15 Kasım 2013

Oldunuz da ne oldu?

10 Kasım’dan bu yana garip bir tartışmaya tanıklık ediyoruz. Bir yanda Kemalistler, diğer yanda Tayyipistler. Ya da bir yanda kışlacılar diğer yanda camiciler, ne derseniz deyin. Kendilerini bu ülkenin sahibi sanan iki “tek adamcı” zihniyetin acıklı kavgası büyük bir ciddiyetle devam ediyor.

 

10 Kasım’dan bu yana garip bir tartışmaya tanıklık ediyoruz.

Kendilerini bu ülkenin sahibi sanan iki “tek adamcı” zihniyetin acıklı kavgası büyük bir ciddiyetle devam ediyor.

Bir yanda Kemalistler, diğer yanda Tayyipistler. Ya da bir yanda kışlacılar diğer yanda camiciler, ne derseniz deyin.

Yanlış anlamayın, çoğu zaman iki tarafın da birbirleri hakkında söylediklerine yürekten katılıyorum.

 

Örneğin, 10 Kasım’da Koç grubunun “Olmasaydın olmazdık” ilanına Akit gibi bir gazeteye “Olmasaydın da olurduk” diye ilan vererek “cevabı yapıştıran” Sancaktar Dergisi’nin kurucularından Eyüp Gökhan Öztekin’in şu sözlerinin altına imzamı atmaktan hiç çekinmem: “Mustafa Kemal’in icraatlarını beğenmiyorum, dünya okumasını paylaşmıyorum, geleceğe dair perspektifini onaylamıyorum.”        

Hatta Öztekin’in belki de çekindiği için söyleyemediği bazı eklemeler de yapılabilir.

Mustafa Kemal bir diktatördü. Ya da Mustafa Kemal gerektiğinde en yakınındakileri bile bir kalemde silebilecek kadar, hadi başımı daha fazla derde sokmayayım, “gözükaraydı” gibi.

Veya Mustafa Kemal’in demokrasi denen yönetim biçimiyle uzaktan yakından ilgisi yoktu gibi.

Bunların hepsine varım.

 

Fakat iş bu kadarla kalamaz.

Çünkü bu söylenenlerin hepsi yeni bir Atatürk olma heveslisi Recep Tayyip Erdoğan için de geçerli.

Cami ve kışla aşkıyla coşmuş bir toplumda, özelikle böyle bir zamanda bu gerçekleri söylemek ne kadar akıllıca bilemiyorum ama böyle bir tercihin tek bir adamın peşine takılıp hem kendinin hem de başkalarının hayatını karartmaktan daha onurlu olduğuna inanıyorum.

Üstelik iki tarafın bu acıklı didişmesi yüzünden kaybedilen yılları, kaçırılan fırsatları, yitirilen hayatları hatırladığımızda ve ülkenin bugün vardığı noktayı soğukkanlılıkla idrak ettiğimizde iki tarafa da gerçekleri hatırlatmak, bu gerçeği gören herkesin boynunun borcu bence.

 

İki tarafın da demokrasiden hoşlanmamak gibi çok kuvvetli bir ortaklıkları var, iki taraf da bu ülkede yaşayan herkesin kendilerine benzemesi gerektiğine inanıyor, iki taraf da devleti kutsayıp insanı küçümsüyor, iki taraf da kendilerinin “efendi” diğerlerinin köle olduğuna iman ediyor, iki taraf da “kutsallıklarla” hayata yön vermeye uğraşıyor, iki taraf da bütün insanların kıyafetlerine, inançlarına, hayatlarına karışma hakkına sahip olduklarına emin.

İki taraf da gerçeklerden hoşlanmıyor, iki taraf da “liderlerinin” süper kahramanlar olmasını istiyor, iki taraf da bu görüşlerinin herkesçe kabul edilmesi için ısrar ediyor.

İki taraf da korkunç bir erkek bencilliğiyle kadınlara hükmetmeye, kadınların nasıl yaşayacaklarını belirlemeye uğraşıyor.

Birinin kadını “açmaya” diğerinin “kapamaya” kalkmasının aslında nasıl korkunç bir benzerlik olduğunu iki taraf da fark etmiyor.

Özgürlükten, eşitlikten, çeşitlilikten iki taraf da hoşlanmıyor.

 

Bu ülkede yaşayan herkese bu iki taraftan birini seçmek zorunda olduğu, bu ikisinden başka seçenek olmadığı söyleniyor sürekli.

Demokrasi diye bir başka seçenek olduğu iki tarafça da saklanıyor.

Birbirlerine saldırıp duruyorlar, ikisine de benzemeyenlere ise birlikte hücum ediyorlar.

İki tarafı da iktidarda gördük, ülkeyi cehenneme çevirdiler. Kendilerine benzemeyene yaşam hakkı tanımamak için koca bir ülkeyi yaşanmayacak bir hale getirdiler.

Ve tüm bunlar onların tek adamlığa olan düşkünlükleri yüzünden oldu.

 

Şimdi de karşılıklı ilanlar veriyorlar, “olsaydı” mı olurlardı “olmasa mıydı” mı olurlardı, onu tartışıyorlar.

Eğer bir gazeteye ilan verecek gücüm olsaydı ben de koskocaman “Oldunuz da ne oldu?” diye sorardım.

Oldunuz da ne oldu?

Olduğunuz şeyden ve memleketi getirdiğiniz halden çok mu memnunsunuz?

Düşmanlıktan, nefretten ve baskıdan kırılıyor bu ülke sayenizde.

Yazarın Diğer Yazıları

Hayaller duşakabin

Bu saçma sapan hayalin toslayıp paramparça olacağı duvara fazla bir şey kalmadı…

"Ay resmen evrim"

Mizahtan korkanların çaresiz vahşetleri bunu durdurmaya yetmez…

Reddedildi

Bana kalırsa bunların para sayma makinasından çok hesap makinasına ihtiyaçları var…