03 Mart 2014

Ve Oscar’ı Kazanan…

Ödül töreni bir halkla ilişkiler etkinliğidir. Kurumunuzu tanıtmak istiyorsanız bir şekilde kurumunuz değerleriyle bağdaşan/bağdaşmayan ancak gündemde yer alan kişilere, olaylara, kurumlara ödül vererek kurumunuzun gündemde yer almasını sağlarsınız.

Ödül töreni bir halkla ilişkiler etkinliğidir. Kurumunuzu tanıtmak istiyorsanız bir şekilde kurumunuz değerleriyle bağdaşan/bağdaşmayan ancak gündemde yer alan kişilere, olaylara, kurumlara ödül vererek kurumunuzun gündemde yer almasını sağlarsınız. Gündemde yer alan sanatçıların, politikacıların sık sık ödül törenlerinde bu kurumları haberlere taşıdığını görürüz. Hatta haber bülteni sunucusuna ödül vererek hedefinizi on ikiden vurmanız dahi olasıdır.

Kurumsal olarak tanınmak gibi bir amaç gütmüyor fakat sizi var eden sektörü, ülkeyi farklı bir şekilde gündeme taşımak istiyorsanız ödül verdiğiniz kişiler, olaylar, kurumlar dikkat çekici olacaktır. Akademi gerçekleştirdiği ödül töreni ve verdiği Oscar ödülleriyle de bu amacı 1920’li yılların sonundan günümüze kadar başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. 1929 Ekonomik Krizi’nin yaşandığı zamanlarda insanların tasarrufa giderek “lüks” ihtiyaçlarından vazgeçmesi doğal olarak sinema sektörünü de etkiler. Hollywood sinema sektörü çalışanları tarafından 11 Mayıs 1927 tarihinde kurulan The Academy of Motion Picture Arts and Sciences (AMPAS) veya kısaca Akademi tarafından verilen Oscar ödülleri sanatçıların ve eserlerin hayatlarında önemli bir mihenk taşı olarak dikkat çeker. Katherine Hepburn en iyi kadın oyuncu alanında kazandığı dört ödülle  hafızalardaki yerini korurken, Meryl Streep on iki  adaylıkla hâlâ  en iyi oyunculardan biri olarak dikkat çekiyor, saygı görüyor. Ben-Hur (1959), Titanic (1997) ve The Lord of the Rings: The Return of the King (2003) filmleri, aday gösterildikleri  11 dalda ödül kazanarak seçkin bir yere sahip olmayı başardılar.

86. Akademi Ödül Töreni Pazartesi gününün (3 Mart 2014)  ilk saatlerinde yapıldı. Akademi’ye teşekkür ederken göz yaşlarını tutamayanlar , sözlerini tamamlayamayıp müziğin başlamasıyla sahneden ayrılanlar, kaybettikleri anda kazananı alkışlamaya başlayanlar... Canlı bir tiyatro sahnesidir ödül törenleri.  Bir yandan gösterişli kıyafetleri içinde samimi davranan insanları izlerken, müziklerle ayrı bir hayal dünyasında olduğunuzu hissedersiniz. Michael Moore gibi gerçekleri yüzünüze çarpan biri olmadığı sürece – ki ıslıklar, alkışlar ve müzikle kısa sürede sözleri kesilir- rüya kabusa dönmeden gece sona erer. Gönlümüzün adaylarından kazananlarla beraber seviniriz, kaybedenlerle birlikte  üzülürüz. Hakkında bir fikrimizin olmadığı, henüz izlemediğimiz filmler dikkatimizi çeker. “İlk fırsatta izlerim” diyerek ekranın başından ayrılırız.

Oscar’lar sık sık konu hakkında yazanların çizenlerin vurguladığı üzere bir pazarlama stratejisidir. Hollywood olarak bildiğimiz Amerikan Film Sektörü’nün gelişmesi için bir “ara gaz”dır ve işlevini oldukça doğru bir şekilde gerçekleştirir. Geçmiş senelerde favorim olan, hâlâ  hafızamdan  silemediğim birçok  film bu ödül töreni içerisinde yer almadı veya ödül kazanamadı fakat belki sizin de yaşamınızdan teğet geçmiştir diyerek yeniden onları anmak istiyorum.

