskı ve kontrolü üzerinden kalkmış kuvvet komutanlıkları arasında oluşmasını kesin gördüğüm yıkıcı rekabeti Milli Savunma Bakanlığı (MSB) yönetemez. Kara Kuvvetleri bir yandan geleneksel öncü rolünü ve personel oranı açısından (TSK’nın yaklaşık yüzde 65’i karacı) ağırlığını vurgulayarak kuvvetler arasındaki lider konumunu korumaya çalışacak, Hava Kuvvetleri kendisine orduyu uzaya taşıyacak güç vurgusu ile başat rol kapmaya çalışacak, Deniz Kuvvetleri ise dünyanın her yerinde bayrak gösterme söylemi ile müşterekliğin kendisinin üzerine inşa edilmesini isteyecek. Bu da yıkıcı rekabet ve çatışma demek.

Benim modelimde kuvvet komutanlıkları MSB içinde sadece birer tedarik, personel temin ve koordinatör ofisi işlevi görecek. MSB’ye bağlı sadece iki komutanlık olacak. Bunlar:

1. Kinetik Komutanlığı

Tüm savaşçı-tetik çekiciler bu komutanlık altında olacak. Bu komutanlık cari-operatif görevler ve askeri istihbarat ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumlu olacak. Başında bir karacı orgeneral olacak olan bu komutanlığın altında;     
             

            a. Batı Müşterek Komutanlığı (Ege’den sorumlu ve başında denizci bir oramiral olacak),

            b. Doğu Müşterek Komutanlığı (Doğu sınırlarından sorumlu ve başında bir karacı orgeneral olacak),

            c. Güney Müşterek Komutanlığı (Akdeniz’den sorumlu olacak ve başında denizci oramiral olacak),

            d. Kuzey Müşterek Komutanlığı (Karadeniz’den sorumlu ve başında havacı orgeneral olacak),

            e. Özel Operasyon Komutanlığı: Başında orgeneral olacak olan bu kuvvetin çatısı altında Türkiye’nin Özel Kuvvetler, SAT-SAS, Hava Kuvvetleri'nin MAK timleri ve EOD timleri, Kayseri ve Bolu Komando tugayları gibi seçkin birlikleri toplanacak. Bu komutanlık doğrudan yurt içinde ve dışında tüm özel harekât/operasyon ihtiyaçlarını tek elden karşılayacak.

            f. İç Güvenlik Komutanlığı: Terörle mücadeleden sorumlu olan ordu büyüklüğündeki bu komutanlığın birlikleri ile diğer müşterek komutanlıkların birlikleri birbirlerinden net olarak ayrılacak. Hiçbir müşterek komutanlığın özel hâller dışında terörle mücadele görevi olmayacak. Bu komutanlığın çatısı altına Güneydoğu’daki komando ve motorlu piyade tugayları toplanabilir.

2. Dönüşüm Komutanlığı

Temel görevi geleceğin muharebe ortamını öngörmek, konsept geliştirmek, stratejik planlama, tedarik, bütçeleme ve dönüşüm süreçlerini yönetmek, askeri eğitim sistemini yönetmek, TSK’nın adaptasyon ve innovasyon yeteneklerini geliştirmek, müşterek komutanlıklar için yetenek havuzları oluşturmak olan orgeneral komutasında bu komutanlığı içinde karacı, denizci ve havacılarla (müşterek) sivillerin entegre şekilde çalıştığı bir yardımcı askeri komutanlık olarak düşünmek uygun olur.

Dönüşüm Komutanlığı altında;

            a. Ulusal Savunma Üniversitesi: TSK’nın lisans ve yüksek lisans düzeyindeki tüm eğitim ihityaçlarını bu sivillere de açık müşterek yüksek eğitim kurumu karşılayacaktır. Rektörü sivil olan, komutanı olmayan, her zaman öğretim üyeleri arasında yüzde 65 sivil öğretim üyesi (bunun yüzde 15’i yabancı) , yüzde 35 asker öğretim üyesi  ALTIN ORANI’nı koruyan bu eğitim kurumu Dönüşüm Komutanlığı ihtiyaçlarına göre subay ve astsubay yetiştirecektir.           

            b. Stratejik Planlama Komutanlığı: TSK’nın ihtiyacı olan bütün alanlarda GELECEĞE dair tüm uzgörüler, planlamalar bu komutanlık çatısı altında yapılacaktır.

            c. Analiz ve Değerlendirme Komutanlığı: TSK’nın ihtiyacı olan GEÇMİŞE dair tüm analiz ve değerlendirmeler, birlik harbe hazırlık denetlemeleri ve değerlendirmeler bu komutanlık tarafından yapılacaktır.

            d. Konsept Geliştirme Komutanlığı: TSK’nın akademik/entelektüel bilgi üretme merkezi olacak olan bu komutanlık ordunun ihtiyacı olan her türlü akademik bilgiyi/projeyi yürüten veya hizmet alımı şeklinde dışarıdan alan bir enstitü şeklinde hem Türkçe, hem de diğer dillerde akademik üretim yapacaktır.

            e. Yarı-Kinetik Komutanlığı: Yurt dışına yönelik psikolojik harekât, sivil asker işbirliği, barış destek, dost ülke iç savunmasına yardım vb. yeteneklerin barındığı bir havuz olan bu komutanlık TSK’nın operasyonel olanlar hariç her türlü yurt dışı faaliyeti/eğitimi/tatbikatı için koordinatör makam olarak görev yapacaktır.

            f. ARGE Komutanlığı: Yüksek askeri teknoloji geliştirmek için üniversiteler ve savunma sanayisi ile daha sıkı işbirliği maksadıyla oluşturulan bu komutanlık TSK’nın teknik-mühendislik alt yapısını karşılar.

