31 Mayıs 2012

Akıl ve bilim mi, din ve değerler mi?

Başbakan Erdoğan’ın en önemli yeteneklerinden birinin gündem değiştirmek olduğunu düşünüyorum...

Başbakan Erdoğan’ın en önemli yeteneklerinden birinin gündem değiştirmek olduğunu düşünüyorum. Kendisinin ortaya attığı ilgili ilgisiz her konuyu, medya ve kamuoyu günlerce tartışıyor.

Düşünürseniz geçen hafta bugünlerde Uludere’de katledilen vatandaşları ve olayın üzerinden beş ay geçmiş olmasına rağmen sorumluların hâlâ yargı önüne çıkarılmamış olmasını tartışıyorduk. Sonrasında nasıl olduysa bir anda Uludere tartışmalarının yerini, konuyla ne ilgisi olduğu pek de anlaşılamayan bir kürtaj tartışması alıverdi ve kürtajın yasaklanması gündeme geldi. 21. yüzyıl Türkiye’sinde sağlıklı doğum kontrol yöntemleri, cinselliğin yeni nesillere bilimsel şekilde öğretilip hurafelere inanan gençler yetiştirilmemesi, kadın ve erkeklerin bedenlerinin kendi tasarruflarında olduğu fikrinin aşılanması yerine kürtajın yasaklanmasının tartışılıyor olması bile zaten yeteri kadar büyük bir akıl tutulmasıyken, Uludere’de olanların hesabını veremeyen hükümetin bu kadar kaba bir manevrayla gündemi değiştirip kürtaj konusundan medet umması da bir o kadar vahimdir kanımca.

Kürtaj konusunda aslında tartışacak bir şey yok aslında. Altında Türkiye’nin de imzası olan uluslararası sözleşmeler konuyu son derece net bir şekilde ortaya koyuyor. BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin Erkek ve Kadınların Eşit Haklara Sahip Olması (Madde 3)’e dair yaptığı 2000 tarih ve 28 no.lu Genel Yorumda İnsan Hakları Komitesi, 9. Maddede “(…)Kadınların, yasalara, sözleşmelere, yönetmeliklere veya teamüllere göre tanınmış olan ya da var olan temel insan haklarından yararlanmaları, bu Sözleşme’nin bu gibi hakları tanımadığı ya da daha sınırlı olarak tanıdığı gerekçesiyle sınırlanamaz ve engellenemez”,10. Maddede “sözleşmeye Taraf Devletler, kadınlara istenmeyen hamilelikleri engellemede yardımcı olacak tedbirlerle ilgili bilgi vermeli ve kadınların hayatlarını tehlike altına sokacak gizli çocuk aldırma eylemlerine girişmelerine ihtiyaç duyulmamasını sağlamalıdır” derken, 20. Maddede de “Devlet’in, doktorların veya diğer sağlık personelinin istemli çocuk düşürme vakalarına ilişkin tutanak tutmalarını talep etmesi kadının özel hayatının ihlal edilmesi kapsamındadır” denilmektedir. Özet olarak kadının temel insan hakları kapsamına giren kürtaj hakkının geri alınması ya da kısıtlanması, sözleşmenin ihlal edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu durumda Türkiye’nin son birkaç gündür yaptığı tartışmanın başka bir amaca hizmet ettiğini söylemek çok yanlış olmaz.

Gerçekten de kürtaj tartışmasının, en can alıcı konular gündemdeyken ortaya düşüvermesi zamanlama açısından çok önemli. Kadınlar açısından bakıldığında, Devletin kadın bedenini de kendi malı gibi görüp, üzerindeki karar yetkisini sahiplenmeye çalışmasının son derece sorunlu olduğunu düşünüyorum. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin % 1400 arttığı son on yılın hükümet başkanı olarak Başbakan’ın kadınları erkek şiddetinden korumaya yönelik herhangi bir adım atmadığı bir sistemde, kalkıp da kadının kendi bedeni üzerindeki en önemli haklarından birini Devletin tekeline almaya çalışması, kadına hangi gözle bakıldığının de en önemli göstergesi. Kadın istihdamının son derece düşük ve okuma yazma bilmeyen kadın oranının hâlâ % 14 olduğu Türkiye’de, her aileye en az üç çocuk yapmasını tavsiye eden Başbakan’ın bu şartlar altında kadınların tamamen kamusal alandan çekilip eve kapanmak zorunda kalacağını da bildiğini tahmin ediyorum. Zaten herhalde niyet de bu yönde. İktidara gelmeden önce vaatte bulundukları türban meselesinde hâlâ bir yasa çıkarmamış ve başörtülü kadınların mağduriyetini gidermemiş, o sürekli kutsadıkları anneliği çalışan kadınlar için kolaylaştırmamış, yasalarda mevcut olduğu halde işyerlerine kreş açılmasını denetim altına almamış, tecavüz edilen kadınların tecavüzcüleriyle evlendirilmesiyle sorunu çözmeye yeltenen ve ensest ilişkilerin önünü alacak yasal yaptırımı bir türlü uygulamayan bir iktidar partisinin, kadının en kişisel ve en mahrem haklarını ele geçirmeye çalışırken, bunu kadınlar adına yapıyormuş gibi göstermesi, son derece komik ve inandırıcılıktan uzak oluyor doğal olarak!

