10 Ocak 2014

Kan kardeşler

İleri demokraside işler böyle yürüyor demek ki... 34 insanın üzerine bomba yağdırırsın ve hayatına devam edersin.

Uzun uzun anlatmaya gerek yok…

Askeri savcılığın 34 insanın ölümüyle sonuçlanan Roboski katliamıyla ilgili takipsizlik kararı Hasan Cemal’in dediği gibi, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendini hukuka bağlı saymayan hoyratlığının yeni ve kepaze bir sayfasıdır.”

İlla bu cümlenin üzerine bir şey eklemek gerekiyorsa bu karar en az devletin kendi halkını bombalaması kadar zalimcedir.

O karar kadar zalimce olan bir başka şey ise askeri savcılığın “Operasyona onayı Genelkurmay Başkanı verdi” demesine rağmen Genelkurmay Başkanı’nın hiçbir şey olmamış gibi görevine devam ediyor olmasıdır.

İleri demokraside işler böyle yürüyor demek ki... 34 insanın üzerine bomba yağdırırsın ve hayatına devam edersin.

Çok kurcalanırsa da “hata olmuş” der, biraz “orduyu yıpratmayalım” sosundan katar yürür gidersin.

Sonuçta Başbakanın paşasısın, sana kim nasıl dokunabilir?

Faili artık meçhul bile olmayan katliam için yeni adres ise AİHM.AKP sözcüsü Hüseyin Çelik evlerine ateş düşen ailelere öyle söylüyor.

Çünkü o da biliyor ki sayısız AİHM mahkumiyetine en fazla bir yenisi daha eklenir, “tazminatsa tazminat” ödenir, konu da öylece kapanır.

“Bu dava Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak” diyen Başbakan ise muhtemelen askeri savcılığın kararından memnun.

İş kendisine kadar uzanmadan karanlık dehlizlerde kayboldu bile.

Başbakan, Roboski için verilen “vur emrinden” habersiz miydi?

Haberdar olduğunudüşünmemiz için geçerli nedenler var.

Öncelikle savcılık kararında bahsedilen MGK toplantısında Genelkurmay Başkanı’nın kendisine gelen bilgileri o toplantıda hazır bulunan Başbakan’la paylaşmaması gibi bir ihtimal yok.

Genelkurmay Başkanı’nın yasalarla kendisine karşı “sorumlu” olduğuBaşbakan’a bu kadar büyük bir operasyonu haber vermeden en ufak bir adım atması söz konusu olamaz.

Hadi bir an için bu “tahminlerin” tamamen yersiz ve önyargılı olduğunu düşünelim.

O halde, askeri savcılığın kararından sonra Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı’nın istifasını istemesi gerekmez miydi?

“Sen emin olmadan savaş uçaklarını nasıl benim halkımın üzerine yolladın?” diye Genelkurmay Başkanı’na sorması gerekmez miydi? En azından sorulması için tüm yetkisini kullanmaz mıydı?

Belki de Başbakan ikinci bir Erdoğan Bayraktar sürprizi yaşamak istemiyordur.

İstifaya zorlanacak, kendisinden hesap sorulacak Genelkurmay Başkanı’nın tıpkı Erdoğan Bayraktar gibi “Başbakanın her şeyden haberi var. Onun da istifa etmesi gerekir” demesinden çekindiği için kurcalamıyordur konuyu daha fazla.

Tabii bir de Selahattin Demirtaş’ın, çok değil bir-iki hafta önce “Roboski’de vur emrini Başbakan verdi” iddiası var.

Selahattin Demirtaş BDP Genel Başkanı. Bir şey bilmeden böyle hassas bir konu üzerine bu tip bir iddiada bulunması garip olur.

Açıkçası “Ulan hepiniz oradaydınız be!” demenin tam zamanı aslında.

Hepiniz oradaydınız ve komutanınızla, siyasetçinizle, bürokratınızla, medyanızla hepinizin elinde 34 masum insanın kanı var.  

Ne kadar birbirinizin üstüne sürerseniz sürün o kan ellerinizden hiç çıkmayacak.

Ve bir gün o kanın hesabını bu topluma vermek zorunda kalacaksınız.