 

Ombudsmanlık makamı olarak Genelkurmay 

 

Kuvvet komutanlıklarının her türlü yetkisini Kinetik Komutanlığı altındaki müşterek komutanlıklara devrettiği bu modelde Genelkurmay Başkanlığı'na da şiddetle ihtiyaç var. Genelkurmay Başkanlığı doğrudan Yüce Meclis'e bağlı bir ombudsman (sorun çözücü- sürtünme önleyici-bilirkişi) makamı olarak sekretaryası ve departmanları ile hizmet verecek. Genelkurmay Başkanlığı'nın temel görevi;

 Kinetik Komutanlık altındaki operatif müşterek komutanlıkların kendi içindeki,

  • Kinetik ve dönüşüm komutanlıkları arasındaki,
     
  • Bu komutanlıkların MSB ile arasındaki,      
     
  • Siyaset kurumunun ve sivil toplumun askerle arasındaki olası sorunlarda taraflardan birinin talebi veya gördüğü lüzum üzerine bilirkişi-sorun giderme makamı olarak görev yapacaktır. 


Genelkurmay Başkanlığı talep üzerine kendisine gelen veya gördüğü lüzum üzerine müdahil olduğu TSK içindeki her türlü sorunun son karar mercii olacaktır. Bunun yanında Genelkurmay Başkanlığı bir denetleme kurumu olarak operasyonel tüm görevlerdeki performansı ölçecek, TSK’nın muharebe gücü ve etkinliğinin korunmasından birinci derecede sorumlu makam olacaktır. 

Yine Genelkurmay Başkanlığı yürütme (hükümet ve Cumhurbaşkanlığı) ile yasama (Meclis Genel Kurulu ve ilgili Meclis komisyonları) arasındaki kendi alanına giren sorun ve sürtüşmelerde ombudsman (bilirkişi) rolünü koruyacaktır. Bu nedenle her ne kadar yüce Meclis'e (veya Cumhurbaşkanlığı'na) bağlı olsa da Genelkurmay Başkanı'nın görev süresi boyunca milletvekili dokunulmazlığına benzer bir ‘makam dokunulmazlığı’ olacaktır. Genelkurmay Başkanı, seçildikten sonra görevden alınamaz. Yine Genelkurmay Başkanlığı'nın Meclis'i ve kamuoyunu zamanında, eksiksiz ve doğru bilgilendirme sorumluluğu da olacaktır. Genelkurmay Başkanlığı bu sorumluluğu ya periyodik yayımladığı raporlar ya da ihtiyaç hâlinde yapılacak basın toplantıları ile yerine getirebilir. Kamuoyu Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen her türlü bilginin, apolitik, kesin doğru ve tamamen teknik bilgiler olduğundan emin olur.

Kısaca Genelkurmay Başkanlığı, aslında yürütme (Cumhurbaşkanlığı ve hükümet), yasama ve sivil toplum arasındaki dengeyi gözeterek TSK’nın demokratik ve sivil kontrolü, ordunun etkinliği ve verimliliği, toplumsal meşruiyet, hukuki meşruiyet, TSK’nın uluslararası itibarı ve caydırıcılığı kriterleri ışığında dengeli, sağlıklı ve güçlü işlemesinden sorumlu temel bilirkişi-koordinatör makamıdır.

Kısaca teklifim MSB çatısı altında iki komutanlık (cari-operatif görevlere odaklanacak tetik çekicilerden müteşekkil bir Kinetik Komutanlığı ile planlama/konsept geliştirme, eğitim, dönüşüm ve ARGE’den sorumlu bir Dönüşüm Komutanlığı) ve TSK ile her türlü sorunda ombudsman-bilirkişi-sorun çözücü görevi olan Genelkurmay Başkanlığı modeli.

İlerideki yazılarımda bu modeli daha da açmak dileği ile...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye'nin Suriye grand stratejisi ne olmalı?

Suriye'den korunmak için mi yoksa Suriye'de kazanmak için mi Suriye'de bulunuyoruz?

Robot çağı jeopolitiği ve robotik askeri devrim

Modern dünya ordularının ve savunma sanayilerinin ‘teknoloji manyaklığı’nı ehlileştirmek için elimizde üç silah var: Siyaset, hukuk ve moral/etik

Suriye kuzeyinin PKK’nın dönüşümüne etkisi

YPG ile silahlı çatışmanın doğasının ve karakteristikleri, kesinlikle bundan önceki PKK ile gerçekleşenlere benzemeyecek