Bakanlığının adındaki “Kadın ve aileden sorumlu” ifadesini bile içindeki “kadın” kelimesini kaldırıp “Aile ve sosyal politikalar Bakanlığı” olarak değiştiren hükümetin söz konusu Bakanlığının başında bulunan ve AKP’nin en çok çalışan, en samimi siyasetçilerinden biri olduğunu düşündüğüm Fatma Şahin kendisine yöneltilen kürtaj sorusunu “Bilim ve akıl ne diyorsa onu izleyeceğiz” diye cevaplarken, aynı dakikalarda Başbakan’ın “kürtaj bizim değerlerimize uymaz” şeklindeki demecini veriyordu haber kanalları.

İçinden geçtiğimiz dönemin en büyük sorunsalı bu iki cümlede yatıyor kanımca. Türkiye her tür iç ve dış politikalarını objektif kriterlere dayalı “bilim ve aklın” yoluyla mı, yoksa sübjektif kriterlere dayalı “din ve değerlere” uygun olarak mı belirleyecek? Din ve değerlere uygun belirleme, o değerleri hangi temele, kimin inancına dayandıracağımız sorunsalını da beraberinde getireceği için, sonuç olarak son derece antidemokratik, hak ve özgürlükler temelinden uzak, mutlakıyetçi bir iktidar sistemi doğuracaktır.

Uludere’de masum insanların öldürülmelerinin üzerinden beş ay geçti, sorumlular hâlâ ortada yok ve adalet talep edenlere Başbakan “tasmalarınız kimin elinde biliyoruz” diyerek üstü örtülü şekilde “siz kimin köpeğisiniz?” demeye getiriyor. Bu esnada sınırlarımızın güneyinde Suriye’de insanlar kitlesel olarak katlediliyor ve akabinde Türkiye Suriye ile olan bütün ipleri koparıyor. Memurlara zam konusu, THY çalışanlarının grev hakkı, polisin sıktığı biber gazı sebebiyle bir insanın daha hayatını kaybetmesi, uzun tutukluluk süreleri, duvara “YÖK’e hayır” yazdı diye bir öğrencinin daha tutuklanması, tutuklu yargılanan öğrenci sayısının 600’ü geçmiş olması, iş kazalarında her sene yüzlerce işçinin hayatını kaybetmesi, Başbakan’ı eleştiren gazetecilerin işlerinden atılması vs. gibi gerçek gündem konularının hepsi arada kaynayıp gidiyor.

Biz ise siyasetçilerimizin birbirlerine hakaretler savurduğu son derece seviyesiz bir siyaset ortamından gerilim ve öfke payımızı alıp, birbirimize karşı biraz daha bileniyor, biraz daha kutuplaşıyoruz. Ve gerçek politika yapmak, yani yaşadığımız ortak Polis’in kamusal sorunlarına eğilmek ve sorunlara akılcı çözümler üretmek yerine oturduk kürtajın yasaklanıp yasaklanmamasını tartışıyoruz.

Böyle giderse, bir sonraki adımımız meleklerin cinsiyetini tartışmak olacaktır!

 

ETİKETLER

maya arakon

Yazarın Diğer Yazıları

Bask deneyiminden ders çıkarmak

Türkiye’ye döndüğümde bir hafta içinde ülkemde yaşanmış olan bunca acıyı görünce aklıma Bask Ülkesi’nde geçirdiğim bir hafta geldi...

Adaletin ortaçağ karanlığı

İçinden geçtiğimiz dönemde Türkiye, adalet süreçlerinde evrensel hak ve temel özgürlükler prensiplerinin bütünüyle çiğnendiği...

Evladınızı öldürdük, parası neyse veririz!

Başbakan Erdoğan’ın 34 sivilin bombalanarak öldürüldüğü Uludere Roboski katliamından sonra uzun süren suskunluğun...