1936 yapımı Modern Zamanlar, Charlie Chaplin’in dehasını konuşturduğu filmlerden biri olarak aradan 78 sene geçmiş olmasına rağmen  zihinlerde yerini koruyan bir modern zaman eleştirisi. Film, 1929 Ekonomik Bunalımı sonrasında ve II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinden hemen önce gösterime girerek sanatçının kaygılarını dile getirmiş fakat araba lastiğinin patlamasıyla şarampole devrilirken tıpkı Akademi üyeleri gibi kendisini o sıralarda dikkate alan olmamış.

1984 yapımı Bir Zamanlar Amerika, Sergio Leone’nin yönetmenliğinde bir sinema şölenidir. 229 dakika gibi günümüzde sabrımızı bir hayli zorlayacak uzunluktaki filmde 1930’ların Amerikası zihnimizde dans eder. Robert De Niro, Jennifer Connelly gibi Oscar almış oyuncuların oynadığı bu film ne yazık ki akademi ödüllerinden nasibini alamamış.

1994 yapımı Esaretin Bedeli, IMDB’nin zirvesinde gösterime girmesinden 20 yıl sonra hâlâ  tahtta oturuyor. Stephen King’in hikayesinden uyarlanan senaryosu ve Tim Robbins ile Morgan Freeman’ın muhteşem oyunculuğuyla taçlanan bu film, yedi dalda Oscar’a aday olmasına rağmen yine ödül kazanamayan filmler listesinde.

2007 yapımı Dünyalı – The Man From The Earth – Oscar adaylığı kazanamayan öte yandan bildiğimizin  ötesinde farklı bir tarih kurgusuna göz kırpan ve zekice yazılmış senaryosuyla, zihinde oluşturduğu soru işaretleriyle yine “Akademi”nin göz ardı ettiği filmlerden biri olarak arşivleri süslüyor.

Oscar’lar aynı zamanda ABD’nin günah çıkarttığı ve kendisini aklamak için vicdanını sergilediği bir sahne olarak da dikkat çekici. “Kurtlarla Dans” ile Kızılderililer, “Schindler’in Listesi” ile Yahudiler, “Milyoner” ile Hintliler, “Akıl Oyunları” ile John Nash, “Yağmur Adam” ile otistikler, “Müfreze” ile Vietnam’a ölüme gönderilen askerler şeklinde bu listeyi uzatabilmek mümkün. Muhtemelen 86. Kez dağıtılan Oscarlar ile ABD bu sefer İç Savaş zamanlarına dönerek köle olarak çalıştırılan Afrikalılardan bir kez daha özür dileyerek vicdanını temizleyecek.

 Oscar denince aklıma  gelen ilk film seri filmlerden Baba (The Godfather) . Corleone ailesinin üyelerinden Al Pacino bir kiliseye gider ve papazla  kilisenin bahçesinde dolaşırken şu sözleri sarf eder: “Pişman değilsem günah çıkarmanın ne anlamı var ?”.

İyi haftalar, iyi seyirler.  

Yazarın Diğer Yazıları

Banksy İstanbul’da! Yani?

Evet, Banksy İstanbul'a geldi ve kendisi eserlerinin ücret karşılığında sergilenmesine karşı olsa da sergiyi gezmek ücretli

2015’te Google’da ne aradık, gerçekte ne kaybettik?

Hem gerçek sorunları tespiti hem de sorunlara çözümler geliştirilmesiyle ilgili hem bireysel hem de toplumsal olarak sıkıntılar yaşadığımız aşikar. Belki de bunun sebebini sorgulamamız gerekiyor…

Star Wars VII: Doğru! Hem de hepsi…

Star Wars VII’de eski karakterlerle özlemimizi giderirken bir yandan yeni kuşağın yeni hedef kitlelerin kucaklandığı görülüyor