08 Eylül 2019

Belçika'da evlenmenin 'şiddet'li hazzı!..

Avrupa'daki konvoylu ve silahlı düğünler, dördüncü kuşak "gurbetçiler"de "yerli ve milli"liğin devam ettiğini bize gösteriyor

İlk haber Hollanda'dan geldi. Rotterdam'da "düğün konvoyu" oluşturan Türkler, polis tarafından durdurulmuş ve konvoyculardan biri, polise saldırmıştı. Sonuç, damat dahil üç kişinin gözaltına alınmasıydı! Ve Hollanda'da sosyal medyanın gündemi "Kornacı Türkler" etiketi olacaktı.

Birkaç gün sonra başka bir video çıkacaktı karşımıza... Bu kez mekân Belçika'ydı. Sokak ortasında davul-zurna çalınıyor ve bir grup insan "düğün konvoyu"na hazırlanıyordu. Derken hızını alamayan birkaç kişi, tabancayla havaya ateş açıyordu! Sadece o bölgede yaşayanlar değil, videoyu izleyen Belçikalılar da şoke olmuşlardı. Şimdi tartışılan, Avrupa'da böyle "gelenek"lere yer olup olmadığıydı.

Amaç: Kötü ruhları kovalamak...

Düğünlerde silahla kutlama yapmanın Anadolu'da çok eskiden beri var olduğu bir gerçek. Üstelik sadece Türklere özgü değil; Kürtlerden Lazlara, Trakya'dan Ege'ye uzanan, çok yaygın bir adetti bu. Kimi yörede patlayan silah, gelinin bakire çıktığını tüm köye "müjdeleme" gibi simgesel bir anlam kazanırken; kimi yerlerde basit bir coşku ifadesi olarak karşımıza çıkıyordu. "Türk Gelininin Mitolojik Göçü" adlı araştırmasında konuyu inceleyen Doç. Dr. Pervin Ergun ise bu geleneğin çok eski Türk boylarından günümüze geldiğini aktarıyordu. Ergun'a göre Türkler, "kötü ruhları kovma ve Tanrı'dan kut (mutluluk, bereket) dileme" amacıyla göğe ok atıyorlardı. Oysa bugün Belçika'da havaya ateş edenlerin Heinrich Himmler ya da Martin Bormann gibi Nazi ruhlarını kovalamadıkları ortadaydı! Bu durumda "eril tahakküm"ü temsil eden böylesi "kırsal" bir geleneğin 2019 Avrupa'sında yarattığı şoku yadırgamamak gerekiyordu. Halbuki biz bile Türkiye'den bakmamıza rağmen, bu dördüncü kuşak "gurbetçi" manzaralarına şaşırıyorduk!

40 metrekare Almanya'da "aşk"...

Aslında şaşıracak bir şey yoktu. Sadece "gurbetçiler" üzerine yapılan filmler bile oradaki muhafazakârlığın fotoğrafını sunuyordu görmek isteyenlere... Hülya Avşar'ın mastürbasyon sahnesiyle akıllarda kalan Sinan Çetin'in 1993 yapımı "Berlin in Berlin"i örneğin; Almanya'da "namus", "kan davası" ve kadının eve kapatılması gibi temaları soğukkanlılıkla işliyordu. Tevfik Başer'in 1986 yapımı "40 Metrekare Almanya"sında ise "gurbet"te kadının yerini çok daha net görüyorduk. Türkiye'de yaşayan Turna (Özay Fecht), günün birinde gurbetteki kocası Dursun (Yaman Okay) tarafından Almanya'ya "aldırılacak"tı. Yabancı bir memlekette, tek kelime Almanca bilmeyen Turna, bir de üstüne eşinin evden çıkarken kapıyı üstüne kilitlediğini fark edecekti. Böylece Turna'nın maddi - manevi tacize uğrayacağı, "40 Metrekare Almanya" günleri başlıyordu. "Eril tahakküm", bu kez "aşk" adı altında karşımıza çıkıyordu.

Çok eskiye gitmeye de gerek yoktu aslında... Fatih Akın'ın filmleri biraz izlendiğinde, Almanya'da genelev müdavimi hacı-hocaları, ailesinden dayak yiyen genç kızları rahatlıkla görebiliyorduk.

'Cemaat' olarak kalmakta ısrar edince...

Gerçek acıydı. Kuşaklar değişiyor, pasaport ve uyruklar değişiyor, "eril tahakküm" ve kırsal değerler değişmiyordu. Tönnies'in cemaat (Gemeinschaft) - cemiyet (Gesellschaft) ayrımından bakıldığında; "gurbetçiler"in bulundukları topluma (cemiyet) adapte olmaktan ısrarla kaçtıkları, kendi içlerinde kapalı bir yapıyı (cemaat) sürdürdükleri görülüyordu. Herhangi bir "Türk mahallesi"ne girmek yeterdi buna tanık olmak için. Adım başı karşımıza kuyumcu (beşibiryerde ve yastıkaltı geleneği!), çiğ köfteci (bulgur sevdası!) ve pastanenin (misafirliğe eli boş gidilmez!) çıkması bize kapalılığın boyutunu gösteriyordu. O kadar ki, "Türk bakkalları"nda Türkiye'den gelen pet şişe içme suyu bile satılıyordu.

'Eril tahakküm' evin dışına taştı

Zülfü Livaneli, Sabah Gazetesi'ndeki 28 Ocak 1990 tarihli makalesinde "gurbetçiler"in Avrupa'da yarattığı "karısını - kızını döven, geleneksel" imajından yakınırken, üçüncü kuşağa umutla bakıyordu. Aradan geçen neredeyse 30 yılın sonunda artık yurt dışında kalıcılaşıp "gurbetçi" olmaktan çıkan dördüncü kuşak, elde ettiği güçle "eril tahakküm"ü sokağa, otoyollara taşıyor, konvoylarla yol kapatıp havaya ateş açıyor.  

Ve "Cumhur İttifakı" Almanya'da yüzde 65, Hollanda'da yüzde 74, Belçika'da yüzde 75 oy alırken ters istikamette; Avrupalılar arasında "göçmen düşmanlığı" körükleniyor, popülist sağ partiler yükseliyor.

"Öteki"ne biraz olsun yakınlaşmadıkça, asgari de olsa saygı duymadıkça, sadece yeni milliyetçilik tohumları ekiliyor. Ve "eril ego"lar şiddetten beslenirken olan; Sibel'lere, Dilber'lere, Turna'lara oluyor.

TIKLAYIN - Hollanda'da düğün konvoyunda polis dövüldü, 'Kornacı Türkler' tartışması alevlendi


Ehrenfeld'deki bir düğün mağazasının vitrininden anlaşılması güç (!) bir kare...

Yazarın Diğer Yazıları

Sanal kimlikler ve 'Galatasaraylı' Fenerbahçeliler

Henüz pembe kar yağmadı ama Galatasaray Lisesi'ne Fenerbahçeli müdür atandı! Bakalım yeni milenyumda daha neler göreceğiz?!.

Gece metrosuyla 'karanlık'tan şafağa...

O kadar hasret kalmışız ki adil bir ülkeye, Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'da "24 saat ulaşım" kararı bile bize büyük bir umut ışığı olabiliyor

Yorgo'nun bira dolu hayalleri, Bekir Pakdemirli'nin gerçekleri...


Selanik üçüncü kez bir bira festivaline ev sahipliği yaparken biz, içki kültürünü yok etmek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz