24 Haziran 2021

Kendi medyası 'Başkan' diyor, 'Türkiye Cumhuriyeti Başkanı' demiyor; neden?

Sabah, A Haber, ATV, Takvim'in yer aldığı medya grubundan söz ediyorum. Onlar 'başkan' diyor. Sunucuları da, habercileri de yazarları da. Cumhurbaşkanı demiyorlar. Talimatla mı 'Başkan Erdoğan' diyorlar yoksa içlerinden mi 'başkan' demek geliyor bilemedim

Üç yıl önce bugün sandık başına gittik yeni rejimin ilk başkanını seçtik. Rejimin adı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi seçilen kişiye de Cumhurbaşkanı deniliyor ama bu göstermelik.

Halk ürkmesin diye bulunan formül.

Üç yıl önce bugün resmen 'başkan' seçtik.

Zaten Saray'ın mı desem, Saray'a en yakın mı tabirini kullansam karar veremedim. Ama Saray'ın sesi olduğu belli. Sabah, A Haber, ATV, Takvim'in yer aldığı medya grubundan söz ediyorum. Onlar 'başkan' diyor. Sunucuları da, habercileri de yazarları da. Cumhurbaşkanı demiyorlar. Talimatla mı 'Başkan Erdoğan' diyorlar yoksa içlerinden mi 'başkan' demek geliyor bilemedim.

Erdoğan gerçekten başkan ama kurdukları rejim kitaplarda tarif edilen başkanlık sisteminden farklı. Türk usulü.

Türk usulünün ne demek olduğunu yaşayarak gördük.

Kör topal olan kuvvetler ayrılığı tamamen ortadan kalktı, kuvvetler birliğine dönüştü. Ülkede tek karar verici var. Her şey bir kişinin iki dudağı arasında.

Afganistan'a asker göndermekten Yalıkavak'ta denize sıfır arazinin imara açılmasına kadar; aklınıza ne gelirse. Hangi fakülte açılmasından, müzik yasağına, ders kitaplarında hangi konuların okutulacağından, faiz oranlarının belirlenmesine kadar…

Türkiye üç yıldır böyle yönetiliyor.

Memnun musunuz?

Evet mi hayır mı?  

Şöyle iki üç dakika düşünün, son üç yılda yaşananları gözünüzün önünden geçirin, 'eski Türkiye' dedikleri Türkiye'yi terazinin bir kefesine koyun, 'yeni Türkiye' dedikleri Türkiye'yi terazinin öteki kefesine.

Hangisi ağır basıyor?

İnsanlarla konuşuyorum, iktidarın işadamlarının, iktidarın bürokratlarının (özellikle çift maaş alanlar), iktidarın diplomatlarının (gerçi onlara diplomat demek doğru değil), iktidarın rektörlerinin, dekanlarının, akademisyenlerinin (akademisyen demem de yanlış oldu galiba), iktidarın gazetecilerinin, iktidarın trollerinin dışında 'memnunum' diyene rastlamadım.

Açıkçası ben de memnun değilim.

Nasıl memnun olabilirim ki; ülke her konuda dibe vurdu. Soygun düzenin farkındaydık ama meğerse işin içinde mafya düzeni de varmış. El birliğiyle oraya buraya kendi tabirleriyle çökmüşler, soyup soğana çevirmişler.

Nasıl memnun olabilirim ki; ülkenin en değerli tesisleri (Tank Palet Fabrikası gibi) yabancılara peşkeş çekilmiş. İhale düzeni ortadan kaldırılmış, yandaş müteahhitler cenneti yaratılmış. Üç milyar dolara mal olan köprülere 13 milyar dolar ödenecekmiş.

Nasıl memnun olabilirim ki; Bir inat uğruna (faiz inerse enflasyonda iner tezini ispatlamak için) Merkez Bankası'nın rezervleri boşaltıldı. 128 milyar dolar el altından satıldı. Merkez Bankası'nın ihtiyat akçesine yani kara gün parasına siyasetçiler el koydu. Yediler, bitirdiler.

Nasıl memnun olabilirim ki; 2018 yılında 'başkanlık rejimine' ayak bastığımızda dolar 4 lira 73 kuruştu şimdi 8 lira 73 kuruş.

Nasıl memnun olabilirim ki; enflasyon yüzde 12'de şimdi yüzde 20'nin üzerinde (resmi rakama bakmayın) işsizlik yüzde 10'lardaydı yüzde 25'e vurdu.

Nasıl memnun olabilirim ki; yargı Saray'ın emrine girdi. Siyaset isterse polisi/savcısı/hakimi anında devreye giriyor. Saray'dan talimat gelmeden adım atılmıyor. Yargı hukuka göre değil, Saray'ı tercihlerine göre davranıyor. İdeolojik bakıyor. Rüşvet iddiaları ortalığı kasıp kavuruyor, ses kayıtları yayınlanıyor bir tek savcı bile ne oluyor demiyor!

Nasıl memnun olabilirim ki; ne sivil toplum bırakıldı ne de itiraz etme, tepki gösterme, protesto etme hakkı. Toplanma özgürlüğü bile kalmadı.

Nasıl memnun olabilirim ki; dış politikamız iflas etti. Azerbaycan'ın dışında dostumuz dediğimiz tek ülke kalmadı. Pardon belki Venezüella da vardır! Suriye'de batağa saplandık. Cihatçılar üzerimize kaldı. Anlı şanlı gözetleme noktalarından ses seda yok. Rusya askerlerimizi vurdu ağzımızı açamadık.

Nasıl memnun olabilirim ki; iktidar mensupları içerde de dışarda da sürekli düşman yaratma peşinde. İçeride kutuplaşmanın gazına basıldı. İnsanlar 'bizden' ve 'bizden olmayanlar' diye ayrıştırıldı.

Listeyi uzatmaya gerek yok. Başkanlık sisteminin yarattığı Türkiye'nin fotoğrafı bu.

Sabah/ATV grubu Cumhurbaşkanı Erdoğan demiyor, Başkan Erdoğan diyor ya, doğru yapıyor.

Dikkat ettiniz mi; sadece Başkan diyorlar. Türkiye Cumhuriyeti Başkanı demiyorlar.

Neden mi Türkiye Cumhuriyeti Başkanı demeyip sadece Başkan diyorlar?

Çünkü… Onlar da durumun farkında. Erdoğan Anayasa değişikliğiyle başkan oldu.

Ama AKP'nin başkanı oldu.

Üç yıldır Cumhurbaşkanı gibi değil, AKP Başkanı gibi ülkeyi yönetiyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Tunus’taki sivil darbeyse bizdeki neydi?

Beş yıl sonra soruyorum; Davutoğlu neden gitti, niçin gitti?

Yenince tarih yazıyoruz, yenilince ne oluyor?

Türkiye’nin bir başarı öyküsüne ihtiyacı var. Son yıllarda üst üste gelen ekonomik, sosyal, siyasal yıkımlar, başarısızlıklar yılgınlık yarattı. İktidarın körüklediği kutuplaşma toplumu karnıyarık gibi böldü.

Başka çare var mı? Var diyen söylesin!

Çare seçimle önce rejimi/sistemi eski haline getirmek. Sonra ortak akılla gerekli restorasyonları yapmak