09 Şubat 2020

Kereviz salatası ve dehşetin elastik sınırları!

Türkiye'de gece yatağa "Artık hiçbir şeye şaşırmam!" diye girip ertesi sabah daha da garip olaylara uyanıyoruz

5 Şubat Çarşamba, 2020... Son derece sade ve rutin hayatıma bir heyecan katmak üzere uyanıyorum. Çünkü uzun süre sonra kereviz salatası yapmayı planlıyorum! Ama önce bilgisayarı açmak ve memlekette ne olup bittiğine bakmak gerekiyor. Ekşi Sözlük'te birinci gündem maddesi olarak Merve Taşkın'a rastlıyorum. Bu kadar popüler olduğuna göre kimdir, hangi dizide oynamıştır; meraklanıyorum! Linki tıkladığımda karşıma Uludağ'da "kardan penis" yapan ve sonra eserine sevgiyle sarılan bir genç kız çıkıyor. Kendisinin daha önce yıldız futbolcuların Instagram mesajlarını "ifşa ederek" ün kazandığını öğreniyorum. Böyle eşsiz bir bilgi edindiğim için kendimi bir Steinbeck, bir Orhan Pamuk gibi hissederek mutfağa gidiyorum. Taptaze kerevizlerim buzdolabında beni bekliyor!

Ölen ölür, kalan TOKİ konutları bizimdir!

İyi bir kereviz salatası yapmak için öncelikle bitkinin kök kısmını dikkatlice soymak gerekiyor. Bunun için ince bir bıçak kullanmalıyız ki kerevizin yarısı kabukla birlikte zayi olmasın. Elimizdeki değerli bir sebze sonuçta... Soyma işleminin ardından çayımı alıp bilgisayarın başına dönüyorum. Bir de ne göreyim... Van'ın Bahçesaray ilçesinde bir minibüsün üstüne çığ düşmüş, beş kişi yaşamını yitirmiş. Bundan kötüsü ne olabilir derken onları kurtarmaya giden ekibin üstüne de çığ düşüyor ve ölü sayısı bir anda 40'ı geçiyor! Arama çalışmalarını izlerken canlı yayın pat diye kesiliyor ve ekrana Cumhurbaşkanı'nın Kırıkkale mitingi gelmeye başlıyor. Erdoğan, geçen hafta depremde evi yıkılanlara "şehir hastaneleri"nde ne kadar güzel bakıldığını anlatıyor. Bu sırada çığ faciasında ölenlere rahmet diledikten sonra "Kardeşlerim! TOKİ vasıtasıyla 4794 konut inşa ettik!" diyor. Miting alanı sevinç içinde... Ben de aynı coşkuyla mutfağa dönüyorum!

Çukura düşmek uçağın fıtratında var

İyi bir kereviz salatası yapmak için rende makinesi kullanmakta büyük yarar var zira iptidai rendeye en ufak bir dikkatsizlik sonucu parmağımızı kaptırabiliriz. Bedenimiz değerli sonuçta.

İncecik, mis kokulu ve pişmeye hazır kerevizleri bir tabağa alıp tekrar bilgisayarı kontrol ediyorum. O da nesi?!.. Sabiha Gökçen Havalimanı'na inen bir uçak, baton pasta gibi üçe ayrılmış! Nasıl olabilir bu diye haberlere bakıyorum. Uçağın iniş esnasında "kuyruk rüzgârı" aldığından bahsediliyor ama pistten çıkınca neden çukura (!) düştüğü ve o çukurun oraya kendi kendine nasıl geldiği pek anlaşılamıyor. Yaralılar kan revan içinde oradan oraya koşturuyorlar. Yetmezmiş gibi, kazaya müdahale için giden beş özel harekat polisi de yolda kaza yapıyor! Bu son olay hafif yaralarla atlatılıyor atlatılmasına... Ama insan şaşırıyor haliyle... TOKİ konutlarını hayal ederek bu şaşkınlığın da üstesinden geliyorum. 

Ve sıra, günün bomba haberinde!

İyi bir kereviz salatası yapmak için kerevizleri kaliteli bir yoğurtla buluşturmak gerek çünkü bir besinin lezzeti kadar sağlıklı olması da önemli sonuçta.

Kerevizleri bol zeytinyağında şöyle bir öldürürken cep telefonumdan Twitter'a bakıyorum. Sedat Peker'in üniversite tahsilini tamamlamak için Karadağ'a gittiğini, daha önce içki ve domuz etini helal kılan "mesih" Hasan Mezarcı'nın şimdi kurban ibadetini farz olmaktan çıkardığını, AKP'li bir bürokratın yıkılmak üzere olan kamu binasına "şahsı" için 12 bin liralık tuvalet yaptırdığını ve bu önemli gelişmeler yaşanırken Erzincan'da tinerle temizlik yapan iki arkadaşın sigara yakmak suretiyle alev aldığını okuyorum. Ama asıl bomba haber tam karşımda beliriyor! Tavadaki kerevizler "Biz piştik, kapat altımızı!" diye bas bas bağırıyor!

Heyecan mı istersiniz huzur mu?

Schopenhauer "huzur" kavramını kapı çalması örneği üzerinden ele alır. Alman filozofa göre çocukken ya da gençken kapı çaldığında heyecan duyarız. Zira belki umulmadık bir misafir, sürpriz bir haber gelecek; yaşamımıza bambaşka bir enerji, farklı bir renk katacaktır. Oysa yaşlandıkça zil sesinden rahatsız olmaya başlarız. Çünkü kapının ardındaki "şey"in dört duvar arasında güç bela tesis ettiğimiz huzuru bozacağını biliriz.

Bu anlamda Türkiye, her gün yükselen dehşet, travma ve şok eşiğiyle çok dinamik belki... Ama huzurla yaşlanmak için hiç de ideal bir ülkeye benzemiyor. Her olaydan sonra "Artık hiçbir şeye şaşırmam" diye yatağa giriyor, sabah daha da garip olaylara uyanıyoruz. 

İtikadınca bazıları, yaşananları "tanrının takdiri" olarak görüp kabulleniyor; kimileri 2020'de rakamsal bir "uğursuzluk" arıyor. Ve siyasetçiler bu "kaderciliğimiz"den güç alıp bizimle alenen alay ediyor.

Bense akşam yemeğini hafif bir kereviz salatasıyla geçiştirip "huzurlu" bir uykuya dalıyorum. 11 Eylül saldırılarını TV'de canlı izledikten birkaç saat sonra, Ali Sami Yen Stadı'nda Galatasaray - Lazio maçına gitmiş bir kuşağız neticede!.. Hem yaşadığım yer gayet ıssız olduğu için kapımın kolay kolay çalmayacağını biliyorum. Gene de ne olur ne olmaz. Telefonumu "sessize" alıyorum!

Yazarın Diğer Yazıları

İlk taşı en dürüst olanımız atsın!

'Karşı cenah'tan birini ahlaki açıdan 'tutarsız' diye linç etmek kolay ama ya biz 'öteki'ler ne kadar samimi, ne kadar güveniliriz?

Depremden cennete, laiklikten cinnete...

Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman kelimenin tam anlamıyla "laik" olamadı. Ama siyasette dinin bugünkü kadar içi boş ve pervasız kullanıldığı bir döneme de rastlanmadı

Mütevazı 'kral'lar ve 'istenmeyen adam'lar...

Martin Linnes vefakârlığı ve iş ahlakıyla Galatasaray efsanesine dönüşürken 'öz evlat' Arda Turan'ın düştüğü 'persona non grata' durumu her sporcu için ibretlik...